Bir Sabahattin Ali Romanı: Kuyucaklı Yusuf | 27 Alıntı

Edebiyatımızın kıymetli yazarlarından olan Sabahattin Ali’nin okuyanlarda izler bırakmış olduğu Kuyucaklı Yusuf’tan bizi de etkileyen alıntıları sizler için derledik. İyi okumalar!

 

  1. Beni babam gibi sevemezsin ama, geleyim. Senin de kimin kimsen yok mu?
    (Sayfa 11)
  2. …seneler birer birer, ağır ağır, fakat hiç durmadan geçiyordu.
    (Sayfa 23)
  3. Hakikaten ne yaparsa yapsın, kimlerle arkadaş olursa olsun,alışamıyordu bu şehirlilere vesselam…
    (Sayfa 26)
  4. Soluk ve ensiz dudaklarının kenarında, gene çok ”yaşamış” olanlarda görülen tecrübe çizgileri vardı.
    (Sayfa 35)
  5. Kız: ‘O gelmez artık!’ dedi. ‘Nereden biliyorsun?’ dedim. ‘Gidişinden belliydi!’ dedi.
    (Sayfa 41)
  6. Kadın kendini tutmak için çok çalıştı, fakat gözyaşları ondan daha kuvvetli çıktılar ve o bu sefer sessiz sessiz, yaşlarının yarısını içine akıtarak ağladı.
    (Sayfa 42)
  7. Ben de insanım Yusuf, ben de etten ve sinirden yapılmış bir mahlukum. Bana da biraz acıyın canım!
    (Sayfa 59)
  8. Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyfendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var…
    (Sayfa 61)
  9. Senin gözünü sevda bürümüş, Bey…
    (Sayfa 69)
  10. Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. Aman Yarabbi, ne kadar yalnızdı.
    (Sayfa 75)
  11. Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti? Niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu?.. Niçin? Kimin için?..(Sayfa 82)
  12. “Benim için yapılacak ne iş kaldı ki?” diyordu. “Yerimizi boşaltsak da dünyaya yeni geleceklere yer açsak…
    (Sayfa 110)
  13. Ne olurdu, artık hiçbir işiyle alakadar olmak istemediği bu dünyadan bu işi de temizleyip gitseydi?
    (Sayfa 110)
  14. Hayal ve düşüncelerle dolu ve yalnızlık içinde geçen bir hayat, bu on beş yaşındaki kızı, kendi yaşındakilerden ayrı yapmıştı. O, şimdi bir kadın gibi düşünüyor, dertlerine tek başına çareler arıyordu.
    (Sayfa 112)
  15. Gözlerini tekrar yumarak yürüdü. Terden sırılsıklamdı. Yerler o kadar sıcaktı ki, ayakkabılarının köselelerini bile geçerek tabanlarını yakıyordu. Koyu zeytin yapraklarını bile şeffaf yapan bir aydınlık vardı: Gözleri kör eden, etrafı birbiriyle kaynatan, karıştıran bir aydınlık… Güneş sanki ışığını kova ile yeryüzüne döküyordu.
    (Sayfa 114)
  16. Bu kızla aralarında konuşulmadan, düşünülmeden, hatta yüz yüze bakılmadan bir macera geçmiş gibiydi.
    (Sayfa 118)
  17. “Yoksa gelmem diye mi korkuyorsun?” Yusuf başını salladı: “Gelirsin…Biliyorum…”
    “Öyleyse neden bırakmıyorsun?” Yusuf avucuna tuttuğu bileği sinirli bir hareketle sıkarak: “Lüzumu yok!” dedi. Sonra, dudakları titreyerek, ilave etti: “Ne olursa olsun, artık seni hiç bırakmayacacağım!”
    (Sayfa 123)
  18. Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek ihtimalinin korkusunu çekmiş olmasalar, belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını hala bilmeyeceklerdi. Hayatları o kadar birbirinin içinde kaybolmuş, birleşmişti.
    (Sayfa 145)
  19. …bir zamanlar ben de başka türlü düşünüyordum, her şeyi aklımla halletmeye kalkıyordum. Fakat artık dünyada bir tek şeye inanıyorum: O da tecrübe.
    (Sayfa 151)
  20. Hayattan fazla şeyler bekleme. Dünyada her felaketin içinden en az zararla sıyrılmanın yolu hayata uymak, muhite uymak, hiç sivrilmemektir.
    (Sayfa 151)
  21. Bazı şeyler vardır canımızı sıkar: ”Bu neden böyle? Böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı!” deriz. Bazı şeyler de mevcut değildir. İçimizden, bunların olmasını ister, hatta bu uğurda çalışırız. İkisi de saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin mahluk hiçbir şeyi değiştiremez.
    (Sayfa 151)
  22. Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez.
    (Sayfa 151)
  23. Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak… Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek..
    (sayfa 154)
  24. Bir gün yine gelmesi lazımdı. Muhakkak lazımdı.
    (Sayfa 163)
  25. Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.
    (Sayfa 177)
  26. Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez’in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf’un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olmayacağını sanıyordu.
    (Sayfa 200)
  27. İçindeki bütün yıkıntılara bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.
    (Sayfa 215)

 

 

- Advertisement -

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Ezgi Su Çıldır
Ezgi Su Çıldır
zaaf yüklü ve ölümlü🌿 book blog:ezgoistce

Must Read

57. Altın Portakal Film Festivali İçin Geri Sayım Başladı!

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından 3-10 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 57. Altın Portakal Film Festivali için geri sayım başladı. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın...