Osmanlı ve Türkiye’de Sansürün Tarihi

Türkiye coğrafyasında ilk harfin basılmasından sonra uygulanan ilk şey de sansür oldu diyebiliriz. Peki, sansürü bugüne kadar bu topraklarda geliştiren, besleyen ne oldu? Bugüne kadar neler yapıldı, sansürler nasıl delindi ya da sürekli hale getirildi?

Sansürden önce aslında Otosansür nedir bundan bahsetmek gerek. Çünkü sansür uygulayıcılarının asıl baskı alanı ve başarılı olduğu nokta otosansürdür.

Dış bir kaynaktan örnek verelim, örneğin bir derginiz var, siz bu dergide eğer eleştirel bir şey yazmak istiyor fakat korkup bunu yapamıyorsanız bu otosansürün ta kendisidir. Yasaklara karşı kendi fikrinizi beyan etmek istediğinizde, “O ne alaka ya?” demek istediğinizde bunu sormayı kendiniz engelliyorsanız otosansürün uygulayıcıları üzerinizde baskıyı rahatlıkla hissetmiştir.

Değişen Yönetim – Değişmeyen Sansür – Sansür’ün Türkiye Tarihi

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yöneticiler halkın bilinçlenmesine ya da tam zıttı manipüle edilmesine karşı gelmek için sansürü kullanmış, yasaklamalarda bulunmuştur. Basın özgürlüğünü kötü amaçla kullananlar ile basın özgürlüğünü halkın yanında bir şekilde kullananlar ise hep aynı noktada görülmüştür. Dünya çapında sansür uygulayıcıları manipüle edilme ile bilinç kazanmayı her zaman aynı seviyede görmüş ve insanların bilgi alma mekanizmasını kimi zaman basını, kimi zaman ise insanları baskılayarak sansürlerini rahatça uygulayabilmiştir.

Osmanlı’da Sansür

- Advertisement -

Osmanlı Devleti son dönemleri yönetimsel bozulmalar ile çığrından çıkmış, tepetaklak devrilerek yok olmaya doğru gidiyordu. Özellikle 19. yüzyıl ve sonrasında büyük bir saray çürümesi ile yok olmaya giden Osmanlı’da basın henüz daha yeni gelişmeye başlıyordu. 1831 yılında her ne kadar devlet elinden gazeteler yayınlanmaya başladıysa da 1857 yılında Matbuat Nizamnâmesi ile sansürün başlangıcı oluşturulmuştur. Bu kanun izinsiz matbaa açanlara, saray hakkında saray tarafından yanıltıcı olduğu düşünülen yayınlar yapanlara hapis ve para cezası olarak yürürlüğe girmiş ve 1857 yılında basın özgürlüğüne ilk müdahale başlamıştır.

1861 yılında ise bu kanun ilk defa uygulama içinde karşımıza çıkmış, ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval sansüre uğramıştı. Padişahı ve saray kararlarını eleştiren bir yazı yüzünden iki hafta yayını durdurma kararı almıştı. Bu olaydan bir sene sonra yayına başlayan Tasvir-i Efkâr ise parlamenter sistemi savunup padişaha övgü zorunluluğunu yerine getirmediği için baskı ile karşı karşıya gelmişti.

Her ne kadar 1876 yılında Abdülaziz tahttan indirilse de 1977 yılında ilan edilen sıkıyönetim kanunları ile gazeteciler çok daha fazla baskıya maruz kaldı, başkentten uzaklaştırılıp sürgün edildi. Bu süreçte politikanın yasak olduğu yayınlarda bilim, teknik ve edebi bilgiler içeren içerikler yayınlanıyordu.

İkinci Meşrutiyet ilanı ile basın üzerinde baskı kuran kanunlar ortadan kalkmış olsa da İttihat ve Terakki iktidarında Osmanlı dönemindeki ilk gazeteci suikastları gerçekleşmişti. Hasan Fehmi Bey, Ahmet Samim Bey ve Zeki Bey İttihat ve Terakki karşıtları yazıları ile bilinen gazetecilerdi ve bu gazeteciler öldürülmüştü.

Bab-ı Ali Baskını’ndan sonra ise gazetede politik yazı yazmak tamamen yasaklanmış, gazeteciler ya sürgün ediliyor ya da öldürülüyordu. Birinci Dünya Savaşı’nda dahi bu baskılar o kadar çok artmıştı ki, milletvekillerinin kurduğu gazeteler bile kapanıyordu.

Sansür Uygulamayan İktidar Yoktur: Atatürk ve Sansür

Her ne kadar cumhuriyetin ilanı ile Atatürk halkı daha özgürlükçü ve yozlaşmamış bir zemine yerleştirmiş olsa da Atatürk döneminde de basında çok çeşitli sansürler uygulandı. Özellikle Şeyh Said İsyanı’ndan sonra uygulanmaya başlayan Takrir-i Sükûn Kanunu, Bakanlar Kurulunu karar alma konumuna getirmiş, meclis ise aradan çıkmıştı. Bu süreçte vatana ihanet suçu işleyen gazeteciler İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmış, Atatürk’ten özür ve af dileyen telgraf çekmeleri halinde beraat etmişlerdir. Sadece Şeyh Said destekçileri değil, bu dönemde her ne kadar isyanın İngilizler tarafından planlanan bir eylem olduğunu yazsalar da Komünist yayınlar da yasaklandı ve yazarları hapsedildi.

Bunun dışında yine Atatürk döneminde 1931 yılında “memleketin genel siyasetine dokunacak yayım” yasağı ile gazeteler yine baskılanmış, 1938 yılında bu kanun geliştirilip, “kötü ünü olan kişilerin gazetecilik yapması” yasaklanmıştı.

Ne Kadar Demokratik? Demokrat Parti Döneminde Sansür

Türkiye topraklarında belki de basının baskıyı en az hissettiği dönemlerden biri Demokrat Parti’nin ilk yılları idi. Bu süreçte basının altın çağının yaşandığı tüm gazetecilerin ortak görüşüydü. Gazeteler artık hükumetin duyurularını ülkeye duyurmak için değil, halkın sesini yöneticilere duyurmak için işe yaramaya başlamıştı.

Fakat her güzel iktidarın sonunda mutlaka bir basın özgürlüğünü kaldırma, sansürleme girişimi vardır. Demokrat Parti’nin yapmaya başladığı yolsuzluklar, karaborsacılık, hayatın pahalılaşması gibi gündemlerden dolayı 1954 yılında yeniden baskı altına alınmaya başladı. Çok sayıda gazeteci tutuklanıp, cezalara çarptırıldı, polisler tarafından izlendi ve sonunda aynı Osmanlı’daki karanlık çağ gibi gazeteler politika, ekonomi ve siyaseti bırakıp spor, magazin gibi konulara girmeye başladı.

Sansür Her Yönetimin Saadeti

27 Mayıs Darbesi’ni olumlu karşılayan basına, Milli Birlik Komitesi tarafından hediye edilircesine basın kanunu kaldırılmış, Basın İlan Kurumu ile resmî ilan dağıtımını da düzen altına alan komite, beklenmedik şekilde neredeyse tüm gazetelerden tepki görmüştü.

Tabi bu dönemde yine tutuklanan gazeteciler olmuştu. Ünlü yazar Aziz Nesin ve yazı işleri müdürü İhsan Ada bu dönemde tutuklanan ilk gazeteciler oldular.

12 Mart Muhtırası sonucu ise on yıllık basın özgürlüğü sona ermiş, gazeteciler tutuklanmaya, gazeteler de kapanmaya zorlanmıştır. Bu süreçte yine basın karanlık döneme girerek politikadan uzaklamış, pornografik gazetelerin, filmlerin sayısı oldukça artmıştı.

Karanlık Türkiye’de Basın

Türkiye özellikle 12 Eylül Darbesi sonrası çok karanlık dönemlere girmiş, kukla siyasetçiler piyasaya sürülmüş, bu kukla siyasetçiler birkaç emirle yine basını sansürlemiştir. Anavatan Partisi darbe sonrası ilk demokratik seçimi kazanmasına karşın basın baskısına devam etmiş, kağıt zamları ve “Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu” ile gazete ve yayınlar yine baskı altına girmiştir.

Turgut Özal ve ekürilerinin yönetiminde Turan Dursun, Uğur Mumcu gibi birçok araştırmacı, gazeteci ve yazarlar faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş, hapisle ve kapanma ile susturulamayan basın kanla susturulmaya çalışılmıştı.

İnternet Geldi, Bunun Kesme Tuşu Nerede?

Türkiye’nin ilk ve erken dönemlerinde ekşi sözlük, internet sağlayıcılarının forumları ve bireysel forumlar çok meşhurdu. İnternetimizde ilk olduğu düşünülen sansür 1997 yılında Türknet forumunda yaşandı. Bir TV haberinin üzerine yazılan eleştiri üzerine gaza gelen kullanıcı hakaret içeren içeriklere yer vererek emniyet güçlerini karalayıcı yazılar yazdı ve anti-terör ekipleri tarafından yürütülen bir soruşturma gerçekleşti.

Koalisyon döneminde ise ilk defa basın kanunlarının içinde İnternet yayınlarını da kapsayan düzenleme eklendi.

Dünyanın en yavaş internet servislerini kullanan ülkemizde maalesef internet yasaları da çok fazla gelişmemiş, “zararlı yayın” gördüklerinde sitenin bahsi geçen sayfasını değil komple siteyi kapatmışlardır. Youtube, Twitter, ekşi sözlük, wordpress, Wikipedia yasaklanan ve kullanıcıların çoğunlukla “ne alaka” dediği yayınlar.

Youtube Atatürk’e hakaret, Twitter dönemin siyasetçileri arasındaki ses kaydı yüzünden, ekşi sözlük Adnan Oktar, esrar ve katalog suçlar nedeni ile yasaklanmıştı. Ekşi Sözlük’ü iki kere yasaklanmasını sağlayan Adnan Oktar ise şu anda terör kapsamında hapiste.

2020 Türkiye’sinde Sansürsüz Bir Basın ve İnternette Yaşam

Bildiğiniz gibi artık neredeyse hiçbir yayın sansüre uğramıyor, sansür yemesine de gerek kalmıyor. Konunun başında da değindiğimiz gibi otosansür çözülebilecek tüm sorunları çözüyor, anlatmak istediklerimizi uzaklara bakıp iç çekerek zaten anlatabiliyoruz.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

İlkan Balkan
İlkan Balkan
Genel Yayın Yönetmeni - Mais la pluie sera alaimisema!

Must Read

Dönemine Damga Vurmuş Beş Usta Sanatçı

Pablo Picasso, Tarsila do Amaral, Salvador Dali, Frida Kahlo ve Remedios Varo'yu kapsayan beş usta sanatçıyı çocukluklarıyla, kariyerleri ve eserleriyle sizlere tanıttık. 1. Pablo Picasso Pablo...