Gece Modu

Ziya Gökalp, ulus-devlet modelinin homojenleştirici yönünün dünyayı şekillendirmeye başladığı ve ulusçuluk akımının da hızla yayıldığı bir dönemde yaşamıştır. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında yaşamış olması, onun fikirlerinin temelini oluşturma konusunda büyük bir rol oynar. Osmanlı’nın içine düştüğü durum ve bu soruna gerekli çözüm onun düşüncelerinin ana hattını oluşturur.

Ziya Gökalp için ulus kavramı; dilde, edebiyatta, kültürde birliği sağlanan, uyumlu ve dayanışma içinde olan bir topluluktur. Türk ulusu, “bizim” diye bahsedilebilecek kültürü özümsemiş ve kültürü, çağdaş Batı medeniyetiyle kaynaştırılmış bir ulus olarak tasavvur ettiği görülür. Batı medeniyetinin Türk ve İslam ile nasıl uzlaşacağı sorusu, Gökalp’in yazılarında tekrarlanan temel tema sayılabilir. Dolayısıyla Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık Gökalp’in ulus inşası tasavvurunun temel bileşenleri niteliğindedir. Onun düşüncesinde Türkçülük, ana gövdeyi oluşturur ve diğer iki bileşen, Gökalp’in Türkçülük tasavvuru ve ülküsünün tamamlayıcısı niteliğindedir.

Ziya Gökalp’in kültür ve medeniyet ayrımı onun ulus tasavvurunun temelini oluşturur. Ona göre kültür, bir ulusun temel dokusunu oluşturan, bir ulusa özgü olan ve o ulusa ayırt edici karakterini veren değerler toplamıdır. Medeniyet ise çeşitli ulusların ortak katkılarıyla oluşan ilim, fen, teknoloji gibi teknik özelliklerle ilgilidir. (Doğanoğlu, 2016)

Gökalp’in dil çalışmalarına katılmasıyla, dilde yenileşme ve Türkçeleşme çalışmaları hız kazanmıştır. Çünkü ona göre tüm toplumsal faaliyetlerin yegane temeli lisandır. Kültürü ve kültürü ortaya çıkaran dili, millet olmanın en önemli unsurları arasında kabul etmiş, dilde Türkleşme olmazsa, vicdan bütünlüğünün, dinin ve vatanın parçalanacağını düşünmektedir.

Eserleri göz önüne alındığında, hem edebi açıdan hem de sosyolojik açıdan oldukça önemli yapıtlarla karşılaşılır. Toplumsal ve siyasal olarak yazdığı sayısız makalenin yanı sıra, milli edebiyatın kurulmasında ve gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Gökalp’in eserleri onun düşünce yapısını anlamak için son derece önemlidir. Bu yazıda, Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Hars ve Medeniyet isimli eserleri, onun düşünce yapısını anlamak amacıyla ve bu minvalde incelenecektir.

türkleşmek islamlaşmak muasırlaşmak ile ilgili görsel sonucu

  1. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak

Ziya Gökalp Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak kitabında, Tanzimat’ın ilanından itibaren Osmanlı Devleti’nde tartışılan üç ayrı fikir akımı üzerinde durmuştur: Türkçülük, İslamcılık ve medeniyetçilik. Gökalp, devletin ve milletin kurtuluşunu bu üç fikrin uzlaşmasında aramış; İslamcılık ve medeniyetçilik dü­şüncelerini, Türkçülük düşüncesini daha da zenginleştire­cek bir vasıta olarak görmüştür. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Ziya Gökalp’ın zengin bilgi birikiminden hareketle bir sistem içerisinde sunduğu düşüncelerinin özeti mahiyetindedir. Kitapta, Türk milletinin ve devletinin 20. yüzyılın ilk çeyre­ğinde yaşadığı sorunlarına dair yazarın ortaya attığı çözüm önerileri yer alır.

Gökalp’in Türkçülüğünde “turan” önemli bir kavram olarak karşımıza çıkar. Bahsettiğimiz kitapta “turan” ülküsünün gelecekte gerçekleşeceğine dair daha güçlü bir inanış varken hatta bu ülkünün gerçekleşeceğine mantıklı bir çerçeve oluşturulmaya çalışılır. Ancak, Türkçülüğün Esasları adlı yapıtında bu umudun yerini olasılık alır. İslam konusundaki düşüncelerine bakıldığında, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak adlı eserinde daha yoğun bir “İslam” vurgusu, bir kongre önerisi ve dilin terimler bakımından İslamlaştırılmasını savunur.

Türkçülük fikirlerine bakıldığı zaman ise, kurtuluş arayışının içerisinde olmasının ve tek çarenin ulusal bilincin gelişmesinde olduğunu düşünmesinin de etkisiyle Türkçülük fikrinin daha dar ve saf bir şekilde işlendiği görülür. Kültür ve medeniyet ayrımı düşüncesinin özünü Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak adlı eserinde ortaya koyar. Daha sonraki eserlerinde de bu kavramlar görülmeye devam edilir.

Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak adlı eserinde, Durkheim’ın “anomi” kavramı ve toplumsal etkileri analizinden esinlendiği ve buhran döneminin yani anomi durumunun ulus olma yolunda nasıl avantajlı bir toplumsal koşul yarattığına şu şekilde değinir:
“Buhranlı zamanlar, ülkülerin yaratılış günleridir. Ülküler, büyük felaketlerin kalpleri birleştirerek ortak bir kalp yaptığı kavga ve gürültü zamanlarında, bu birleşik kalpten doğar; sonra organlaşma devresinde ağır ağır dal budak atarak çiçekler ve yeni müesseseler meydana getirir.”

Ulusçuluk bağlamında Gökalp; Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak kitabında çok kısa bir şekilde “ümmet vatanı”, “millet vatanı” kavramları, bir ulusun nasıl bir toplumsal dokuya sahip olması gerektiğinin arayışı içerisinde olduğuna değinmiştir. Türkçülüğün Esasları’nda ise ulusun, üzerinde yaşadığı yurtla nasıl bir ilişki içerisinde bulunması gerektiğini işlemiştir.

türkçülüğün esasları ile ilgili görsel sonucu

  1. Türkçülüğün Esasları

Türkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp’in uzun araştırmalar ve incelemelere dayanan çalışmalarının sonucu olarak ümmet kültüründen millet kültürüne geçişte ortaya koyduğu ve bilimsel esaslara dayalı görüşlerinin topladığı eseridir. Bu eseriyle “Türk milletindenim” demenin ne demek olduğunu, Türk milletinin kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gitmesi gerektiğini anlatır. Bu çabalarıyla Türk milliyetçiliğinin zeminini de hazırlayan Gökalp, kendisine kadar dağınık bir halde gelen düşünceleri bir araya getirerek, gerçek anlamını bulan bu düşünceye Türkçülük adını vermiş ve milletin bundan sonra gideceği yolu tayin etmiştir. Osmanlı’nın yıkılış zamanından, Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş döneminde yaşayan Gökalp, insanların kafalarının karışık olduğu bir dönemde, bu karışıklığa çözüm bulmak amacıyla Türk toplumu ve kültürü üzerine yaptığı sosyolojik, kültürel ve siyasî değerlendirmeler yapmıştır. Bu değerlendirmeler, günümüzde de önemini korur.

Gökalp, Türkçülüğün Esasları’nda Türkçülüğü kademelendirme yoluna gitmiş ve Türkiyecilik, Oğuzculuk ve Turancılık şeklinde yakın, orta ve uzak hedefler belirlemiştir. Bununla birlikte Türkçülüğün Esasları’nda eser boyunca Gökalp’in temel ilgi odağı; Türkiyecilik, Türkiye’de ulusun nasıl bir toplumsal dokuya sahip olması gerektiği şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla Gökalp’in düşüncesinde Tokluoğlu’nun da belirttiği gibi “Turandan Türkçülüğe” doğru bir kayış söz konusudur. (Doğanoğlu, 2016)

Türkçülük, İslamcılık ve çağdaşlık kavramları, Ziya Gökalp’in tanımlamasında ulusu inşa eden önemli bileşenleridir. Türkçülüğün Esasları adlı eserinde “Türkçülük” temel bileşen; diğer iki bileşen ise daha çok tamamlayıcı bileşenler niteliğindedir. Medeniyet karşısında kültüre daha bir hassasiyetle yaklaşması ve İslam vurgusundaki zayıflık bu durumun açık göstergeleridir. Türkçülüğün Esasları’nda İslam vurgusu zayıflamakta, daha önce ileri sürdüğü İslam terimleri kongre fikri ise yer almamaktadır.

Gökalp bu kitabında, İslam birliği düşüncesinin gerici akımların doğmasına, dolayısıyla da ulusal bilincin gelişmesine engel olduğu ve dolayısıyla da hilafetin çağdaş bir hukuk sistemiyle bağdaşmayacağı ifade eder. Bu durum, Gökalp’in Atatürk’ün düşüncelerine uymaya çalışmasının işareti olarak yorumlanabilir. Gökalp’te sadece “İslam” konusunda bir değişme olmaz; aynı zamanda ulus tasavvurunda ana gövdeyi oluşturan “Türkçülük” bileşeninde de birtakım değişikliklerin olduğu görülür. Türkçülüğün Esasları adlı eserinde Türkçülüğe “yetkinlik” kazandırma, Türkçülüğü olgunlaştırma eğilimi baş göstermeye başlar.

Doğanoğlu’na göre Ziya Gökalp, buhran döneminde ortaya çıkan “ülkü güneşi”nin, buhran dönemi bittikten sonra kaybolmayacağını, ulusu etkilemeye devam edeceğini, ulusun “yaratıcı ülkü”yü geliştirmesinin aracı olacağını ve yaratıcı ülküyü geliştiren ulusların, belirsiz bir geleceğe değil, belli bir amaca yöneleceğini belirtir. Gökalp, buhran döneminin, ulusçuluğun gelişmesinin bir aracı olduğu düşüncesini, Türkçülüğün Esasları kitabında da işlediği görülür. Vatanın tehlikeye düşmesinin ulusun doğuşundaki etkisini Türkçülüğün Esasları adlı yapıtında şu şekilde ifade eder:
“Türkiye’de Tanrı’nın kılıcı halkçıların elinde ve Tanrı’nın kalemi Türkçülerin elindeydi. Türk yurdu tehlikeye düşünce bu kılıçla bu kalem evlendiler; bu evlilikten bir toplum doğdu ki, adı Türk ulusudur.”
Görüldüğü gibi, Gökalp’in düşüncesinde “buhranlı dönem”, avantaja dönüştürülebilecek bir toplumsal koşul olarak ulusçuluğun yükselişe geçmesinin aracı şeklinde anlatılır.

Ziya Gökalp’in pozitivizmden ve özellikle Durkheim’dan etkilendiği göz önüne alındığında, ulus ve işbölümü kavramları ile, bir ulusun nasıl inşa edileceği fikirlerinde yine Durkheim etkisi görülür. Bu etkileşimden dolayı Gökalp’in ulus tasavvurunun en belirgin özelliği, dayanışma içerisinde, birbiriyle uyum sağlamış organik bir toplumsal düzen olarak karşımıza çıkar. Dayanışmacı ve uyumlu ulus anlayışını, “bütün ulustaşlarını sevmeyen, ulusunu da sevmiyor demektir” ifadesinde en net şekliyle ortaya koymuştur. Ulus olamamanın, ulusçuluğun gelişmemesinin, dolayısıyla da ulusal kültür yoksunluğunun “Osmanlı” kaynaklı olduğunu düşünür. Bu eğilimi, özellikle Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyet döneminde yazdığı Türkçülüğün Esasları adlı eserinde açıkça görülür.

Gökalp’in düşünce sisteminin önemli bir parçası da kültür-medeniyet ayrımı olduğunu belirtmiştik. Kültür, manevi dünyamızı belirleyen, ulusumuzun temel direği olan ve en başında bizim olan, bizi biz yapan toplumsal dokumuzdur. Başka bir deyişle, kültür kimliğin ve dayanışmanın temelidir. Ona göre bir ulus, kültür temeline dayanıyorsa toplumsal bilinç ve dayanışması kuvvetli olur. Türkçülüğün Esasları adlı eserinde ise, medeniyetin kültürden doğduğunu belirtir. Kültür ve medeniyet arasında sağlanması gereken “denge” bağlamında “yetkinlik” kavramı da ön plana çıkar.

  1. Hars ve Medeniyet

Ziya Gökalp, Hars ve Medeniyet adlı eserinde kültürel bağlamı ve uygarlık kavramıyla iki temel klasta incelemiş; kültür ve medeniyeti somut kavramlarla açıklamaya çalışmıştır. Onun düşüncesine göre hars yani kültür; bireyleri bir arada tutan, milletin değişmez bir bütünü ve dini, ahlaki duyguların bütünüdür. Medeniyet yani uygarlık ise, rasyonel yöntemle edinilen; ekonomik, dini, hukuki alanların tümüdür. Harsta bir bağlanma problemi yoktur aksine, hars milli bilince ve aidiyete dayanan ulusal bir kimlik halidir. Gökalp’te ise hars kavramı kültürden çok milli kültürü ifade eder. Hars ve Medeniyet adlı eserinde Gökalp, hars kavramını usulle yapılmayan, taklitle başka milletlerden alınmayan milli, dini, ahlaki, lisani duygular olarak tanımlar. Onun tabiriyle medeniyet ise fertler tarafından usulle meydana getirilen yapay bir oluşumdur. Kitap özellikle bu temeller üzerinde ilerler, Osmanlı’nın medeniyet tanımının yanında Türk harsının özümsenmesi ve yeni kimliğin inşasında milli bir kolektif oluşturması gerektiğini vurgulanır.

Hars ve Medeniyet’te Ziya Gökalp, Batı medeniyetinin işlevselliği ile İslam ve Türk etniğin getirdiği geleneksel değerlerle harmanlanmış bir yeni, milli bir kimliğin inşasını, ölmüş bir devletin sancılı yeniden doğum sürecinin reçetesi olarak görmüştür. Bu bağlamda Türkçülüğü sistemleştirerek; politik, sanatsal, sosyal ve edebi bağlamda milli olanı gün yüzüne çıkarmak ve içtimai yapıda dayanışma ve bütünleşmeyi artırmak eserin temele aldığı meselelerdir.

Eserde ahlaki bir ikilikten de söz edilir. Gökalp’e göre Türk ve Osmanlı ahlakı zıt iki dinamiktir. Gökalp’e göre iki yapı arasında siyasette de bu tür bir ikilem kendini gösterir. Müzikten tutun, edebiyata kadar, hatta günlük konulma dilinde bile bu ikililik toplumsal yapının çeşitli alanlarına etki eder.

Bu eserde kültür ve medeniyet ayrımı teorileştirilmiş ve yeniden adlandırılmıştır. Gökalp’e göre hars yani kültür; bir milletin toplumsal hayatının ahenktar bir mecmuası yani ortak bir bilinci ya da geçmişidir. Medeniyet ise, aynı bölgeye dahil olan milletlerin toplumsal hayatlarının tamamıdır. Hars ve medeniyet kavramlarını Ziya Gökalp tanımlamış ve sosyoloji açısından oldukça önemli noktalara değinmiştir. Bu da Ziya Gökalp’in Türk sosyolojisindeki yerini farklı kılan noktalardan biridir.

 

Kaynakça:

  • Doğanoğlu, M. (2016). “Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak” tan” Türkçülüğün Esasları”na Ziya Gökalp ve Ulus Tasavvuru. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi71(4), 1195-1210.
  • Gürsoy, Ş., Çapçıoğlu, İ. (2006). Bir Türk Düşünürü Olarak Ziya Gökalp: Hayatı, Kişiliği ve Düşünce Yapısı Üzerine Bir İnceleme. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi47(2), 89-98.
  • Paycı, Ayşegül.(2017). Hars ve Medeniyet.
    http://blog.ilem.org.tr/hars-ve-medeniyet/

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin