Yıllar boyunca insanoğlu geçmişe derin bir özlem duydu. Kah hatırladı hüzünlendi, kah güldü neşelendi. Ancak sonunda uzaklara bakıp yapamadıklarına çoğu zaman iç geçirdi, bir damla gözyaşı akıttı, buğulu bakışlarının arkasında sahip olamadıkları, başaramadıkları ve yapamadıkları vardı.
İnsanlar geçmişi hatırladığında, şimdiki zamanda bulunan pürüzler usta bir el tarafından verniklenmişçesine pürüzsüz gözükür. Her şey daha duygusal bir çehre etrafında canlanır gözlerinde. Bundan ötürü sürekli geçmişe ve yapamadıklarına iç geçirirler. Halbuki çoğu zaman, ikinci bir şansı elde ettiklerinde dahi, aynı yola izlemeye devam ederler.
Bilimin kendisini gösterdiği tarihten itibaren, geçmişe özlem duyan insanlar hep zamanda yolculuğun mümkün olup olmadığını tartıştı. Bu konu hakkında kitaplar yazıldı, filmler yapıldı, kimileri geçmişi düşünüp bilinçaltlarını uyarınca rüyalarında geçmiş zamanlara gitti durdu. Halbuki dün yaşadıklarımız, bir önceki günün geleceğiydi. Yarın ise birkaç gün sonrasının geçmişi olacak ve en önemlisi yüzde kaçımız bunun farkında olarak yaşıyoruz?

Hepimiz zaman yolcularıyız, zaman çizgisinde kendi dünyalarını yaratan ve yaşayan zaman yolcuları…  Bilinçli olanlarımız bu yolculuğun tadını çıkartırken, yaşadıkları geçmişe ve geçmişlerindeki tercihlerine lanet edenler ise hayatlarını mahvediyor, bir yandan da geleceklerini kaçırıyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, zaman çizgisi Musa’nın Kızıldeniz’i ikiye bölmesiyle ters akmaya başlayan Asi Nehri’ne benzemez ve bu yüzden asla ters akmayacak.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin