Sosyoloji Bölümü Okuyacaklara Kitap Önerileri

Doğduğumuz andan bu yana, bir topluluğun içinde yaşamaya başlarız. Bu topluluk zaman içinde karmaşık bir hale gelir ve kendimizi toplumla karşı karşıya buluruz. İçinde bulunduğumuz çağ ve geçmişten günümüze kadar yapacağımız analiz, toplumsal yapıyı anlamak ve irdelemek için oldukça önemlidir. Bu nedenle toplumbilim yani sosyolojiyi yaşamın her alanına taşıyabilmek, ilişkilendirmek gerekir. Yaşantımızın her alanının bir sosyolojik arka planı olduğunu söyleyebiliriz. İşte tam da bu noktada sosyoloji, çeşitliliğiyle birlikte ilgi duyanlara inanılmaz keyif vermeye başlar. Bu keyfi ve düşüncelerimizi de okuduğumuz kaynaklarla pekiştirip güçlendirdiğimizde yeni yolda buluruz kendimizi. Şunu da unutmayalım ki; sosyoloji olması gerekenle değil, olanla ilgilenmelidir. Olanla ilgilenmek için okumaya başlayabileceğimiz kitaplara geçelim:

Sosyoloji Bölümü Okuyacaklara Kitap Önerileri

1Sosyolojik Düşünmek – Zygmunt Bauman:

Sosyolojik Düşünmek

“Sosyolojik Düşünmek” kitabı, modernlik ve postmodenlik çalışmalarıyla son dönemin önemli düşünürlerinden biri olan Bauman’ın eseri. Bu kitap, sadece sosyoloji öğrencileri için kaleme alınmış bir çalışma değil. Bu alana ilgi duyan herkesin, sosyolojinin anlamı ve işlevi, sosyolojideki farklı tarzlar ve yaklaşımlar üzerine bilgilenmeyi sağlayacak bir yapıt.

Bauman bu kitabı, akademik kullanım mantığına göre değil de, “gündelik” hayat mantığına göre düzenlemiş. Bu yüzden okuması inanılmaz keyifli. Her birimizin yaşadığı gündelik, sıradan gibi gözüken olayları çok iyi bir biçimde incelemiş, sosyolojinin varlığını anlatan ve öğreten türden. Kitaptaki konular daha çok karşıtlıklar üzerinden çok boyutlu bir bakışla irdeleniyor. Birey-grup, doğa-kültür, millet-devlet, birliktelik-ayrılık gibi.

Anlatımının akıcı ve verilen örneklerin yaşamın içinden olmasından dolayı taşlar yerine çok kolay oturuyor. Sosyolojiyi anlamak adına başlangıç için muhteşem bir kitap.

2Sosyal Bilimleri Açın – Gulbenkian Komisyonu:

Sosyal Bilimleri Açın

Bilginin sosyal olarak kurulmuş olması, daha geçerli bilgiye ulaşmanın sosyal olarak mümkün olması demektir. Bu kitapta, geçmişteki uygulamalara yönelik eleştirilerle birlikte çoğulcu ve evrenselci yapılar kurarak sosyal bilimlerin nesnelliğinin arttırılma inancını görüyoruz.

Kitap aslında bir rapor temelinde. Bu raporda, sosyal bilimin tarihsel oluşumu, 1945’ten sonra meydana gelen gelişmelerin entelektüel iş bölümü ile ilgili sorularını örgütlenme yapısının yeniden tartışmasını okuyoruz. Ayrıca, günümüzdeki sosyal bilim tanımını daha fazla ileriye nasıl götürebileceğimiz faktörler ele alınmış, tabii ki tarihin ve tartışmaların ışığında. Sosyal bilimleri temellendirmeniz ve irdeleyip daha ileriye taşımak için önemli bir yapıt. Her sosyal bilimler öğrencisinin ve sosyal bilimlerle ilgilenenlerin okuması gereken kitaplardan.

3Hayvanlardan Tanrılara Sapiens – Yuval Noah Harari:

Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens

“Hayvanlardan Tanrılara Sapiens” kitabında; insanın geçmişten günümüze süren varlığını başka bir yönden ele alındığını görüyoruz. Örneğin, Tarım Devrimi’nin gerçekleşmesiyle ortaya çıkan mülkiyet kavramının insanlığı nasıl bir noktaya getirdiğini; Bilişsel Devrim ile birlikte neler olduğunu ve ilerleyen zamanda insanın hangi noktaya gideceğini anlatan bir kitap.

Öylesine çarpıcı bir yapıt ki, okurken ırk, cinsiyet, din gibi duvarlardan sıyrılıp okumak gerekiyor. Sahip olduğunuz düşüncelerinizi oldukça derinden etkiliyor. Okudukça farklı bir bakış açısı kazandırıyor size, kitap bittiğinde başladığınız zamandaki yerinizde olmuyorsunuz. Oldukça yoğun, ağır bir konusu var. Ancak, üslubu bir o kadar sade ve akıcı. Kitabın nasıl ilerlediğini anlamıyorsunuz derin bir konuyu anlatsa bile. Bu konularda bir fikri olan olmayan herkes çok rahatlıkla anlayacaktır. Yazarın, objektif bir şekilde anlatması ve Türkçeye çevirisinin de başarılı olması önemli detaylardan. Bu serinin devamı ise “Homo Deus” ve “21. Yüzyıl İçin 21 Ders” kitaplarıyla devam ediyor.

4Tüfek, Mikrop ve Çelik – Jareo Diamond:

Tüfek Mikrop ve Çelik

Kitap temel olarak, “Neden Avrupalılar Amerika’yı keşfetti, Amerikalılar Avrupa’yı keşfedemedi?” sorusuna yanıt aramakla başlıyor ve ilerliyor diyebiliriz. Ancak, söylemesi ve sorması basit olan bu soruyu yanıtlamak bir hayli zor.  610 sayfa boyunca, insanlık tarihiyle ilgili, yeme-içme, şehirleşme, tarihi detaylar, din, tarımın başlamasından yazının bulunmasına gibi daha çok sayılabilecek konuları ele alıyor. İnsanlığın MÖ 11.000 yılından günümüze kadar çok derin incelemesinden oluşuyor diyebiliriz. Tıpkı “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens” kitabındaki gibi. Fakat, bu kitap biraz daha ağır, üslubu daha bilimsel verilerle dolu. Konu olarak paralellik gösterse de, Harari’nin kitabı daha akıcı ve anlaşılır şekilde.

Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabı ise bolca bilimsel detaylardan, birkaç görselden ve tablo verilerinden oluşuyor. Özellikle, yazarın önsöz ve son deyiş kısmında yaptığı açıklamalar, ortaya çıkardığı veriler çok başarılı ve yerinde. Bu durum ise kitabı akademik açıdan daha anlaşılır ve tutarlı kılıyor. Bugünün sosyolojisini temellendirmek açısından çok önemli bir yapıt.

51984 – George Orwell:

1984

Bireyselliğin, özgür düşüncenin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş hâle geldiği bir dünya düzenini görüyoruz 1984’te. Bu kitabın yayımlandığı yıl 1949, kitaptaki temel taşları 2019’un dünyasıyla sembolik olarak ilişkilendirdiğimizde bir roman okurken aynı zamanda sosyolojiye de başlamış oluyoruz.

Büyük Birader’in siyahı üzerinize çöküyor okurken. Kelimelerin, dillerin var olmamız için nasıl önemli bir etken olduğunu fark ediyorsunuz. Temelde anarşinin kaosu ve aşırı otoriterlik arasındaki iki uçtan birinde nelerin olduğunu görebiliyor ve böylece sosyolojik anlamda bir mukayese kurabiliyoruz. Bugüne baktığımızda Black Mirror gibi distopik dizilerin ilham kaynaklarından biri şüphesiz 1984. Örnek vermek gerekirse, bugünlerde çok sık dolaşan “Google bizi mi dinliyor?” sorusunun ardından akla Büyük Birader Geliyor ve böylece bunu nasıl analiz edebileceğimizi daha iyi anlıyoruz. İlgilenen olursa, burada Aldoux Huxley’den Cesur Yeni Dünya’dan da bahsedebiliriz, nitekim bu kitapların tahlilleri yapılırken sosyolojiden yoğun biçimde yararlanıldığını ve bu kitapların sosyoloji yazılarında örnek olarak kullanıldığını biliyoruz.

6Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla – Leo Huberman:

Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla

Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla” kitabını Huberman, “Tarihi, ekonomi teorisiyle ve ekonomi teorisini ise tarihle açıklamak” amacını gözeterek kaleme almıştır.  Hatta kendisi bu düğümlenmenin önemli ve zorunlu olduğunu dile getirir. İki amaç birbirinden soyutlandığında amaçsızlaşır. Kitapta sözü edilen amaçlara bütünüyle ulaşıldığını okuyoruz.

İncelenen dönemin toplumsal ve ekonomik yapısı ile, bu temelde gelişen fikir ve eylemler arasındaki ilişkiler ortaya konuluyor. Üstelik oldukça başarılı bir şekilde. İktisadi kurumların gelişiminde doğan bazı öğretilerin niçin doğduğunu, toplumsal hayatın dokusundan nasıl ortaya çıktıklarını, doku değiştikçe nasıl gelişip, değiştiklerini ve sonunda yok olduklarını açıklayan bir çalışma. Huberman’ın kendi tabiriyle ise; bir çaba.

Üslubu diğer o bildiğimiz sıkıcı tarih ya da bilimi konu alan kitaplar gibi değil; gayet akıcı. Bu konulara ilgili değilseniz oldukça ufkunuzu genişletecek; ilgiliyseniz, hatta birikiminiz varsa keyifle okuyacağınız türden bir kitap.

7Küreselleşme- Toplumsal Sonuçları – Bauman:

Küreselleşme - Toplumsal Sonuçları

Bauman’a göre, küreselleşen güçler saltanat günlerini yaşıyor. Bunun bedelini ise yerelliğe takılı kalanlar ödüyor. Küreselleşme dediğimiz şey tam da bu dengesizlik üzerine kuruluyor. Yereller ırk, millet, etnik köken, sınıf gibi olguları kullanarak “biz” duygusu oluşturmaya çalışırken, küreseller ise onların kendi içlerine kapanmalarını istiyor çünkü yerellik sık sık değişen ve kullan-at değerlerin, ürünlerin en büyük düşmanı. Yereller yerellikleri etrafına kalın duvarlar örerken, küreseller yerellikleri toplama kampına dönüştürme peşinde. Küreselleşme ve onun çok yakını olan yerelleşme kavramı da aynı amaca hizmet ediyor; parçalanma ve yabancılaşma. Bunun sonunda artan sermaye ve açılan istihdam, boşanmayla sonuçlanan siyaset-iktidar ilişkisini (yeni aşk ekonomi-silah ticareti-iktidar arasında der Bauman) ört bas ediyor.

Kitap, Bauman’ın diğer kitaplarında olduğu gibi çok akıcı, temiz ve düşündürücü bir üsluba sahip. Kolay okunuyor ancak üzerinde durup düşündürmeden, satırlarının altını çizdirmeden bırakmıyor sizi. İçinde yaşadığınız ülkeye ve bulunduğunuz dünyanın gidişatını irdeleyen biriyseniz kesinlikle okunması gereken bir kitap. Yerelleşmenin ve küreselleşmenin el ele verip nasıl sonuçlar doğurduğunu ve doğurabileceğine dair ufkunuzu açacak sayfalara sahip. Anlamak ve irdelemek adına vazgeçilmez bir kaynaklardan birisi olacaktır.

8Toplumun McDonaldlaştırılması – George Ritzer:

Toplumun McDonald'laştırılması

Amerikan sosyolog George Ritzer bu kitabında, Weber’in akılcılık ilkesinden hareket ederek çağdaş toplum yaşamının değişen karakteri üzerine bir inceleme yapmış. Duygulardan ziyade artan rasyonalite ile birlikte yaygınlaşan bu sürecin en net örneğini McDonald’s restoranı olarak ifade ediyor. Dünyanın neresinde olursanız mutlaka bir McDonald’s görürüz. Peki nasıl ve neden bu kadar içselleştirdik? Ritzer için “McDonald’s” kavramı akılcılığın demir kafesi olarak tanımlanıyor. Bu kafese hapsedilen McÜniversite, McDoktorlar gibi hayatın her alanı tarafından yutulan bir dünyada yaşıyoruz artık.

Bahsedilen akılcılaşma süreci modern yaşamın ihtiyaçlarına göre; verimlilik, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik ve denetim unsurlarına dayanıyor. Her şeyin standart ve mükemmel gözükmesinin ardında kalan insansızlaşma, emek sömürüsü, çevre tahribatı, benliğin sınırlandırıldığı ve rasyonalitenin irrasyonelleştiği detayları okuyorsunuz sayfalarda. Kitap, sosyolojik bir incelemeden ziyade distopya hissi veriyor bazı satırlarda. İlerleyen sayfalarda Starbuckslaşma, eBayleşme, web 1.0-2.0 donanımlarına değiniliyor. Kapitalizmin etkisiyle aşina olup içselleştirdiğimiz çoğu şeyin arkasında kalan detayları tüm çarpıcılığı ile okuyorsunuz.

9Karakter Aşınması – Richard Sennett:

Karakter Aşınması

Bu kitap için kapitalizmdeki işin, kişilik üzerindeki etkilerini irdeliyor diyebiliriz kısaca. Fakat, nasıl güzel bir irdeleme! Kitap, “Sürüklenme, Rutin, Esnek, Okunaksız, Risk, İş Etiği, Başarısızlık ve Tehlikeli Bir Zamir” isimli sekiz bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde, yeni kapitalizmin insana yönelik saldırısı, eski kapitalizme ait bir kötülük olan monotonluk, zamanın yeniden yapılandırılışı, modern emek biçimlerini kavramanın zorluğu, risk almanın nasıl kafa karıştırıcı ve bunaltıcı bir deneyim oluşu, iş etiğinin değişimi, başarısızlıkla başa çıkmak, işin açtığı yaralara çare olarak görülebilen cemaat fikirleri yer alıyor.

Kapitalizm konusunda değinilebilecek temel noktalara değinilmiş. Adam Smith’in Ulusların Zenginliği kitabına, Max Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu kitabına, Marx’ın, Giddens’ın, Bauman’ın düşüncelerine, yabancılaşma kavramına, çeşitli sosyologlara, dinsel öğretilerin kapitalizmle alakasına gibi konulara oldukça geniş şekilde yer verilmiş. Özellikle Weber’in eseri bahsedilen bölümde çok güzel irdelenmiş. Smith ile Diderot’un düşünceleri başarılı bir şekilde karşılaştırılmış. Günümüz dünyasındaki bireylerin karakter kavramını irdelemek ve üzerine düşünmek için başarılı bir yapıt.

10Şeffaflık Toplumu – Byung-Chul Han:

Şeffaflık Toplumu

Kitap, toplumu farklı şekillerde ele alıp bunların kısaca açıklanmasından oluşuyor. Olumluluk, teşhircilik, apaçıklık, porno, ivme, teklifsizlik, enformasyon, ifşa ve kontrol toplumu olarak ele almış yazarımız.

Genel haline baktığımızda ise, şeffaflık toplumu oluşuyor. Şeffaflık insanı camlaştırır. Şiddeti de burada görülür. Sınırsız özgürlük ve iletişim, kontrol ve gözetime dönüşür. Günümüzdeki sosyal medya, toplumu giderek kontrol altına alan ve sömüren bir hale gelmiştir. Kendi isteğimizle hayatımızın her anını paylaşır hale gelmenin yanı sıra, bu paylaşımlara dayanan insan ilişkilerine tanık oluyoruz. İkili ilişkilerde daha önce görülmeyen kırıcı noktalar, kısıtlamalar veya daha önce hayatımızdaki dedikodulara benzemeyen dedikodu tipleri yerleşmiş oldu hayatımıza. Bunun haricinde şeffaflık, bir ideolojidir. Tüm ideolojiler gibi onun da olumlu bir çekirdeği vardır. Tehlikesi de tam da bu ideoloji fikrinde yatar. Daha da artarsa şiddete yol açar. Üretim ve iletişim için gizlilik, yabancılık olumsuz etki bırakır. Şeffaf olmak adına bunlardan kurtulmak gerekir. İşte kitabın konusunda da genel olarak bu düşünceleri okuyoruz.

11Felsefeye Giriş – Ahmet Arslan:

felsefeye giriş ahmet arslan ile ilgili görsel sonucu

Sosyolojinin temeline baktığımızda aslında felsefenin ne kadar yoğun olduğuyla karşılaşırız. Sosyal bilimlerin birbiriyle olan karşılıklı ilişkisini hepimiz tahmin edebiliriz; sosyoloji-psikoloji veya coğrafya-sosyoloji arasındaki ilişki gibi. Bu ilişkilerin en güçlüsü ise, felsefe ile sosyoloji arasında aslına bakıldığında. Tarihsel süreçte en küçük topluluklardan en karmaşık yapılı toplumlara gidene kadar “Nasıl? Ne?” soruları bu süreçte peşimizi bırakmaz. Felsefenin temelini oluşturan bu sorular, toplulukların veya toplumların düşünce temellerini oluşturduğu gibi davranışlarını da şekillendirdiğini görürüz. İşte tam da bu noktada, felsefenin önemiyle karşı karşıya kalırız. Felsefeye başlangıç için ise, Ahmet Arslan’ın “Felsefeye Giriş” kitabı oldukça uygun bir kitap.

Ahmet Arslan’ı çeşitli konuşmalarından tanıyorsanız eğer, konuşmasının ne kadar akıcı ve kendine çektiğini bilirsiniz. Eğer tanımıyorsanız, bu kitabın üslubu ile tahmin edersiniz bu akıcılığı. Karşısındaki kişiyle sohbet ediyormuş gibi anlatıp bir yandan da bilgi dolu bir üsluptan bahsetmek mümkün. Bu nedenle, felsefe kitapları için var olan sıkıcı algısı da yıkılmış oluyor. Akademik anlamda da giriş niteliğinde olan bu kitap, dokuz bölümde felsefenin çeşitli yönlerini ele alıyor ve sizi düşündürmeye başlıyor.

12Retrotopya – Zygmunt Bauman:

Retrotopya

Yine Bauman, bu kez yaşadığımız çağın sosyolojisini anlattığı son çalışmasıyla karşımızda. Aslına bakarsanız tavsiye edilen ve mihenk taşı olarak görülen çalışmaların birçoğu modern zamanın başlangıcına ve ortalarına dayanırken, 2010 sonrası dünyanın, post-modernliğin ve onun adlandırmasıyla akışkan modernitenin neleri getirdiğini ve götürdüğünü bize anlatıyor.

Dünyamızda yükselen trendler var,: otoriterleşen hükümetler, dağılan Avrupa Birliği, artan mülteci akınıyla birlikte yükselen milliyetçilik, bireyselliğe çağıran tüketim piyasası ve insanı depresyona sürükleyen narsistik alışkanlıklar…

Bauman, bu trendleri 4 bölümde tespit ediyor ve günlük hayatta sıklıkla karşı karşıya kaldığımız şeyleri göz önüne seriyor:

  1. Hobbes’a Dönüş mü?
  2. Kabileye Dönüş
  3. Eşitsizliğe Dönüş
  4. Ana Rahmine Dönüş

Tüketim alışkanlıklarımızın hayatımızı nasıl değiştirdiğinden, siyasetin ve iktidar stratejilerinin aslında hayat tercihlerimizde nasıl rol oynadığını bize anlatan Bauman, son kitabıyla günümüzde sosyolojiye başlayanlara izleyecek bir patika daha gösteriyor. Yalnızca geçmişteki incelemeleri değil, bugünü incelemenin de ne kadar az yapıldığını ve bunun geçmişle bağını bize anlattıkça içimizde anki “hıı”, “aa evet” hislerini ve sosyal incelemenin keyfini hissediyoruz.

13Ego Analizi ve Kitle Psikolojisi – Freud:

Kitle Psikolojisi ve Egonun Analizi

Sosyolojiden bahsederken psikolojiye mutlaka değinmeliyiz. Freud birçok yazısında konulara kendi psikanaliz kuramından yaklaşıyor. İnsanın bilinçdışı doğasını da bilimin konusu edinen Freud, Gustav Le Bon’un Kitleler Psikolojisi kitabını referans alıp analiz ediyor. Sosyal-psikolojik olgulara Id, Ego, Süperego kavramlarıyla yaklaşıp kitlelerin yeni bir vücuda dönüşünün mü mevcut olduğunu yoksa kitlenin içindeki bireylerin bir araya geldiklerinde ahlaki değerlerinde mi bir değişim olduğunu temellendirerek anlatıyor. Kabaca Freud, topluma uymak olarak adlandırdığı ahlakın ve bilinçdışı itkilerin (id) sahip olduğu enerjinin (libido) kitleyle bireyin buluşmasında nasıl değiştiğini, normalde kamu malına zarar vermenin yadırgandığını ancak kitlelerin ya da orduların, öfkeli kalabalıkların bir araya geldiklerinde içlerindeki vahşi enerjiyi bırakırken ahlaki bir sorgulamada bulunmadıklarını anlatıyor.

Kitabın devamında Ego Analizini yaparken aşkın çözümlemesine de giren Freud, ket vurmanın, eksik benliklerin ya da benliklerimizin özünde (idinde) ne kadar doyurulması imkansız biçimde aç olduğunu anlatarak sosyoloji okuyanlara daha farklı bir analiz çerçevesi sunuyor. Bu kitabı okuduktan sonra siyaset sosyolojisini ve sosyal psikolojiyi daha yakından anlayacaksınız.

14Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu – Erving Goffman:

Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu

Dramaturjik yaklaşımın babası olan Erving Goffman günlük yaşam pratiklerimizi, kendimi sınıflandırmamızı ve açığa vururken nelere başvurup aslında neler hissettiğimizi en küçük düzeylere kadar anlatıyor. Performans-vitrin kavramlarını ve teşhirciliği de göz önüne alan Goffman, kitabında kendi yaptığı orijinal sosyal deneylerinden oldukça yararlanıyor. Günümüzde bu kitap ve dramaturjik yaklaşım günlük yaşam sosyolojisinde oldukça sık başvurulan bir kaynak. Sosyal davranışın ve sembollerin giyimimizle, üslubumuzla, mimiklerimizle nasıl şekillenip taşındığını en iyi anlatanlardan biridir. Bu yaklaşım aynı zamanda sosyal bilimlerin birçok alanında (siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, psikoloji) kullanılmakta olup günümüzle en yeni bağıntısı sosyal medya edimlerimizdir. Okuyucularımız Goffman’ın sosyalleşme yollarını ve bu süreç içerisinde benliğin sunumunu Zygmunt Bauman’ın Akışkan Hayatı’yla birleştirdiğinde, günümüzdeki insan davranışlarını ve bu davranışların seyrini açıklayabilecek gözlüğe bir adım daha yaklaşacaklardır.

Sembolik etkileşimcilik kuramlarından olan ve köklerini George Herbert Mead’in Zihin, Benlik ve Toplum’una dayandıran bu çalışma, insanların gündelik yaşamlarında benliklerini nasıl sunduklarını anlatırken, okuyucuya da büyük oranda bir öz farkındalık kazandırıyor.

 

(Bu listeyi oluştururken katkıda bulunan Onur T. Karabıçak‘a çok teşekkürler.)

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin