Gece Modu

“Başak resimlerinin bazılarına uzun cümleler biçiminde adlar vermişti. Notta da o cümlelerden biri yazılıydı. Ama şimdi unuttum. Paralel gittiğini, sonra insanlara anlayamayacakları bir şeyler anlattığını söylüyordu.”

Bir süre yere paralel gittikten sonra, paralelliğin bittiği yerde sen de bitersin. Bazı inançlara göre de senin bir parçan sonradan göğe paralel gitmeye başlar. İki paralelliğin arasını hatta bazen öncesini, başka insanların ağzından anlatıyor Barış Bıçakçı. Bir intiharla yaşayan, sürekli yere paralel giden bu insanların hayatlarına tanık oluyoruz.

“Gördükleri her şeyin, işittikleri her sesin Başak’ın ölümüyle ve yaşamıyla bir ilgisi olduğunu hissediyorlardı.”

Başak’ın intiharını Başak’ın arkadaşı Canan’ın öğrenmesiyle başlıyor kitap, Canan’dan Başak’ın babaannesini arayıp Başakmış gibi davranmasını istiyorlar. Kitapta intiharı bilmeyen tek karakter babaanne, Başak’a olan özlemini gideren tek karakter de babaanne. Onun dışındaki tüm karakterlere intiharın verdiği bir kasvet hakim. Üstelik resimler çizen, nispeten hayat dolu olan Başak’ın neden intihar ettiğini kimse bilmiyor, Barış Bıçakçı da bilmiyor bence; çünkü intiharlar bir birikmenin ürünü olsalar da, intiharın sebebi sadece sönen bir ışıktır. Bu kadar basittir ve bu kadar karmaşıktır.
Hepimiz ölüme eşit derecede yakınız aslında ama bazılarımız ölümün soğuk dokunuşunu hissederler. Başak’ın çevresindeki herkes ölümle yaşamaya başlıyor. Sorgulamadan, kızmadan, yakınmadan, sadece “yaşıyorlar”.

“Umut gibi insanlar kimseyi mutlu edemez, kendileri de mutlu olamaz. Bu tür insanların en çok duymak istedikleri şey ‘böyle bir dünyada yaşaman mümkün değil’ cümlesidir. Bunu bir övgü olarak görürler.”

Yaşamak zordur aslında, yaşamak zoru başarmaktır. Yaşamak öyle zordur ki bazen insan çıkmak ister kendi hayatından, çıkamaz, başkalarının hayatından çıkar.

Barış Bıçakçı bazen de karakterlerin hayatından çok basit kesitler verir, bunu niye yazmış diye düşünürsünüz, edebi değildir, bir şey anlatmaz, sadece normal bir günden bahseder çünkü bazen hayat çok basit, tekdüze ve sıradandır, tıpkı bir intihar gibi.

Kitapta yere paralel giden başka biri daha vardır: Tekin. Başak’a en çok benzeyen karakterdir. Sönmüş bir balon diyor Barış Bıçakçı Tekin’e. Bir kazayla tekerlekli sandalyeye mahkum kalan Tekin belki de Başak’ın intihar etmeseydi nasıl bir insan olacağının tasviridir. Fakat nasıl olursa olsun hayat oradadır, hayat hep vardır.

“Hayat devam eder. Bazı çiçekler susuzluğa ve unutulmaya dayanır. Hayat her zaman devam eder, bunu herkes bilir.”

Bazen de hayat çok kısadır, bir ömür kadar uzun olsa da.

“Evet saatler sürdüğü olur bir satranç maçının ama yine de ölümden, terk edilişten daha kısa sürer.”

Bazen de hayat çok uzundur, acılar uzundur çünkü, gülüşler kısa olsa da, yaralar kapanmaz tek mutlulukla.

“Küçük şeylerden filizlenen, büyüyen balta girmemiş orman. Ona yazgı diyoruz, ama masa saatinin içine nasılsa girip altı rakamının dibinde ölmüş kalmış küçük bir sinek de diyebiliriz. Çünkü artık burada, bu dünyada her şey parçalar halinde ve her bir parça diğerinin yerine geçebiliyor. Yadırgamıyoruz. Çıldırmamız gerek ama yadırgamıyoruz. Ben örneğin hem kendini beğenmiş biri hem bir akvaryum balığı olabiliyorum, tül tül yüzgeçlerimle aptallık ve ölüm taşıyabiliyorum. Bu balık gerçeğin kendisi olabiliyor, ama gerçek daima biraz hüzünlüdür. Gerçeği ararken bir yandan da bulduğumuz anda değiştirmeyi düşleriz. Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir. Utanç bizi ikiye böler.İkiye bölünmenin en dayanılmaz yanı, iki parçanın da hala canlı olmasıdır. İnsan herhalde bu yüzden kendini öldürmeye kalkışır. İkisinden biri gitsin, der.”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin