Gece Modu

Uluslararası İlişkiler ders müfredatından daanlaşılabileceği üzere disiplinlerarası çalışan vesiyaset bilimi, tarih, sosyoloji, sosyal psikoloji, felsefe alanlarıyla bağları olan bir bilim dalıdır. Aslında kendisi, diplomasiyi incelemek adına 19. ve 20. yüzyıl tarihlerini, modern devletin oluşum sürecini ve globalleşmeyi köşe taşları kabul ederek bu dönemlerden günümüze teori oluşturabilmek için sistemli olarak belirtilen disiplinlerden belirli ölçülerde yararlanmak durumunda. Ne tarih, ne de sosyoloji olmadan başarılı bir uluslararası ilişkilere giriş oldukça zordur. Hem bu bilim dalında ulus-devletlerin ayır birer aktör olarak ele alınması hem de bu devletleri aralarındaki tarihi, ideolojik, ekonomik ve sosyolojik bağları için saydığımız tüm bilimler bir derece önem teşkil ederler. Bu yazıdaysa bu interdisipliner durumu özellikle dikkate alarak bir başlangıç niteliği taşıyabilecek bir liste yapmaya çalıştık, şüphesiz ki bu alanda bir liste yaparken aslında sonunu getirmek çok zor, ancak bir başlangıç için kimseyi korkutmadan giriş yapmak istedik, iyi okumalar diliyoruz efendim.

 1- İlber Ortaylı, Osmanlı’da Milletler ve Diplomasi

osmanlı'da milletler ve diplomasi ile ilgili görsel sonucu

Osmanlı’da yaşayan azınlıklar, bu azınlıkların daha sonra bağımsızlaşmaları ve o süreçteki kendi sosyolojik ve kurumsal dengelerini doğrudan belgelere dayalı anlatan ve İlber Hoca’nın diğer kitaplarına nazaran daha bilimsel bir yayın olmasıyla dikkat çekiyor. Diplomasiyi tanzimattan itibaren Türkiye ve geçmiş imparatorluğa dahil olan topraklar çerçevesinde görüp okuyabilmemiz açısından bu kitap bulunmaz bir nimet. Ukrayna’yı, Ukrayna’daki ve Rusya’daki kilislerin dinamiklerinin ve iç çekişmelerinin günümüzde de mevcut olan kilikleri, Rusların kendi iç çekişmelerini ve aynı zamanda Kırım meselesini, Kırım’la Osmanlı ilişkilerini, Osmanlı Yahudilerini ve Masonluğun abartıldığı gibi işlemediğini, Bulgarların ve Yunan kiliselerinin hem bu milletlerin bağımsızlık kazanıp kendi ulus-devletlerini inşa etmelerinde hem de Osmanlı içerisindeki entegrasyon döneminde ne tür bir rol oynadığını görebilir hatta buna uygun olarak da politik hem sosyolojik örnekler bulup inceleyebilirsiniz. Bu da size Uluslararası İlişkiler’in geniş çaplı okumasının kattığı önemli bir özellik olacaktır.

2- Oral Sander, Siyasi Tarih: Başlangıçtan 1918’e

oral sander siyasi tarih ile ilgili görsel sonucu

Okurken altını sık sık çizeceğiniz ve saklayamanız gerekecek bir kitap. Sık sık genel siyasi tarih için başucunuzda duracağına ve başvurup hatırlayacağınıza emin olabilirsiniz. 1995’te kaybettiğimiz Mülkiye hocalarından Oral Sander,  uygarlıkların oluşumundan, gelişmişliğin dünyada dört kutuplı sistemden (Çin, Hindistan, Mezapotomya, Akdeniz) başlayıp nasıl günümüzdeki bazen iki, bazen tek kutuplu sistemlere dönüştüğünü bizlere kavratıyor. Bu esnada modern devletin ve ulus-devletlerin oluşum süreçleri, sebepler ve sonuçları aktarılırken özellikle Fransız Devrimi’nin duygusal metinlerde bahsedildiği gibi doğrudan liberal sonuçlara götürmediğini, devrimin savaş alanlarını birkaç bin sayılı paralı profesyonel askerlerden savaşan milyonlarca köylüye dönüştürüşünü ve ardından Avusturya liderliğinde gelen diplomatik anlaşmalardan, modern anlamda bildiğimiz diplomasinin bu ortaya çıkış sürecinde aslında gündelik hayatlarımızda ne denli önemli bir araç olduğunu seziyoruz. Dünyanın neden bu kadar kanla ve savaşla çalkalandığını gerek Coğrafi Keşifler ve emperyalizmin doğup, büyüyüp, gelişip dünyada Afrika’dan Çin’e ve Japonyaya kadar işgal edilmeyen ve sömürgeleştirilmeyen yer bırakılmadığını, dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı’nın çıkış sebeplerinden yalnızca bir tanesinin bile bizlere bugünü okurken nasıl dikkatli davranmamız gerektiğini zira o dönemlerde boşta kalan tek tük toprakların Balkanlar ve Anadolu olduğunu gördüğümüzde emperyalizmin bir şehir efsanesinden çok daha ötesi olduğunu anlıyoruz.

3- Oral Sander, Siyasi Tarih: 1918’de 1994’e

oral sander siyasi tarih ile ilgili görsel sonucu

2. Ciltte kaldığı yerden devam eden Oral Sander, Birinci Dünya Savaşı’nın bıraktığı enkazın ve anlaşmaların devletleri de geçip, milletlerin üzerinde kurduğu doğrudan baskıyı, ekonomik zorlukların nasıl yeni ve tapılan liderler doğurduğunu, komunist ve nasyonel sosyalist devrimlerin birbirinin ardı sıra doğarken dünyanın bu denli ideolojik tutarsızlık ve kinle yeni bir savaşa girerken bu kez soykırımın dünya tarihinde yepyeni bir boyut yaratıp İsrail devletinin kurulmasına sebebiyet vereceğini, ABD’nin dünya sahnesinde süper güç rolünü devralıp Avrupa’ya üstünlüğünü koyduğu ve tabiri caizse Avrupa’yı ABD’ye borçlu bırakan tarihsel gelişimi, Hiroşima’dan sonra başlayan nükleer kutuplaşmayla beraber iki kutuplu dünyanın getirip götürdüklerini ve bu esnada günümüze dair son şekillerini alan dünya siyasi tarihini okumak şüphesiz ki uluslararası ilişkiler teorilerinden olan hegemonik istikrar teorisini değişen uygarlık seviyesini ve yönünü de beraberinde katarak anlamayı sağlıyor. 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi için bulunmaz nimet değerinde bir kitap.

4- Fahir Armaoğlu, Türk Siyasi Tarihi

türk siyasi tarihi ile ilgili görsel sonucu

1923’ten 1960’lara Türk siyasetindeki değişimler, iktidarın ve dış politikanın söylemleri, uygulamaları arasındaki bağlantılar ve sebepler genellikle Fahir Hoca’nın konferans metinleri şeklinde verilmiş. Lozan’la başlayıp İngiliz Dış İşleri Bakanı Lord Curzon ve İsmet İnönü arasındaki diplomasi savaşının boyutu, gerilimi, Lord Curzon’un ve İsmet Paşa’nın kararlılıklarının arkasında yatan psikolojik ve politik sebeplere dayanan kılcal bir incelemeyle diplomasinin ne denli zor ve önemli bir şey olduğunu kendimize katabileceğimiz en temiz yakın tarih bilgileriyle beraber öğreniyoruz. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Kıbrıs’a da giriyor ve bugün capcanlı olan bu uluslararası siyasetin uzun süreli çıkmazlarından biri olan meseleyi yine Fahir Hoca’nın konferans metinlerinden ve makalelerinden okuyoruz.

Gündelik medyanın ideolojilerle karışık olarak sunduğu, gündelik hayat bakış açısıyla baktığımızda kavrayışın pek de kolay olmadığı bu meseleyi bilimsel bir çerçevede ele aldığımızda uluslararası ilişkilerin ne olduğuna bir adım daha yaklaşıyoruz.

5- İlber Ortaylı, Avrupa ve Biz

avrupa ve biz ile ilgili görsel sonucu

Hiç şüphesiz Osmanlı’nın gerileme sürecinin kabulünden itibaren gerek İmparatorluk gerekse Cumhuriyet döneminde Batılılaşma ve reform siyasal ve kültürel hayatın en tartışmalı konularından biri olagelmiştir ve tartışmanın zemininin rasyonel olmaktan uzak olduğu, ideoloji tabanına kurulduğu söylenebilir.

Türkiye’de tarih denince akla gelen isimlerin başında gelen İlber Ortaylı, Avrupa ve Biz adlı eserinde Türkler’in Batılılaşma sürecini en başından itibaren ele alarak öncelikle Batı Kültürü ve Türkiye adlı bölümde yüzeysel bir tanıtımla başlıyor. Anakronizmden olabildiğince uzak kalarak İmparatorluğun son dönemlerinde zirveye ulaşan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında fikri altyapıyı oluşturan Batı etkisinin kökenine indiği bu kitapta ayrıca Batı’ya dair kültürel, iktisadi, siyasi ve endüstriyel her alanda Türkiye’nin “öteki” olanla ilişkisini basit bir dille anlatıyor. Bu değerlendirmeleri yaparken Türkiye’nin yaklaşık 56 yıldır devam eden ancak tünelinin ucu görünmeyen AB ile birleşme sürecine de değinerek Uluslararası İlişkiler ile ilgilenen okuyucular için önemli bir kaynak oluşturuyor. Kitap kimilerince malumatfuruş bulunabilecek olsa da İlber Hoca alanla ilgilenenlere çok önemli ipuçları sunacak bilgileriyle okurlarını bir kez daha memnun edebilecek düzeyin çok üstünde.

 6- Henry Kissinger, Yeni Dünya Düzeni

yeni dünya düzeni kissinger ile ilgili görsel sonucu

Bu disiplinin şüphesiz en ünlü isimlerinden Henry Kissinger, Soğuk Savaş döneminin “detant” ve “mekik diplomasisi” kavramlarının mucidi. Kissinger, yeni dönemde de ABD’nin Orta Doğu, Asya ve Balkanlarda denediği demokrasi ihracı ve müdahalecilik eğilimlerinin Soğuk Savaş sürecinde bazı açılardan başarılı, bazı açılardansa başarısız olduğuna dikkat çekmektedir. Kissinger’a göre Marshall Planı, komünizmin yayılmasının engellenmesi, Batı Avrupa’nın özgürleştirilmesi ve Milletler Cemiyeti’nin yerine kurulan Birleşmiş Milletler, örneğin başarı hanesine yazılabilecek olan unsurlardır. Lakin Wilson idealizmi üzerine inşa edilen her milletin çoğunlukta olduğu yere hükmetem hakkı gerçekçilikten uzak liberal yaklaşımın başarısızlığı açısından somut örnekler oluşturdu. Böylece, Kissinger’a göre, diplomaside dolu bir tabanca, hukuki bilgiden daha yararlıdır. ABD, Sovyetler Birliği’nin olmadığı tek kutuplu bir dünyada daha güçlüyken dünyanın geri kalan kısmına şekil verme yeteneğini Soğuk Savaş’ın olmadığı bir dünyada kaybetmeye daha yakındır çünkü bu noktada gerekli olan şey bir agresif rekabetçi devlettir. Bunun yanında, ABD, ekonomik açıdan da Soğuk Savaş sonrası dönemde daha büyük bir rekabetle karşılaşacaktır. Kissinger, ABD’nin yüzyılın sonuna kadar ekonomik üstünlüğünü koruyabileceğini ifade etse de, günümüzde Çin’in hızlı yükselişi, bunun pekâlâ mümkün olamayabileceğini göstermektedir. Kissinger’a göre, Amerikan askeri gücü ise daha uzun süre rakipsiz olacak gibidir; ancak Washington, Bosna, Somali ve Haiti gibi küçük çapta çatışmaların yaşandığı bölgelerde sorunsuz olarak kullandığı askeri gücünü örneğin Irak’ta kullanınca, hem kendisi, hem Orta Doğu, hem de yeni dünya düzeni açısından büyük tahribata neden olmuştur. Ayrıca yine Henry Kissinger’a göre, ABD, böyle bir düzende primus inter pares (eşitler arasında birinci) olsa bile, sonuçta diğerleri gibi bir devlettir. Bu bağlamda, Wilson İlkeleri’ne yön veren Amerikan istisnacılığı (American exceptionalism) görüşü, yeni yüzyılda etkisini giderek kaybedecektir.

7- Küreselleşme- Toplumsal Sonuçlar, Zygmunt Bauman

Küreselleşme - Toplumsal Sonuçları

Bauman’a göre, küreselleşen güçler saltanat günlerini yaşıyor. Bunun bedelini ise yerelliğe takılı kalanlar ödüyor. Küreselleşme dediğimiz şey tam da bu dengesizlik üzerine kuruluyor. Yereller ırk, millet, etnik köken, sınıf gibi olguları kullanarak “biz” duygusu oluşturmaya çalışırken, küreseller ise onların kendi içilerine kapanmalarını istiyor çünkü yerellik sık sık değişen ve kullan-at değerlerin, ürünlerin en büyük düşmanı. Yereller yerellikleri etrafına kalın duvarlar örerken, küreseller yerellikleri toplama kampına dönüştürme peşinde. Küreselleşme ve onun çok yakını olan yerelleşme kavramı da aynı amaca hizmet ediyor; parçalanma ve yabancılaşma. Bunun sonunda artan sermaye ve açılan istihdam, boşanmayla sonuçlanan siyaset-iktidar ilişkisini (yeni aşk ekonomi-silah ticareti-iktidar arasındadır) ört bas ediyor.

Kitap, Bauman’ın diğer kitaplarında olduğu gibi çok akıcı, temiz ve düşündürücü bir üsluba sahip. Kolay okunuyor ancak üzerinde durup düşündürmeden, satırlarının altını çizdirmeden bırakmıyor sizi. İçinde yaşadığınız ülkeye ve bulunduğunuz dünyanın gidişatını irdeleyen biriyseniz kesinlikle okunması gereken bir kitap. Yerelleşmenin ve küreselleşmenin el ele verip nasıl sonuçlar doğurduğunu ve doğurabileceğine dair ufkunuzu açacak sayfalara sahip. Anlamak ve irdelemek adına vazgeçilmez bir kaynaklardan birisi olacaktır.

 

8- Tom Bottomore, Siyaset Sosyolojisi

tom bottomore siyaset sosyolojisi ile ilgili görsel sonucu

Sosyoloji de değinmeden, sırf tarih ve uluslararası ilişkiler teorileriyle gidilmez demiştik, nitekim gidilmiyor da. Siyaset sosyolojisi, ulus-devletin bölge bölge kendi içerisinde izlediği tarihsel dönüşümlerle bizi aydınlatırken, bu aydınlanmanın uluslararası ilişkilere ilgisiyse bu tip evrimlerin esnemek gibi bulaşıcı bir durum olduğunu ve devletlerin hareketlerini, kalkınma hızlarını ve saldırganlık düzeylerini belirlediklerini bilmekte fayda var. Din adamları ve soylular haricinde yer alan üçüncü sınıfın, sonradan burjuvazi ve işçi sınıfları olarak ayrılmalarının Amerikan ve Fransız Devrimlerinde yurttaşlık ve halk egemenliği ile gelişiminde ekonomi etkiliyken, bu ülkelerle Almanya, İtalya ve Slav ülkelerinin kültürel tabanla milliyetçiliği ele almasıyla faşist ya da otoriter yönetimlerin doğuşunun ulus-devletin hangi yapılarından kaynaklandığını görüyoruz. Modern siyasi tarihi öğrenirken, ardında yatan teorik ve sosyolojik farklılıkları da gördüğümüz zaman uluslararası sistemde olguları ve aktörleri değerlendirmemiz, sistemin dinamiklerini öğrenmemiz kolaylaşıyor.

9- Iain Chambers, Göç, Kültür ve Kimlik

iain chambers göç kültür kimlik ile ilgili görsel sonucu

Bu yaptığımız ders kitapları harici olan genel okuma listemizin sonunda uluslararası ilişkilerde günümüzün en sık duyulan ve diplomasiyi en çok zorlayan, açmazlarda bırakan, aynı anda ülkelerin iç siyasetlerinde kırılmalara ve milliyetçiliğin dünya genelinde artışında göç çok büyük bir rol oynuyor. Göçmek, göçmen ve hele mülteci olmakla onları görüp “ötekiler” olarak algılamak arasında büyük bir fark yatıyor. Göçmen olduğunuz zaman kültürel farklılıklar dolayısıyla dışlanma, aşağılanmayla beraber suçu üzerine çekme gibi durumlarla karşılaşıyorsunuz. Bireysel anlamda, bir göçmenin kimlik bunalımı ve tamamen “ötekiler”le dolu bir yere gelmesiyle, “biz”den oluşan bir topluluğun göçmeni “öteki” olarak algılaması durumları incelenmeye değer iki farklı olgu. Bu iki olgudan hangisinden bakarsanız diğer tarafla çatışmaya, sorunu miyop yollarla çözmeye ya da insanlık durumunu ihmal etmeye kadar gidebilirsiniz. Toplu göçler sonrası asimilasyon çabaları ya da tamamen kayıtsız kalınan entegrasyon kavramı, göçmenin kendini tanımlama, ifade etme ve ait hissetme konularındaki bocalamalarıyla zaten tepki vermeye hazır olan “ev sahibi”nin onu tanımlamasındaki farklılıklar, akıllara Gayatri Spivak’ın şu sorusunu getiriyor: Madun konuşabilir mi? Keza bu soru, göçmenler için de sorulabilir. Göçün getirdiği ya da gelmiş olduğu sorunları çözmedeki başarısızlığın aslında çözümlerin göçle ilgili olmaması sonucuna da ulaşabildiğimiz bu kitap, uluslararası ilişkiler okuyacaklar için derin bir bakış açısı kazandıracak ve miyop çözümler sunmanın ötesine geçmenizi kolaylaştıracak.

(Katkıda bulunan sevgili M. Furkan Küçükmeral’e teşekkür ediyorum.)

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin