Gece Modu

Varoluşçuluk nedir?

Şimdiye değin çeşitli karşılıklar verilmiş bir sorudur bu. Sözgelişi, Weil’e göre varoluşçuluk bir bunalım, Mounier’ye göre umutsuzluk, Hamelin’e göre bunaltı, Banfi’ye göre kötümserlik, Wahl’a göre başkaldırış, Marcel’e göre özgürlük, Lukacs’a göre idealizm (düşüncülük), Benda’ya göre usdışıcılık (irrationalisme), Foulquie’ye göre saçmalık felsefesidir.’’ (Sayfa 7)

Asım Bezirci’nin ön sözüyle giriş yapılan Varoluşçuluk kitabı farklı yazarların konuyla ilgili düşüncelerini ortaya sererek başlar. Varoluşçuluk felsefesi konusunda yazarların hiçbirisi ortak bir payda da buluşamaz. Hepsi felsefeyi farklı şekilde yorumlar ve anlamlandırır. Bu sebeple varoluşçuluk felsefesi zaman içinde anlamsızlaşmaya başlar. Felsefe herkesi kaplar ama kimse kesin bir anlama koyamaz. Sartre, bahsi geçen anlamsızlığı ortadan kaldırmak adına varoluşçuluk felsefesini doldurmaya çalışır. Varoluşçuluk felsefesini en genel anlamıyla “Varoluş, özden önce gelir.” şeklinde tanımlar. Asım Bezirci, Sartre’ın felsefeyle alakalı düşüncelerini şu şekilde okuyucuya aktarır,

’Varoluşçuluğu okurlara tanımlamak mı? Çok kolay bir iştir bu! Felsefe terimleriyle söylersek, her nesnenin bir özü, bir de varlığı vardır. Öz sürekli nitelikler topluluğu demektir. Varlık (ya da varoluş) ise dünyada etkin (actif) olarak bulunuş demektir. Çoğu kimseler özün önce, varoluşun sonra geldiğine inanırlar. Örneğin bezelyeler bir bezelye düşüncesine göre yerden biter, yuvarlaklaşırlar. Hıyarlar, ancak hıyarlık özüne uyarak hıyar olurlar. Bu düşünüş köklerini dinden alır. Bir ev kurmak isteyen kimsenin, ne biçim bir nesne yaratmak istediğini iyice bilmesi gerekir: Burada öz, varoluştan önce gelir. İnsanları Tanrının yarattığına inanan kimselerse şöyle düşünürler: Tanrı, insanları kendindeki insan düşüncesine göre var eder. Öte yandan, inançsız kimseler de şu geleneksel görüşe bağlanırlar: Nesne, ancak özüne uyduğu zaman var olur. Nitekim 18. yüzyıl hep şuna inandı: Bütün insanlara özgür (has) ortak bir öz vardır; bu değişmez özün adı ‘insan doğası’dır. Varoluşçuluk ise tam tersini öne sürer bunun: İnsanda –ama yalnız insanda- varoluş özden önce gelir. Bu demektir ki insan önce vardır; sonra şöyle ya da böyle olur. Çünkü o, özünü kendi yaratır. Nasıl mı? Şöyle: Dünyaya atılarak, orada acı çekerek, savaşarak yavaş yavaş kendini belirler. Bu belirlenme yolu hiç kapanmaz, her zaman açıktır…’’ (Sayfa 8)

Aslında Sartre da her ne kadar varoluşçuluk felsefesinin boşluğunu doldurmak istese de tam manasıyla bunu başaramaz. Belki de bütün yazarlar kendi hayatlarının varoluşsal iç sıkıntılarıyla felsefeyi anlamlandırmaya çalıştığı için bu böyledir.

Kitap varoluşçuluk felsefesinin kökenini, ortaya nasıl çıktığını Asım Bezirci’nin ön sözünde işler. İlk bölümünden itibaren asıl konusu iste Sartre’ın, Paris’te 23 Ekim 1945’de Liberation’da (Kurtuluş) Jacques Calmy ve Marc Beigbeder tarafından bir “edebi ve entelektüel” hareket amacıyla kurulan Kulüp Maintenant’ın isteğiyle verdiği “Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır” adlı konferansın stenoyla kayıtlı metnini kapsar. Konferansta, varoluşçuluk felsefesini bölümlere ayırarak farklı konu başlıkları altında inceler ve varoluşçuluk felsefesine yönelik eleştirilere cevap verir.

“Varoluşçuluk Eylemsizliğe Karşıdır

Eylemsizlik, yandangeldimcilik, ‘’Ben yapmazsam, elbet bir yapan çıkar! Benim yapamadığımı başkaları yapabilir!’’ diyen kimselerin davranışıdır. Size anlattığım öğreti (varoluşçuluk) ise tam tersidir bunun: Çünkü o, “Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır.” der. Hatta daha da ileri gider: “İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!’’ diye ekler. Şimdi, öğretimizin bazı kimseleri neden kızdırdığını artık siz de anlayabilirsiniz.’’ (Sayfa 55)

Kitap ilerledikçe Jean-Paul Sartre ve P. Naville arasında geçen tartışma gözler önüne serilir. Son bölümde ise Sartre’ın kişisel hayatı ve yazdığı romanlarda kendini nasıl yansıttığı şeklinde inceleme yer alır.

Varoluşçuluk kitabı, varoluşçuluk felsefesini ve Sartre’ın varoluşsal iç sıkıntılarını öğrenmek, duymak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken bir metindir.

 

 

Yazar: Jean- Paul Sartre

Çevirmen: Asım Bezirci

Yayınevi: Say

Sayfa Sayısı: 128

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin