Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



“Bir yanda tek bildiği anne-babasız büyümüşlük ve kelebeklerden ibaret olan bir adam; diğer tarafta genç, güzel, zeki ve ruhuyla sanata bağlı, ressam olabilmek için yanıp tutuşan asi bir kadın.”

İngiliz edebiyatının önemli yazarlarından birisi olan, “Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Büyücü” gibi yapıtların sahibi John Jowles’un bu romanı, birçok yayınevinden geri çevrilmiş ancak yayımlandığında da ismini duyuran kitabı.
Kitabın konusuna gelecek olursak; bir kelebek koleksiyoncusu aşık olduğu kadını, en ince ayrıntılarıyla düşünüp plan yaparak, kaçırıyor. Resim öğrencisi Miranda ile yaşadığı “mecburi” bir ilişkiye tanık oluyorsunuz. Zorunlu ilişkinin yanı sıra, insanın içinde var olan “iktidar” ve “teslim olma” isteklerinin hangi şartlar altında ortaya çıkabileceğinin bir anlatısı olarak karşımıza çıkıyor. Bunun haricinde kitap için, iki ayrı sosyal sınıfın arasında mecburi olarak oluşan ilişkinin çarpıcı bir yorumu diyebiliriz. Çünkü, sayfalarda alt sınıfın üst sınıfa yaranma; üst sınıfın ise alt sınıfa yığınları kendinden uzak tutma kaygısını okuyoruz. Bahsedilen bu ilişki türü toplumdaki birçok ilişki türüne gönderme yapıyor; baskı altında tutulan insanın yabani haliyle yüzleşmemizi sağlıyor.

“Hem daha yaşlı, hem daha gencim. Daha yaşlıyım çünkü, öğrendim, daha gencim çünkü; kendimi yaşlıların bana öğrettikleri bir sürü şeyden arındırdım.”

Kitabın üslubuna oldukça akıcı. Zaten konusu gereği de çok akıcı. Bu nedenle kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Ancak kesinlikle düşünsel açıdan basit bir kitap değil. Okurken sizi öyle bir etkisi altına alıyor ki, Caliban’ın Miranda’ya olan tavırlarını ve bu karakterlerin birbiri hakkındaki düşüncelerini kolay kolay kabullenemiyorsunuz. Kitabı okurken sürekli bir çıkıp gitme isteği yer alıyor içinizde. Gerilim romanı olduğu kadar kesinlikle bir işkence öyküsü değil. Kitabın sayfalarında, tabakalaşmış insan topluluklarından dolayı sosyolojik bir tarafla birlikte bir yandan da gerilim dolu psikolojik bir olayı buluyorsunuz.

“Hepimiz sevilmekten ya da nefret edilmekten hoşlanırız. Bu anımsanacağımızın, var olduğumuzun bir işaretidir.Bu nedenle sevgi yaratamayanların çoğu nefret yaratmışlardır. O da anımsanır…”

Kitabın sonu hiç tahmin etmeyeceğim şekildeydi ve hayretler içinde kalıp birkaç gün etkisinde kalmıştım. Mükemmel bir eserdi benim için; kitaptaki duygular sizin de içinize işliyor, siz de hissediyorsunuz kalbinizde, öyle güzel. Bu nedenle okuduğum kitaplar arasında “en”ler olarak yerini aldı bile…

Ayrıca bu kitabın “The Collector” adında filmi de varmış. Ben kitabı araştırırken gördüm ve hemen listeme ekledim. Merak edenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Çünkü konusu o kadar güzel ki mutlaka herkese göre etkileyecek bir yönü olduğunu düşünüyorum.

“Umut” dolu kitaplara…

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin