Yaşamsal Olaylar ve Aborjin Söylentileri

Gece Modu

İnsanoğlunun en eski tarihinden beri var oldukları söylenen Aborjinler, Avustralya kıtasının yerlilerine verilen addır. Kabileler hâlinde, açıkta ya da ağaç kabukları ve dallardan yapılmış barınaklarda yaşarlar. Yazılı bir dilleri yoktur. Bu nedenle bilgi aktarımı, büyük çoğunlukla şarkılar aracılığıyla ağızdan ağza yayılarak sağlanmıştır. Aborjinlere göre, dünyayı onlar yaratmış ve başlangıç süresinde de yaşamışlardır. Böyle olunca da bir kabile üyesinin deneyimlediği, gördüğü, yaptığı şeyler onlar için kutsal sayılmıştır. Mevsimler, gökyüzü, insanların yaşlanması, ölüm, doğum, yaşam gibi pek çok konunun onlar için özel nedeni vardır. Tüm bunlar, öyküleştirilip Aborjin tarihinde kutsal bir yer edinir. Hatta derler ki; kuşlar, böcekler, bitkiler ve yaşayan tüm canlılar, dünyanın Yaratılış Evresi‘nde birer Aborjin’di. Fakat bu süreçte yaptıkları iyi ya da kötü davranışlar onları insan dışı bir canlıya bürüdü. Rüyalara ve onlarda bıraktığı etkiye çok önem veren Aborjinler’in şu atasözü, yaşamlarının büyük çoğunluğuna hükmeder:

“Düş zamanında olmuşsa bugün de mutlaka olabilir.”

Dünyada meydana gelen neredeyse her yaşamsal olaya kendi inanç ve yorumlarını katarak bir anlam yükleyen Aborjinlerin birkaç söylentisini sizler için derledik:

1. Dünya ve İnsanlığın Oluşumu

Aborjinler’in yaratıcı ataları Bungil; önce güneşi, sonra ay’ı, yıldızları, daha sonra da tepeleri, ovaları, ağaçları, çeşitli bitkileri ve buralarda yaşamaları için de yine birçok canlı türü yaratmış.

Tüm bunlar bittikten sonra derin bir yalnızlığa kapılan Bungil, konuşup dans edebileceği birine ihtiyaç duyunca eline çamuru alıp ona şekil vermeye başlamış. Saçına kadar her ayrıntısını özenle şekillendiren Bungil, bu sayede de kendinden hariç bir başka insan daha yaratarak tüm insanlığın soyunu başlatmış.

2. Gün Doğumu

O zamanlar, gökyüzü yere çok yakınmış. Bu da ışığı engelliyor ve insanların sürekli karanlıkta kalmalarına neden oluyormuş. Saksağanlar düşünüp taşınmış ve bir karara varmış: “Birlik olursak gökyüzünü yukarı kaldırabiliriz.

Topladıkları uzun sopalar yardımıyla göğü yukarı itmişler. O sırada gök, tam ortadan çatlayıvermiş ve bir gün doğumu oluşmuş. Işığın ve sıcaklığın sevinciyle hep birlikte şakımaya başlamışlar. İşte o gün bugündür de saksağanlar, her sabah gün doğumuyla birlikte coşkuyla şakımayı sürdürüyor.

3. Siyah Kuğu

Dünyanın ilk bumerangının sahibi Wibalu adında bir grup kadınmış. O zamanlarda güçlü bir silah olan bumerangı elde etmek için kabile erkekleri bir oyun çevirmeye karar vermişler. Bu kabilenin iki üyesi, kendini beyaz bir kuğuya dönüştürmüş. Böylece kadınların dikkatlerini dağıtabileceklermiş. Planladıkları gibi de olmuş. Kuğuları gören Wibalu kadınları, işlerini bırakıp bu kuşları izlemeye koyulmuş. Bu esnada pusuda bekleyen kabile erkekleri, bumerangı alıp kaçmış.

Bu kargaşa esnasında iki beyaz kuğu da bölgeden uzaklaşıp bir kıyıya konmuş. Fakat kıyı, acımasız kartalların yuvasıymış. Kuğuları gördükleri gibi tüylerini yolup onları çöle atmış. Bunu gören kargalar “Kartallar bizim de düşmanımız. Umarız tüylerimiz bedenlerinizi sıcak tutar.” deyip simsiyah tüylerini kuğulara vermiş.

Aborjinler o gün bugündür de siyah kuğuların, kargaların tüyleriyle bezendiğine inanmakta. Dikkatli bakıldığında kanatlarının en ucundaki beyazlık, kendi tüyleri anlamına gelmekte. Kartalların vahşetinden kalan kan damlaları da gagalarında durmakta.

4. Kızıl Gökyüzü

Bumerangları çalınan Wibalu kadınları, öfke içindeymiş. Halkın, saflıkları karşısında atacakları kahkahaları tahmin ettikçe utanç duyuyorlarmış çünkü onlar her zaman üstün zekâlarıyla övünürmüş.

Neden kuğuların ardından gittikleri konusunda birbirlerini suçlamaya başlamışlar. Kavgalarının en yoğun olduğu sırada Wibalu kadınları, göğe doğru çekilmeye başlamış. Kavgada yaralananların kanları da, bulutları kırmızıya boyamış.

O gün bugündür, gökyüzü ne zaman kızıl bir görünüm alsa Aborjin erkekleri birbirini dürterek “Bak bak, Wibalu kadınları dövüşüyor.” şeklinde ifadelerde bulunuyor.

5. Balinanın Su Püskürtmesi

Kabilede dinsel törenlerin yapıldığı bir gün, karanlık basınca çareyi ateş yakmakta bulmuşlar. Fakat o yörede ateşe sahip olan yalnızca Kondole imiş. Ateşi getirir diye onu törene çağırmışlar. Kondole ise ateşi getirmemenin yanında onu çok gizli bir yere saklamış.

Kondole’nin bu bencil davranışı sırasında halk çok sinirlenmiş ve mızrağı, kafasının arka kısmına saplamış. O anda tüm halk, çeşitli hayvanlara dönüşmüş. Kondole ise koskocaman bir balinaya.

Kondole’nin (balinaların) kafasından mızrak yediği delikten su püskürttüğünü de hâlen görebildiğimizi söylüyor Aborjinler.

6. Gök Gürültüsü

Aborjinlere ait bir mağara duvarında bulunan çizimler doğrultusunda da şu yargıya varılmıştır:

Marmaragan adını verdikleri gök gürültüsü yaratan adam kahkahalarla, büyük taş parçalarını birbirine vurur, böylece gök gürültüsü oluşur. Taşların zikzaklar çizerek göz kamaştırıcı ışık çıkarmasının da yıldırımı oluşturduğuna inanırlar.

7. Gökkuşağı

Gökyüzünde yaşayan “atasal bir varlık”, kabilelerin uymak zorunda olduğu kuralları düzenlermiş. Söylenene göre bu ata, iki kabilenin kendi aralarında yaptığı savaş sonunda ortaya çıkmış. Savaş o kadar uzun sürmüş ki kullanılacak silah bulamayınca taşları kullanmaya başlamışlar.

Savaşçılardan biri taşı öyle güçlü fırlatmış ki gökyüzünde asılı kalmış ve hızla büyümeye başlamış. Ardından şiddetli bir gürültüyle patlamış ve taşın çeşitli renkleri etrafa saçılmış. Bu taş, yerdeki onlarca ölü ve yaralıyı görünce ağlamaya başlamış. Gözyaşları sağanak yağmura dönüşmüş ve güneş, taşa yansıdığında birden gökyüzünde gökkuşağı belirivermiş.

Bu yüzden Aborjinler ne zaman bir gökkuşağı görseler, kabile yasalarına karşı bir suç işlediğini ve bu taşın, üzüntüden ağladığını düşünürler.

8. Taklitçi Lir Kuşu

Yaratılışın ilk zamanlarında yerde ve gökte yaşayan tüm hayvanlar aynı dili konuşuyormuş. Yaşamlarında üzüntüye, sıkıntıya yer yokmuş. Mutluluklarını pekiştirmek için her yıl, kutlamalar düzenlenirmiş.

Bu kutlamaların birinde bir kurbağa, çevresindeki arkadaşlarının seslerini taklit etmeye başlamış. Bu taklitlerinin mükemmelliğine o kadar inanıyormuş ki gitgide kabalaşmaya başlamış. Sonrasında da ortalık karışmış. Tüm hayvanlar kurbağaya saldırmaya başlamış. Bir kişi hariç: Lir kuşu.

“Lir Kuşu”

Yaşanan kargaşanın ardından ruhlar, bir araya gelerek hayvanların birbirini anlayabildiği ortak dili kaldırıp her birine farklı bir dil vermiş. Kargaşayı önlemek isteyen lir kuşuna ise tüm sesleri taklit etme yeteneği bahşetmiş.

O gün bugündür de lir kuşu dünyanın en iyi taklitçisi olarak bilinir. Aborjinler de bu onurlu hayvanı kızdırmamak için ellerinden geleni yaparlar.

İşte lir kuşunun taklitlerinden birkaçı:

(fotoğraf makinesi, oyuncak tabanca, maymun çığlığı, kuş türlerinin farklı sesleri ve daha niceleri…)

Kültürleri, gelenekleri ve sahip olduğu kutsal inancın getirdiği bu ve benzeri birçok öyküleştirilmiş söylentiler, Aborjinler için günümüzde de hâlen geçerliliğini korumaya ve gelecek nesillere aktarılmaya devam ediyor.

 

Kaynakça:

Uğurlu, H. (2019). Avustralya Yerlileri Aborjinlerin Yaratılış Söylenceleri. Ankara: Dorlion.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin