Yeni Tarihselci Söylem Işığında: Charlotte Gilman’ın “Sarı Duvar Kağıdı” Hikayesi

Yeni Tarihselcilik Hakkında Kısa Bilgi

Yeni Eleştiri, Arketipsel Eleştirisi ve Yapısökümcülük teorilerinin apolitik ve tarihçi yaklaşımlarının aksine; Yeni Tarihselcilik, edebi eseri analiz ederken eser ve eserin yazıldığı dönem arasındaki ilişkiyi inceler. Yazıldığı zamanın eseri nasıl etkilediği ve eserin bu zamanı nasıl yansıttığıyla ilgilidir. Yeni Tarihselcilik, eserin yazıldığı zaman ile eserin ne hakkında olduğu arasındaki karşılıklı ilişkiye odaklanacaktır. Bir Yeni Tarihselciye göre, bir eserde kullanılan söylemler, o tarihte varlığını sürdüren güç ilişkilerini ortaya koyar. Marksist bakış açısına göre söylemler, bireylere özgürlük hissi verir gibi görünmektedir; fakat bunun aksine bireylerin benimsediği söylemler onların öznelliğini yok eder. Bu fikre dayanarak, Yeni Tarihselcilik bir eser içerisindeki söylemler üzerine çalışır ve bu şekilde dönemin güç ilişkileri hakkında genel bir bilgi vermekle kalmaz, aynı zamanda bireylerin pozisyonlarının o dönemde nasıl belirlendiğini de gösterir. Sonuç olarak, bu analiz yöntemi metnin biyografik ve tematik arka planını gölgede bırakır. Yeni Tarihselciliğin savunucularından olan Greenblatt, tarihsel bağlamın önemini kabul etmişti çünkü edebiyatın üretildiği zamanının tarihiyle yakından ilgilendiğine inanıyordu.

Michel Foucault’nun Yeni Tarihselcilik Üzerindeki Etkisi

Michel Foucault’nun Yeni Tarihselcilik üzerindeki etkisi göz ardı edilemez ve eseri Foucault’nun belirlediği bir takım kuralları göz önünde bulundurarak analiz etme şekli “Foucauldian” olarak adlandırılır. Foucault’nun teorisine göre söylemler, toplumun güç sahibi olanlar tarafından oluşturulmuş bir bilgiyi fark etmeden benimseyebilmesi için oluşturulmuştur. Bu bilgiler gündelik hayatın öylesine içine işlemiştir ki bireyler tarafından sorgulanmazlar; böylece iktidar sahipleri dönemdeki yerlerini sağlama alırlar. Yeni Tarihselciliğin nihai amacı, bu iktidar ilişkilerini dönemde yazılan edebi metinler yardımıyla araştırarak söz konusu tarihsel dönemi analiz etmektir. Charlotte Perkins Gilman’ın kısa öyküsü “Sarı Duvar Kağıdı”, delilik söyleminin hikayede olduğu kadar ondokuzuncu yüzyılda da nasıl bir yer aldığını analiz etmek için oldukça uygun bir kısa öyküdür.

- Advertisement -

Hikayenin Kısa Özeti

Hikayeyi Yeni Tarihselci bakış açısıyla incelemeden önce, hikayedeki anlatıcının durumunu kısaca özetlemek faydalı olacaktır. İsmi verilmeyen anlatıcı çocuğunun doğmasının ardından bir depresyon dönemine girer. Kocası John, karısının bu durumuna histeri teşhisi koyar ve iyileşmesi için tek gereken şeyin dinlenmesi olduğunu söylerek şehirden uzak bir bölgede karısının rahatlayabileceği bir ev kiralar. John saygın bir hekimdir, bu yüzden anlatıcı başlangıçta kocasının tavsiyelerine kulak verir ve dediğini yapmak üzere eve yerleşir. Yaratıcı bir faaliyet olduğunu bildiği için John karısının yazı yazmasını diğer hareket içeren bütün aktiviteler gibi yasaklar. Sonunda tüm gününü yatakta oturmuş ve odanın sarı duvar kağıdına bakarak geçirir. Sonuç olarak, kadının durumu hızla kötüleşir. Duvar kağıdının içinde bir kadın görmeye başlar ve kadının özgürlük mücadelesi verdiğine inanır. Sonunda, kadını serbest bırakmak için tüm duvar kağıdını yırtarak parçalar. John karısını odada korkunç bir şekilde emekleyerek ilerlediğini görür ve şaşkınlıktan bayılır.

the yellow wallpaper ile ilgili görsel sonucu"

Yeni Tarihselci bir eleştirmen bu hikayeyi analiz etmek istediğinde, anlatıcının sözde deliliği hakkında değil, hikaye boyunca hastalığının gelişimine neyin katkıda bulunduğunu yorumlayacaktır. Bu eleştirmenin aydınlatmaya çalıştığı iki önemli nokta vardır: “hikayede delilik ve hastalık algısı nasıl işleniyor” ve “hikaye dönemin tıbbındaki delilik algısında ne gibi bir rol oynuyor?”

Hikayede Delilik ve Hastalık Algısı Nasıl İşleniyor?

Hikayedeki delilik söyleminin işlevini incelerken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, anlatıcı ve kocası John arasındaki ilişkidir. Hikayedeki delilik söylemi ve algısı, John’un karısının hastalığını tedavi etme yöntemiyle başlar. John ve kayınbiraderi “yüksek rütbeli” doktorlardır ve anlatıcıya sadece “histeri” teşhisi koymakla kalmayıp, aynı zamanda ona etkinlik ve sosyal etkileşimlerden kaçınmasını tembihlerler. Anlatıcı bu iki doktorun tanısına katılmamasına rağmen, itiraz etme gibi bir lüksü olmadığının farkındadır çünkü bir hasta olarak onlardan daha düşük konumdadır: “Şahsen, onların fikirlerine katılmıyorum. Şahsen, hareket ve değişim içeren aktivitelerin bana daha iyi geleceğini düşünüyorum.” (648)

Bu noktada, doktorun hastası üzerinde kurduğu otorite oldukça nettir. Anlatıcı her ne kadar yazarak kocasının kurallarına meydan okuyor gibi görünse de, temelde hasta kimliğini doğrular. Ondokuzuncu yüzyıl tıbbi söylemleri onu iki şeyi kabul etmeye zorlar: mantıksız ve anormal bir bireydir; bu yüzden tedavi edilmek zorundadır, ve bu söylemin onu konumladığı yer güçlü olanlar (doktorlar) tarafından çoktan belirlenmiş olduğu için kendi adına karar verme hakkı yoktur.

John, karısının hareketlerini kontrol etmek için onu bir odada gözetim altında tutar. Kendi iyiliği için hapsedildiğine inandırılır. Hikayenin sonunda, hayali kadını duvardan kurtararak akıl hastalığının üstesinden geldiğini varsayar. Oysa, kendini duvarda gördüğü kurtulmaya çalışan kadınla öylesine özdeşleştirir ki kendisi de duvardaki kadına dönüşür. Kendince özgür hissettikçe, diğerlerinin gözünde daha da delirmiş durumuna düşer. İyileşmiş olduğunu diğerlerine kanıtlayamadığı için hiçbir şey değişmemiş olur. Böylece doktorun hasta ve kocanın karısı üzerindeki gücü bir kez daha kanıtlanmış olur. Bu paradoksal durum güçsüz olanın ne yaparsa yapsın güçlü olanlardan daha üstün duruma geçemeyeceğini simgeler.

Hikaye Dönemin Tıbbındaki Delilik Algısında Nasıl Bir Rol Oynuyor?

John’un anlatıcıya karşı olan otoriter yaklaşımları, ondokuzuncu yüzyılda hasta olduğu iddia edilen insanlara yöneltilen kötü, haksız ve orantısız davranışları kanıtlar niteliktedir. Anlatıcı yasaklandığı hâlde yaşadıklarını yazarak güçlü olanların yaptırımlarına karşı koymaktadır. Hikayenin kendisi, otoriteye meydan okuduğunun en büyük kanıtıdır. Fakat Yeni Tarihselci bakış açısı, bireyin otorite üzerindeki zaferinin mümkün olmadığını savunur. Anlatıcı özgürlüğüne kavuştuğunu düşünür ancak özgürlük sadece bir yanılsamadır. Michel Foucault’ya göre, tüm tarihsel dönemler sadece ve sadece iktidar arzusuyla planlanmıştır. İkili karşıtlıklar oluşturarak tarafları karşı karşıya koyar ve aralarında bir hiyerarşi oluşturur.  Örneğin; akıllı ve deli, doktor ve hasta.

Hikayenin sonunda, anlatıcı hastalığından kurtulduğunu söyleyerek olayların en başında hasta olmuş olduğunu kabul ediyor. İstemsizce de olsa delilik söylemine boyun eğiyor. “Sarı Duvar Kağıdı” öyküsü, tıpkı anlatıcı gibi bir toplumun üyeleri olan bireylerin kaçamayacağı sonu göstermektedir. Bu şekilde, Foucault’nun belirttiği gibi, eserler yazıldıkları dönemdeki yaptırım uygulayan söylemlerin varlığını doğrular.

KAYNAKÇA

  • Brannigan, John. Producing the Subject: A New Historicist Reading of Charlotte Perkins Gilman’s ‘The Yellow Wall-paper’. In: New Historicism and Cultural Materialism.
  • Gilman. Charlotte Perkins. “The Yellow Wall-paper”. https://www.nlm.nih.gov//digitalDocs/The-Yellow-Wall-Paper.pdf. Web.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Büşra Polat
Büşra Polat
"Most people are nothing but pawns on a chessboard led by an unknown hand."

Must Read

Filme Uyarlanan 10 Gerçek Hayat Hikayesi

Çoğu zaman vakit öldürmek için film izleriz ama bazıları bizi fazlasıyla etkiler hatta bir şeyler öğretir. Bu listedeki biyografik filmlerin bazılarından bir şeyler öğreneceğiz...