Yakup Kadri’nin Serüveni: Ankara

220
Gece Modu

     Yakup Kadri Karaosmanoğlu realist, Atatürkçü ve inkılapçı bir yazar olma sebebiyle bilhassa Milli Mücadele ve Cumhuriyet temalı birçok romanı Türk Edebiyatımıza kazandırmıştır. Bunlardan birisi de 1934 yılında birinci baskısı yapılan, Kadro dergisini çıkardığı yılların ürünü olan Ankara romanıdır. Eğer, Yakup Kadri’nin herhangi bir romanına denk geldiyseniz akıcı üslubuna, dönemin dil özelliklerini iyi yansıtmasına ve tabii ki sık sık işlediği milli mücadele ruhuna aşina olmanız mümkün. Eğer, sayfa aralarından Mustafa Kemal’in suretini görmek istiyor ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını merak ediyorsanız bu kitabın incelemesine geçelim.

     Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır. Tarihsel düzlemde birinci bölüm, Sakarya savaşı öncesinden başlayarak 1922 yılında Sakarya zaferine kadar; ikinci bölüm, Cumhuriyet’in ilanını izleyen 1926’ya kadar olan yıllar; üçüncü bölüm ise, Cumhuriyet’in ilanından sonrasını işleyen 1943 yılına kadardır. Bu üç bölümün de ana kişisi Selma Hanım’dır. Üç bölümde de farklı kişiliklerde karşımıza çıkan Selma Hanım, o günün Ankara ve Türkiyesinin giderek nasıl dönüştüğünü ve değiştiğini bize anlatır. Yakup Kadri’nin aslında tüm Türkiye’yi eleştirdiği özellikler bizim karşımıza Selma Hanım yoluyla çıkar.

    Romanın birinci bölümünde Kurtuluş zaferi ile sonuçlanan savaş yıllarındaki Ankara anlatılır. Selma Hanım, çok sevdiği ve çocukluğunu geçirdiği İstanbul’dan eşi Nazif Bey’in tayini çıkması üzerine ayrılarak, karanlık bulduğu, sevmediği ve ona acı veren bir şehre gelmiştir: Ankara. Daha yeni evlenmiş olan Selma Hanım, ülkesinin bu yaşadığı buhranlı dönemi kendisine daha da ‘buhran’ veren bu şehirde geçirmeyi hiç istemez. Evi, çevresi ve bu şehir onun İstanbul’undan çok farklıdır. Daha Anadolu kültürüne sahip olan ve İstanbul’dan daha çok muhafazakar olan bu şehir Selma Hanım’a yabancıdır. Yazar burada o dönemin ‘esas vatan İstanbul’dur’ fikrini ilk bölümde Selma Hanım üzerinden yansıtmıştır. Selma Hanım, giderek genişleyen tanıdıkları ile daima İstanbul ve ahalisini kıyaslar. Komşuları Hatice ve Halime Hanım ile sohbetleri esnasında okuyucu da dönemin Ankarasını görmüş olur. Daha sonra eşinin arkadaşı Murat Bey ve ailesiyle tanışması, Selma Hanım için bu şehre dair ilk olumlu gelişmedir. Ankara’nın içinden daha modern görünen en azından kadın ve erkekleri yan yana aynı anda oturabilen bu aile, onların yeni dostları olmuştur. Bu esnada Binbaşı Hakkı Bey ile tanışırlar. Binbaşı Hakkı Bey, milli mücadele ruhunu yansıtan bir kimsedir. Roman, Selma Hanım’ın Binbaşı Hakkı Bey ile tanıştıktan sonra bambaşka bir boyuta evrilir. Memur eşi, İstanbul sevdası, içinde bulunduğu şehri sevmeme düşüncesini içinde barındıran Selma Hanım, bireysellikten çıkarak milli mücadele ruhu ve mücadeleci Türk kadını olma yoluna Binbaşı sayesinde adım atar. Bu dönüşümün romanda birden olmaması ve okuyucunun içine sindirilerek, olayları özümseyerek olması son derece önem taşımaktadır. Bilhassa Binbaşı Hakkı Bey’in; ‘Marifet koşturmakta değil, kafileyle beraber yürüyebilmektedir’ cümlesi Selma Hanım için bir dönüşüm cümlesidir. Selma Hanım’ın, varlıktan ve batı hayatından çıkarak yolda kağnı arabalarını görmesi, onun milli mücadele ruhunu anlamasına yol açar. Bireysellikten çıkmaya başlayan Selma Hanım’ın tam bir dönüşüm halini yaşaması ise şu iki olayla gerçekleşir. Birincisi, Binbaşı Hakkı Bey ile Çankaya gezintileri esnasında uzaktan Mustafa Kemal’in evini görmesiyken ikincisi ise muharrir ile konuşmasıdır. Mustafa Kemal’in evini yakından gören Selma Hanım, artık Ankara’ya bambaşka bir mahiyette bakar. Onun için Ankara, bu büyük komutanın vatanını kurtarma çabalarını yakınen takip etmesi için evini taşıdığı müstesna bir yerdir. Sadelik içinde yaşayan Mustafa Kemal, İstanbul‘u değil Ankara’yı seçmiştir. Muharrir ile konuşmaları ise, İstanbul, vatan, Ankara ve millet üzerinedir. Özellikle muharririn, ‘Sanki, vatan yalnız İstanbul’dan ibaretmiş; sanki, biz, burada gurbette imişiz gibi. Halbuki, ben, ruhumun milli muvazenesini burada bulmaya gelmiştim. Ne yazık’ dedikten sonra  ‘Ankara’da her sabah benimle beraber bir millet uyanıyor ve kendisine selamete götürecek olan kahramanın, başı ucunda gülümseyerek durduğu görüyor.’ demesi Selma Hanım’ın dönüşümünün tamamlayıcı cümlesidir. Birinci bölümün sonunda, ilk başlarda nefret duyduğu Ankara için muharebe esnasında görev almak isteyecek ve milli mücadele ruhu ona da tesir edecektir. Hatta ilk sayfalarda ‘beyi’ ile sıkça vakit geçirmek isterken düşman hatlarının Ankara’ya iyice dayanması üzerine eşinin, Ankara’dan gitme isteğine karşı çıkarak ondan ayrılacak ve gönlünü milli mücadele ruhunun timsali olan Binbaşı Hakkı Bey’e kaptıracaktır. Yakup Kadri, birinci bölümde Selma Hanım için, ‘bireysellikten’ ‘toplumculuğa’ evrilen bir kadın protitipi sayesinde o günün ‘vatan’ anlayışını eleştirmiştir.

   İkinci bölüm ise, Selma Hanım’ın Binbaşı Hakkı Bey ile olan evliliği ile başlar. Zaferden sonraki Ankara okuyucuya anlatılır. Cumhuriyet ilan edilmiş, Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmıştır. Selma Hanım, emekli binbaşı Hakkı Bey’in eşi olarak varlık içinde yaşamaktadır. İlk bölümde anlatılan karakterler değişmemiştir fakat kişilikleri bambaşka bir mahiyet almıştır. Örneğin, birinci bölümde İstanbul’daki kadınların ‘ecnebiler’ ile dans etmesine karşı çıkan ve kötü bir üslup ile eleştiren Hakkı Bey, tanımadığı yabancı kadınlar ile balolarda vals yapmaktadır. Murat Bey ise vekillik samimiyetini kaybetmiş, Avrupa’ya özenen kardeşi ve eşleri ile özenti bir hayat yaşamaktadır. Fakat, Selma Hanım için asıl kendisini ve ülkesini sorgulamaya alan ‘milli mücadele ruhunu’ özleten bir değişme vardır. İlk bölümde Murat Bey’in evinde geldiğini gördükleri andan itibaren, kadın erkek karışık gözükmemek için kadınların içeri koşacak kadar bu durumu ayıplayan ve Selma Hanım’ın şehrin ortasında ata binmesinden sonra onun hakkında iyi düşünmeyen Şeyh Emin, bu balo salonlarının müdavimi olmuştur. Selma Hanım, mücadeleci ruhuna ve vatan hakkındaki fikirlerine aşık olduğu Hakkı Bey’i ve dostlarını hatta kendini bile tanıyamaz hale gelmiştir. Bu bölümde toplum ile yüksek zümre arasındaki farkın iyice açılmasını eleştiren ve halkçılık inkılabının yanlış anlaşıldığı ve dahilinde yapılan tüm inkılapların yanlış yorumladığını düşünen Yakup Kadri, ikinci bölümü bu eleştirel bakış açısı ile yazmıştır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit ile, bir davet esnasında karşılaşırlar. Selma Hanım’ın kendini sorgulaması ve kimliğini araması hali, muharrirde de vardır. Milli ideallerinin bertaraf edilip maddi zevklerin peşinde koşan Hakkı Bey ve dostlarından giderek uzaklaşan Selma Hanım, muharrir dostuyla sıkı bir münasebet kurar. Neşet Sabit’in; “Milliyetçi Türk Garpçısı, Garpçılığın en karakteristik vasfı Garplılığa Türk üslûbunu, Türk damgasını vurmaktır. Şapka bize hâkim değil biz şapkaya hâkim olmalıydık. Garplılaşma, muayyen bir hayat prensibidir. Bu prensip, ancak milli isteğin, milli kültürün ve nihayet milli ahlâkın hizmetçisi emirberi olmak şartıyladır ki, yaratıcı ve kurucu rolünü ifa edebilirdi.” cümleleri ise, Yakup Kadri’nin o dönemin sözde aydınlarına ve batılılışmayı ‘bir kez daha’ yanlış anlayan dönemin sözde inkılapçılarına bir eleştiridir. Bu bölümün sonlarına doğru ise, Hakkı Bey’in onu aldatmasına dayanamayan ve kendi kimliğini bulmak için bir zamanlar nefretle baktığı eski mahallesine dönen Selma Hanım’ın eski Türk kültürünü, eski milli ruhu ve eski kendisini özlemesine ve akışkan bir üslupla yazılan sorgulamalarına şahit olmaktayız. Yahya Kemal Beyatlı’nın ‘kökü mazide olan ati’ olmalı cümlesinin ana fikir olarak sunulduğu bu bölümün sonunda Selma Hanım, sonunda gerçek aşkını bularak Neşet Sabit ile evlenecektir. Ve asıl aşkın, beden ve maddi aşktan çok öte olduğunu, bir fikir ve kalp birliği olduğunu anlayacaktır.

   Kitabın son bölümü ise bir ütopyadır. Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamaları ile başlar, Mustafa Kemal bir kez daha bu bölümde karşımıza çıkmaktadır. Mustafa Kemal’i dinleyen halkın gözyaşları içinde kalışı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün geniş portresinin çizilmesi kitabın en etkileyici kısımlarından bir tanesidir. Bu bölümde, Neşet Sabit ile aşk dolu bir hayat yaşayan Selma Hanım, yaşının geçmesine rağmen ilk günkü aşk heyecanı ile karşımıza çıkar. Türk milletinin destanının ilk sayfası kapanmış bu bölümde ise kaza ve kaderle mücadelesine başlamıştır. Ankara’nın yüzü değişmiş, kendini bilmiş bir zümre ile şiddetli bir savaş başlamıştır. İnkılaplar doğru anlaşılmaya başlanmış, toplum ile aydın arasındaki uçurum git gide kısalmıştır. Neşet Sabit ve Selma Hanım’ın evliliğinden doğan aşk, romanda Ankara’ya sirayet ederek, yeni değerlerini, köklerini unutmayarak halka ulaştırmayı amaç edinmişlerdir. Bölümün sonunda ise, Selma Hanım’a Cumhuriyet’in 20. yılı kutlamalarını hazırlama görevi verilir. Kitabın ütopyası işte buradadır. 1943 yılında, Cumhuriyet’in 20. yıl kutlamalarında tarihi sayfalar içerisinden roman karakterine dönüşen isim Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. 20. yıl kutlamalarında da konuşmasını yapan Mustafa Kemal, adeta Yakup Kadri’nin kaleminde çizilen, ‘şükran’ görüntüsüdür.

     Romana bakacak olursak, Selma Hanım’ın yazgısı ile Ankara’nın yazgısının bir olduğunu görmekteyiz. Selma Hanım, yalnızca maddi bir birlik halinde olduğu eşi ile mutsuz olması birinci bölümde lanse edilirken, Ankara düşman hatlarından dolayı karanlıktır. Selma Hanım’ın birinci bölümde mutlu olduğu tek yer Hakkı Bey ile görüşmektir ki, Ankara romanında bir tek Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsedildiğinde şehirde güneş açar. İkinci bölümde, Selma Hanım’ın Hakkı Bey’in değişimine ayak uyduramaması, adeta toplum ve aydın arasındaki çatışmaya sahne olan Ankara’dır. Kültüründen uzaklaşarak milli mücadele ruhundan çok uzakta boy gösteren bu şehir, batılı tarzda aldanmaların şahidi olmuşken, Hakkı Bey’de Selma Hanım’ı aldatmaktadır. Ankara ve Selma Hanım aynı anda kendini aramakta, kimliğini sorgulamaktadır. Aynı anda eski haline dönmek için çabalamaktadır. Selma Hanım, kendisinin özüne dönerken şehir de milli ruhuna döner. Son bölümde ise, Ankara’da Selma Hanım’da kendisini bulmuş, özüne dönmüştür. Denilebilir ki Yakup Kadri, Ankara ve Selma Hanım’ın kaderini birleştirerek bir tayin etmiştir. Bu açıdan denilebilir ki Yakup Kadri, gerek üslup gerek işlediği ana temalarla ‘milli ruhu’ temsil eden bir roman yazmış ve bir şehir ile bir kadını aynı ruhta buluşturmuştur.

Kaderinizin, yaşadığınız şehir ile aynı anda dönüşmesi temennisiyle. Keyifli okumalar!

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin