Banyoya kıstırdığı bir kadınla, neye uğradığını şaşırttığı gencecik bir öğrenciyle empati kuramayan bir adam, insanın derin çelişkilerine, kaygılarına ne dereceye kadar “gerçekten” nüfuz edebilir? Bunca riya, sözcük ve metafor dağlarının arasından sızıp eserin ruhunu kirletmez mi? En basit, ilkel sorunlarını çözememiş kişinin kurduğu dünya bu çiğlikten nasıl münezzeh olacak?
Alçak adamların yüksek edebiyatı – Zehra Çelenk – Gazete Duvar
Gazete Duvar’da Hasan Ali Toptaş’ın ve edebiyat dünyasındaki diğer taciz konularını ele aldı.
Bu yazının üstü “edebi” kişiliğini kullanarak kadınları taciz eden Hasan Ali Toptaş hakkında olduğu için üstü çizilmiştir.
1- “… kadınların bakışlarında derin bir boşluk görmüştü bir an ve sonraki yıllarda, sık sık anımsamıştı bu bakışları; her kadının gözünde bir erkeğin kaybolup gideceği bir boşluk bulunduğuna inanmıştı.”
(s.17)
2- “O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu; izsiz şey olamazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.”
(s.42)
3- “Burada bir yerde izler olmalıydı, en azından onu iten ya da çekip götüren her neyse onun izleri… Farklı eksikliklerin içine gizlenmiş bir fazlalık belki, bir eksiklik… Bu, bir boşluk bile olabilirdi.”
(s.42)
4- “Hiç anımsamıyorum, dedim; demek ki unutmuşum.
Yine unutacaksın kuşkusuz, belki bir kez daha soracaksın.
Desene yaşam tekrarlardan oluşuyor…
…
Tekrarlardan değil, dedi; tekrarların tekrarından.”
(s.51)
5- “Kayıplardan korkuyordu çünkü; her yana dağılıveren bir belirsizlikti onlar, görülüp denetlenmesi, hatta düşünülmesi bile zordu.”
(s..52)
6- “Düş gibi bir şey yani… Koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut, varamadığın kadar büyür. Sen bakarsın ışıltıyla. İleriye uzanırsın (uzanmak istiyorsun yalnızca), uzandıkça da kolların uzar babam uzar… Gene de boşluğu avuçlarsın hep; düşünü düş yapan boşluğu…”
(s.59)
7- “Sıcakmış üstelik, güneş daha yakındaymış sanki ve kuşsuzmuş gökyüzü, yani mavisi eksikmiş kuşlar kadar.”
(s.61)
8- “Deniz çölün düşüymüş belki, ya da çöl denizin; bilmiyor.”
(s.61)
9- “Düşünce insanın içine düşünce, yolun yarısı tamam. Yani varılır bir yere, önceki noktada değilsindir artık ve dönemezsin. Dönsen de eksik.”
(s.63)
10- “Şunu unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur.”
(s.77)
11- “Uzaklardaydım yani, sözcükler ya da sayfalarca uzaklardaydım.”
(s.98)
12- “Herhalde kendi varlığına karışarak yok olmak en akıllıca yöntemdi.”
(s.103)
13- “Daha doğrusu herkesin, asla görüp göremeyeceği halde görmek istediği kayıp bir yüzü vardır.”
(s.106)
14- “Yalnızlığımı paylaşan yapayalnız bir canlıydı o çünkü; ulaştığı ufka gölge düşürmeden sessizce beklemeliydim.”
(s.131)
15- “Sevmek bir insanın erişebileceği en yüksek mertebedir, … , ne mutlu sana ki oraya ulaşabilmişsin…”
(s.136)
16- “Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.”
(s.158)
17- “Hem öyle bir bunalıyorum ki, çekip gitmek geliyor içimden; çekip gitmek ve bir daha hiç mi hiç dönmemek…”
(s.174)
18- “Olmamışlarsa bile görmezlerdi beni, sanki yokmuşum gibi yanımdan geçip giderlerdi.”
(s.204)
Gölgesizler
Everest Yayınları