Gece Modu

Yıl 1995. Celine ve Jesse bir tren yolculuğu yapıyorlar, birbirlerinden henüz haberleri yok.

Ve bir şekilde, Celine, yanındaki sesli konuşan insanlardan rahatsız olup, Jessenin yakınına oturuyor ve konuşmaya başlıyorlar. Jesse Celineden o kadar etkileniyor ki ona trenden onunla Viyanada inmesini teklif ediyor. Celine ise çok hoşlandığı bu genç çocuğun ilginç teklifini kabul ediyor ve Viyanada iniyorlar. İşte bu büyülü üçlemenin hikayesi de burada başlıyor.

Bir yandan muhabbet ederken bir yandan da Viyanayı gezmeye başlıyorlar, zaten filmlerin en belirgin özelliği farklı ülkelerde, farklı zamanlarda ikilinin arasında geçen anlamlı muhabbetler. Her filmde konuştukları konuların içerikleri ruh hallerinin bir yansıması adeta. Bu filmde ikisi de çok genç oldukları için umutlu, heyecanlı ve hayata dair sorular içeren muhabbetler ediyorlar.

Tabii bir de birbirlerinden çok etkilenmiş olmaları söz konusu, film Celine ve Jessenin aşkının da başlangıcı aynı zamanda.

Film durağan bir film, sabaha kadar Celine ve Jesse ile Viyana sokaklarında gezip konuşmalarına şahit oluyorsunuz ama bu konuşmalar o kadar içten,samimi ve o kadar güzel ki,ben onlar konuşurken içimden hep “aynen öyle, aynen, bence de” diyordum,h ayatın anlamlı yönlerini, kendi görüşlerini çok tatlı bir biçimde tartışma halindedirler sürekli. Jesse çapkın bir delikanlının düşüncelerine sahipken Celine ise olgunlaşmaya başlamış ve aşkın güzelliğini arayan bir genç kızın sorularına sahip.

Filme yalnızca bir aşk filmi olarak bakmamak lazım, Richard Linklater hayata genel olarak değinirken bunu aşk üzerinden yapmıştır sadece.

Celine: “Galiba ben günün 24 saati ölümden korkuyorum. Ve ölmeden önceki, az sonra öleceğinizi bildiğiniz o birkaç saniyelik bilinç halinden daha çok korkuyorum. “

Sabaha kadar süren bu macerada artık birbirlerinden etkilendikleri gayet açıktır fakat bir problem vardır, Jesse Amerikada, Celine ise Pariste yaşamaktadır.

Birbirleriyle bu kadar güzel bir bağ kuran bu iki insanın ayrılacak olma ihtimali filmin sonlarına doğru karakterler dahil herkesi düşündürmeye başlar. Teknolojinin henüz gelişmemiş olduğu 1995 yılında, birbirleriyle iletişim kurmaları çok zordur ve üstelik ikisi de herhangi bir telefon numarası almazlar ayrılırken.

6 ay sonra aynı yerde buluşmaya karar verirler ve film tam da o noktada biter. Hepimizin aklında aynı soru, 6 ay sonra ne oldu? Eğer 1995te izlemiş olsaydınız bu filmi, 9 yıl beklemeniz gerekecekti çünkü ikinci film tam 9 yıl sonra çıkmıştır.
Bu arada filmle ilgili çok ilginç bir detay vardır. Film aslında gerçeğe dayanan bir hikayeden esinlenerek yapılmıştır. Hem de bu olayı yaşayan kişi, filmin yönetmeni! Richard Linklater Amy Lehrhaupt adlı bir kadınla tanışıp tıpkı Celine ve Jesse gibi bir gün geçirmiş, bütün gün beraber dolaştıktan sonra numaralarını alıp ayrılmışlar ancak daha sonra yönetmenimiz ona ulaşamamaya başlamış, bunun üzerine bu film fikri ortaya çıkmış, filmi kendisine ulaşabileceği bir yol olarak düşünmüş fakat hiçbir zaman ulaşamamış çünkü Amy 1994 yılında, 24 yaşındayken bir motorsiklet kazasında hayatını kaybetmiş. Diğer 2 filmin ilk filmden daha depresif olmasının sebebi de bu.

Veeee geliyoruz 9 yıl sonrasına, yıl 2004!

Bu film seride en sevdiğim filmdir ama bunun günün en sevdiğim anının günbatımı olmasıyla hiiç alakası yok. Yapılan muhabbetler biraz daha depresif ama daha anlamlıdır çünkü ikisi de hayatın gerçekleriyle karşılaşmıştır. Aynı zamanda bu filmde hem karakterlere daha alışmış, daha ısınmış oluruz, yıllar sonra çok sevdiğimiz bir insanı görmüş gibi oluruz hem de gerçekten tüm gün onlarla birlikteymiş gibi hissederiz çünkü filmin 80 dakikasında hiçbir zaman atlaması olmaz. Hatta bu film sanki oyuncular senaryodan bağımsız kendi aralarında konuşurlarken biri onları filme almış gibidir.
Gelelim filme, Jesse ünlü bir yazar olmuştur. Yazdığı kitapsa tabi ki Celine ve kendisinin hikayesidir. Parise imza günü için gelir, Celine de oradadır. İkinci hikayemiz de tam bu noktada başlıyor. Bu sefer Paris sokaklarında yürürlerken onların muhabbetlerine tanık oluyoruz.

En çok merak ettiğimiz şeyi Jesse “9 yıl önce neden gelmedin?” diye sorarak merakımızı giderir. Celine 6 ay sonra Viyanaya gitmemiştir.

Jesse: Neden bu aptal kitabı yazdığımı bilmek istiyorsundur?
Celine: Neden?
Jesse: Çünkü belki Paristeki imza günlerinden birine gelecektin ve ben de yanına yaklaşıp, “Hangi cehennemdeydin?” diye soracaktım.

Celine’in haklı sebepleri vardır ancak bu onun buluşmaya gitmemiş olduğu gerçeğini değiştirmiyor maalesef. Çünkü sebebi ne olursa olsun bu durum Jessenin hayatını değiştirmiştir, artık evli ve çocuklu bir adamdır.

Fakat tüm bunlara rağmen ikisinin de hala birbirlerini sevdiği açıkça belli oluyor, karakterlerimizin gözleri, onlar ne kadar aksini iddia etse de her şeyi anlatıyor.

Pişmanlıklarını, mutsuzluklarını, bıkkınlıklarını anlatıyorlar birbirlerine ve tabii her zaman olduğu gibi farklı konularda farklı tartışmalar yapıyorlar.

Bu sefer sabaha kadar vakitleri yok, Jesse akşam uçağa binmek zorunda. Akşamüstü Jesse Celinei evine bırakmayı teklif ediyor ve tabi ki Celine onu evine davet ediyor, ona gitar çalıp onlarla ilgili yazdığı bir şarkıyı söylüyor, bu sefer de film Celinein “uçağı kaçıracaksın” sözüyle bitiyor. Şimdi aklımızda başka bir soru “Jesse o uçağa bindi mi?” Cevap 9 yıl sonra…

Yıl 2013. Jesse ve oğlunu görüyoruz, havaalanındalar, Jesse onu uğurlayıp oradan çıkıyor. Arabaya biniyor. Jesse ve Celine ve ikizler. İkizler? Evet sonunda istediğimiz şey olmuş, Celine ve Jesse evlenmiş hatta muazzam güzellikte kızları olmuş.

Bu sefer Yunanistandalar, çok güzel bir yerde çok güzel insanlarla birlikteler, ilk defa birbirlerinden başka insanlarla konuşmalarına tanık oluyoruz.

Jesse yeni kitabının içeriğini düşünmektedir, Celine ise kızlarla ilgilenmektedir, artık hayat daha da ciddi bi hal almıştır ve ikili yaşlandıklarını hissetmeye başlamışlardır.

Biraz nefes almaları için arkadaşları onlara bir otelde yer ayırtmışlardır, oraya giderlerken yine muazzam muhabbetlere tanık oluruz.

Filmlerdeki asıl olay hep diyaloglardır, görsel açıdan şık değillerdir, uğraşılmamış bir görünüm vardır, hem karakterlerde hem de ortamlarda, mesela Celine hiç makyaj yapmaz, saçları hep dağınıktır. Önemli olan şey hep ne konuştuklarıdır çünkü bize her şeyi cümlelerle aktarırlar.

Otel odasına geldiklerinde, kavga etmeye başlarlar. Zaten filmin başından itibaren ara sıra hep bir kavga söz konusudur, Jessenin eski eşiyle ve artık ilişkilerinin sıradanlığıyla alakalı ancak otel odasında ayrılma noktasına gelecek kadar büyük bir kavga yaşarlar.

Bu beni üzmüştü açıkçası, birbirini bu kadar çok seven, bu kadar çok birbirine bağlı olan bu iki insan bile anlaşamıyorsa, kim birbiriyle anlaşabilir ki?
Celine odayı terk eder ve Jesse peşinden gider, Jesse her zamanki gibi şirin ve anlayışlıdır onun bu hali Celinei sakinleştirir.

Yine de, aralarında bir soğukluk vardır ve film de öyle biter, içinizde bir şeyler eksik kalır, onlarda da olduğu gibi.

Akıllarda yine o kavgadan sonra boşanıp boşanmadıkları veya neler yaşadıkları konusunda sorular oluşuyor. Acaba bunların cevapları için 9 yıl sonrasını bekleyecek miyiz yoksa hiçbir zaman onlara ne olduğunu bilemeyecek miyiz?

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin