Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



 

Ernest Miller Hemingway, 20.yüzyılın en önemli isimlerinden biri. Yaşlı Adam ve Deniz, Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor adlı eserleri ile adını duyuran, yalın anlatımı ile harikalar yaratan Hemingway’i yazarlık dışında birçok kimlikle görmek mümkün. Mesela kendisi harika bir aşçı, avcı, asker, ajan, boksör ve gazeteci. Anlayacağınız hayatını özgür ruhu ile dopdolu yaşamış biri Hemingway.

Ernest Hemingway’i okuduğum bir makalede tanımıştım. Bu makalede kenara not ettiğim bir sözü vardı, şöyle diyordu: “Nerede olursan ol, kendi iç dünyana sığınmak zorundasın.” Bu sözü ile tanıştığım yazarın kalemini de seveceğimi biliyordum. Kitap listemde, almaya fırsat bulamadığım ve geçenlerde kavuştuğum bir kitap olan Yaşlı Adam ve Deniz elime geçer geçmez bitti. Bu yazımda da sizlerin listesine bu kitabı eklemeye geldim.

“Bir zamanlar karısının da soluk renkli bir fotoğrafı asılıydı, onu seyretmek içinde ki yalnızlığı artırdığından yerinden çıkarıp köşedeki rafta, temiz çamaşırlarının altına koymuştu.” (syf.12)

“Senin yanına geldiğim günden beri olup biten hiçbir şeyi unutmadım. Her şeyi anımsıyorum.” (syf.9)

 

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi bu kitabı elinize aldığınızda kendinizi bir denizin ortasında yaşlı bir adam olarak bulmanız mümkün. Okuduğum kitaplarda bazen en önlerden hayranlıkla izleyen bir seyirciyimdir, bazen de kitapta bulunan bir karakteri çevremden biriymişçesine hayatımın içine alan biriyimdir. Karakterlerde kendimden bir parça bulduğum oldu fakat hiçbir zaman karakterin yerine kendimi koymamıştım. Yaşlı Adam ve Deniz adlı eserde de yazarın anlatımı beni denizin ortasında ihtiyar bir balıkçı yaptı. Hemingway yalın bir anlatımla bizleri yoğun duygular içerisine alıp umutların, yenilgilerin ve zaferlerin hayatımızdaki yerlerini sorgulatıyor. Hemingway insana insanlık dersi veriyor bu kitabında. Azim ve umut duygularını su yüzüne çıkartıyor satırlarında. Üstelik bunları o kadar sade ve akıcı bir dille “latıyor ki bir solukta hayatınıza güzel şeyler katmış oluyorsunuz.

1930’larda Hemingway denize ve balıkçılığa sevdalanıyor. Küba’da Pillar ismini koyduğu balıkçı teknesi ile yeni bir maceraya atılıyor. Öyle ki 1935’te herkesin konuşacağı bir köpek balığı yakalıyor. Hatta bu köpek balığını yakalamak onun için zor olmuş olacak ki silahı ile köpek balığını ve kendini vurmuş. 1938’lerin yazında ise 52 tane kılıç balığını yakalamış. Bu hikayenin bizim için en önemli olan kısmı ise balıkçılık tecrübesinden esinlenerek yazdığı Yaşlı Adam Ve Deniz kitabı.

“Kafamın içi berrak. Ama yine uyumak gerek bir lokma. Herkes uyur; güneş uyur, ay uyur, hatta akıntının azaldığı, rüzgârın durduğu günler deniz bile uyur.’’ (syf.79)

 

Kitapta Kübalı yaşlı bir balıkçı olan Santiago’nun tam 84 gün boyunca evine eli boş dönmesine rağmen umutlarına sahip çıkışını ve tecrübelerine olan güveni ile karşılanıyoruz. Ve 85’inci gün ile uykumuzun en tatlı yerinde, güneş ile birlikte umutlarımız adına, yaşamak adına ve verdiğimiz sözler uğruna kendimizi mavi denizlere bırakıyoruz. Hikâye tam olarak burada başlar diyebiliriz. Kendinizi hikâyenin tam burasında konumlandırabilirsiniz. Ya teknede her şeyi izleyen bir seyircisinizdir, ya umutlarına sahip çıkan yenilgiyi kabullenmeyen ihtiyar balıkçı ya da inatçı bir kılıçbalığı. Ben kendimi ihtiyar balıkçı olarak konumlandırdım çünkü ondan öğreneceklerim vardı. Onun gibi hissettiğimde umutlarıma ne olursa olsun sahip çıkmayı öğrendim, zorlu mücadelelerin sonu yenilgi olsa da bende harika kazanımlar bırakabileceğini kavradım ve zafer duygusunu hissettim. İhtiyar koskoca denizin ortasında kendiyle konuşarak bizlere sesleniyor, balıkla konuşarak güçlü kalıyor, denizle konuştuğunda umutlanıyor ve geceyle konuştuğunda sorguluyor.

“Yaşlı balıkçı zayıf, kavruk, yüzü kederli, ensesi kırış kırış bir adamdı. Yanakları, güneşin tropik denizlerde meydana getirdiği yansımaların esmer lekeleriyle kaplıydı. Bu lekeler yüzünde aşağı çenesine dek iniyordu. Elleri, oltasına takılan ağır balıkları çekerken açılan yarıklarla yol yoldu. Ne var ki bu yarıkların hiçbiri taze değildi. Bir çöl kuraklığını andıran balıksız günler kadar eskiydi bunlar.

Yenilmemişlerin neşesiyle ışıl ışıl yanan deniz rengi gözlerinden başka her şeyi kocamıştı ihtiyarın.”

Kitabın karakterleri Santiago ve Manolin desek yanlış olmaz fakat yazar karakterleri isimleri ile kullanmayı pek tercih etmiyor. Karakterlerimiz önümüze ihtiyar ve çocuk olarak çıkıyor. İhtiyar balıkçımız artık eski gücünden yoksun, kasabalı tarafından bahtsız olarak adlandırılan fakat bütün olup bitene rağmen denizden, teknesinden vazgeçmeyen çok güçlü bir karakterdir. Manolin ise balıkçının yanında çalışmış fakat eve balık getiremeyince ailesi tarafından ihtiyarın yanından alınıp başka bir balıkçının yanına verilen bir çocuktur. Çocuk her ne kadar başka bir balıkçının yanına gitmiş olsa da ihtiyara, onun tecrübelerine son derece güvenen sevgi dolu bir çocuktur. Ernest Hemingway yazılarında karakterleri isimlendirmeyi tercih etmediği gibi sembol olarak kullanmayı da sevmediğini okumuştum fakat kitabı okurken iki karakteri yaşlılık ve gençlik kavramları olarak karşılaştırmadım değil. Öyle ki yaşlı balıkçının teknede yalnız geçirdiği ve yapmakta zorlandığı zamanlarda “Keşke çocukta burada olsaydı.” diye söylenmeleri bana gençliğe duyulan özlem olarak düşündürdü. Yaşlı balıkçı ve çocuktan sonra da hatırlayacağım bir diğer karakter ise inatçı kılıç balığı. İhtiyar, balığı yakalamıştır yakalamasına da bu balıkla da tecrübe etmesi, sorgulaması gereken zor ve mücadeleci süreci de başlamıştır. Sonuçta balığın ve ihtiyarın ortak noktasıdır yaşamak.

“Keşke her şey bir dÜş olsaydı.” (Syf.106)

Kitabı bitirdiğinizde elinizden düşürmeyip derin düşüncelere dalabilirsiniz, hatta rafa koyduğunuz vakit yüzünüzde hafif bir gülümseme beliriverir ya da gördüğünüz yaşlı bir balıkçı sizlere Santiago’yu hatırlatabilir. Ben kitabı bitirdiğimde yaşlı balıkçı rolünden sıyrılıp, kendi pes ettiklerimi anımsadım. Ben olsam 84 gün boyunca talihsizliğime karşı çıkıp güneşin doğuşu ile umutlanabilir miydim? Talihsizliğime son verebilecek güçlü bir balıkla ölümüne mücadele edebilir miydim? Yenilgi gibi görünen zaferler karşısında nasıl sonuçlar çıkartabilirdim? Bu soruları kendime sorduğumda kitabın benim için olan anlamını daha da farklı kıldım. Artık içimde bir yerde yaşlı bir balıkçı vardı. Umutları ile bana insanlık dersi veren, yenilmenin hayatımda olmadığını öğreten Santiago. Bu Kübalı balıkçı ile denizin ortasında ona eşlik etmenizi dilerim çünkü kendisi denizle, ayla, yıldızlarla konuşuyor gibi görünüyor olsa da sizlerin içlerine sesleniyor. Ve yaşlı adam aslanların düşünü görüyor.

“İnsan yenilmek için yaratılmadı. Ademoğlu mahvolur ama yenilmez.”

“Talih, insana her an, hiç tanınmayacak biçimlerde gelen bir şeydir.”

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin