Gece Modu

”Kendini Amerikalı sayan bir Anadolulu, Rum sayan bir Türk, Türk sayan bir Rum, Anadolulu sayan bir Amerikalı, Newyorklu sayan bir göçmen, göçmen sayan bir Newyorklu. Belki de hiçbiri. Hem hepsi, hem hiçbiri. Üstüste binmiş kimliklerin çoğaltırken azalttığı, güçlendirirken zayıflattığı bir adam. Adı Elia, adı İlya, İlyas, Aliya…”     
Elia Kazancıoğlu 1909 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş Kayserili Rum bir ailenin çocuğudur. Daha 4 yaşındayken ailesi İstanbul’dan New York’a taşınmıştır.New York’ta tiyatro eğitimi alarak başarılı işlere imza atmış, bir süre sonra da Broadway’in en iyi yönetmenlerinden biri haline gelmiştir. Bu başarısını sinema filmleri ile devam ettiren Elia Kazan 5 defa “En İyi Yönetmen” olmak üzere toplam 7 defa Oscar’a aday olarak gösterilmiş ve iki defa “En İyi Yönetmen” Oscar’ını kazanmıştır. Türkiye doğumlu olduğum için beni adam yerine koymak istemedier.Ama ben kavga ettim. “Beni dinliyeceksin Amerika!” dedim. ‘Beni dinlemek zorundasın! ‘ sonunda dinlediler.” Elia Kazan’ın 4 yaşındayken geride bıraktığı Anadolu özlemi yıllar geçtikçe daha da artmıştır.Fırsat buldukça Türkiye’ye gelen Elia, Zülfü Livaneli ile arkadaş olmuştur. Elia, bir gün Zülfü Livaneli’nden kendisini kara yoluyla, Anadolu’yu gezerek memleketi olan Kayseri’ye götürmesini istemiştir. “Ne zaman yola çıkacağımızı soruyor. İki güne kadar…” diyorum, “Önce Ankara’ya uçacağız sonra da uçak değiştirip Kayseri’ye.”
“Olmaz,” diyor başını inatla sallayarak, “Kesinlikle olmaz. Arabayla gidelim, uçak istemiyorum. Arabayla gidelim ki Anadolu’yu görebileyim.”
“Ama çok uzak.” diyorum zaten yorgun ve bu seyahat için çok yaşlı olan adama. Üzülüyorum onun için, aynı zamanda da bir şey olacak diye korkuyorum. “Arabayla elbette gidebiliriz.” diyor, “Uçağa bin, hop bir yerde in. Böyle olmasını istemiyorum. Anadolu’yu hissedebileceğim bir yolculuk olmalı bu, uzun sürmeli, yavaş yavaş yaklaşmalıyız gideceğimiz yere. Erciyes Dağı’nın başındaki karları uzaktan görmeliyiz.”   

90’lı yaşların vermiş olduğu yorgunluğa ve hastalıklara rağmen Anadolu’yu dünya gözüyle görmek ve Kayseri’ye ulaşmak için araba yolcuğundan rahatsızlık dahi duymamıştır.            Elia’nın Kayseri’ye geldiğinde yıllar önce giderken, bıraktığı şeyleri istediği gibi bulamaması ve bulunan her şeyin değiştiğini, değişen yerlerin farklı isimlerinin olduğunu ve birçok yapının yerine yenilerinin konulduğunu görmesi üzerine yaşadığı hüzün ve hayal kırıklığı okuyucuya aksettirilirken bir Türkiye gerçeğinin de altı çizilmiştir.
“Ama gerçek mi bütün bunlar? Aralarından yürüyüp geçtiğim insanlar, ağaçlar, binalar neden bir gerçeklik duygusu vermiyor? Bu ışık, bu koku, bu sesler…”          Zülfü Livaneli kitabını yazarken, Elia ile olan anılarını kısa kestiler halinde okuyucuya sunmuş ve eklediği illüstrasyonlar ile okuru adeta kitabın içine çekmiştir.
 
New York’tan Kayseri’ye ulaşan bu yolculuk aslında Zülfü Livaneli’nin tanıdığı, düşüncelerini yakından dinlediği Elia ile olan dostluklarının hikayesidir.
”Dile ki uzun sürsün yolun.”
Anılarla dolu olan, yer yer gülümseten yer yer hüzne boğan bu eseri okuyup, yolculuklarına eşlik etmek isteyen herkese, sevgiyle.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin