Yabancılaşmış Çocuğun Romanı: Beyaz Tavşan

“Çoğunluk gibi düşünmüyorsan yok olursun.”

“Yabancılaşma” kavramını Albert Camus ile tanıdık. Biliyoruz ki özellikle on sekizinci ve yirminci yüzyılın çağ hastalığıdır yabancılaşma. Bunun sebebi sosyolojik felaketler ya da toplumsal değişimler sayılsa da, altlarında her zaman psikolojik etkiler yatabilir.On sekizinci yüzyıldan itibaren toplum soylu yazarlar genel olarak “psikolojisi bozuk” prototipler üretse bile aralarında nadiren kurşun seslerini duyuran romanlar vardır. Şayet benim bahsedeceğim roman Beyaz Tavşan, Kadıköy’de kendi içine çekilmiş bir gencin romanıdır. Hastalıklı değil bu genç, delirmemiş bu genç, dövülmemiş bu genç, sadece derdini anlatabildiği tek kişi var, kendisi.

Camus’un “Yabancı” romanı bize her şeyden önce bir hakikati gösterdi. Yıpranmış toplumların yarattığı  bir kavram var, “anxiete human”. Beyaz Tavşan adlı romandan bahsetmeden önce yabancılaşma kavramına bir giriş yapmak hepimiz için iyi olacaktır. Bu yabancı kavramı ırklar ayrılığı değildir. Ya da somut olarak göreceli bir kavram da değildir. “Topluma yüzünü çevirme” ya da “yaşadığı mekandan soyutlanma ve toplumdan memnun olmama”, “kendisini toplumdan farklı görme ve bunu bilinçaltında yoğurma” gibi özetlenebilir.

Beyaz Tavşan, kendisini hem ailesinden, hem sınıfındaki arkadaşlarından ayırmış bir genç. Genç dediğime bakmayın ruhu oldukça yaşlı, cinsel istekleri farklı ve fevri… Aslında o toplumun yarattığı bir yabancı… -Biraz da erkek düşkünü?-

- Advertisement -

Bir seks bağımlısı demek istemiyorum onun için, ya da kendini sürekli bir erkeğin altında hayal eden bir erkek de demek istemiyorum. Onu bu hale getiren yirmi birinci yüzyıl. Onu bu hale getiren Kadıköy sokakları. Aslında yazarın yarattığı başkahramanımız –adını tüm kitap boyunca öğrenemedim- Kadıköy sokaklarında Guns n Roses ve Megadeth tişörtleri ile dolaşan bir liseli. Hatta ülkemizde de yakalıyor Guns n Roses’ı. Tek korkulu rüyası sınıfındaki küçük mafya Serkan. Bu iki başlık hepimizin sürekli gördüğü şeyler aslında.
Peki ya cinsel yönelimi? O kadar mesafeli ki çevresine güvenmiyor, annesine babasına güvenmiyor, kızlara ilgi duymuyor, duyamıyor.

“Bazen cidden kesip atmak istedim penisimi, zaten bir işe yaramıyordu.”

“Allah’ın belası bir çocuktum ben, içine öyle kapanık, kabuğunda yaşayan ve çıkmak istemeyen.”

Yazar, -belki de bunu bilerek yapmak zorunda kaldı- kahramanımızın bilinç akışını öyle bir anlatıyor ki, her düşündüğünü ayrıntılarıyla çiziyor. Bizi bol cinsel içerikli, kendi hayal dünyasında yaşayan bir genç karşılıyor her seferinde – belki de genç kız demeliydim.- Kızların her istediğini elde ettiğini ve şanslı olduklarını düşünüyor bu genç, hatta diyor ki:

“Biraz gözyaşı ve biraz dişilik her şeyi hallederdi.” (s.13)

Roman, son sayfasına kadar iç monologların dökümü şeklinde ilerliyor. Sürekli kendiyle çatışma halinde, bölümler anksiyete, agresif-pasif davranış bozukluğu içinde ilerliyor. Cinselliğin de hatrı sayılır bir yeri var romanda, eşcinsel kahramanımız biraz takıntılı da… Bunun altında yatan kocaman bir toplum var. Toplumdan cinsel isteklerini saklamak zorunda kahraman, onları saklarken kendini de saklaması kaçınılmaz! Aslında bu bilinç akışı bana Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ını hatırlatmadı değil. Bay C’nin sorunu geçmişiyle, bu gencin sorunu ise hayatıyla…

“Her şeye lanet olsun ancak hayallerimde mutlu olabiliyorum. Gerçek dünya ban göre değil ya da ben ona uyum sağlayamıyorum.” (s.24)
Yazar, Çoğunluktan kendini iyice soyutladığını da anlatır satır aralarında…

“Çoğunluk gibi değilsen, çoğunluk gibi düşünmüyorsan, çoğunluk seni yok etmeye çalışıyor.” (s.25)

Yalnız kahramanımız, sürekli kendisine sorular soruyor. Bu yalnızlığın ana belirtisidir. Antik Çağ’ın Romans türünde de oldukça rastlanan bir yoldur. Biraz mütevazı ama biraz da fevri kahramanımız, toplum ile aynı renkten değil, ailesiyle aynı renkten değil, bir kendisiyle aynı aslında…Onun cinsel tercihinin farklı olduğunun herkes farkında. Bunu beden hocası ile yaşadığı yakınlaşmadan anlıyoruz.

Yazar, bu fantezi ile dolu beyni satırlara aktarırken çok başarılı olmuş. Şayet bunu kusursuzca başarmak ve duyguları son damlasına kadar aktarmak on dokuzuncu yüzyıl erotik romanlarının işidir. Her şeyiyle okumaya değerdi… Ve kahramanımız… O lisenin önünden birdaha geçmeyecekti.

“Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Yine dene.”
“Müzik sadece senin arkadaşındır, ta ki bitene kadar.” Jim Morrison

“Adaletsiz bir dünya, cenneti yaşarken benim burada cehennemi yaşamam çok adaletsizdi.”

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Must Read

Dönemine Damga Vurmuş Beş Usta Sanatçı

Pablo Picasso, Tarsila do Amaral, Salvador Dali, Frida Kahlo ve Remedios Varo'yu kapsayan beş usta sanatçıyı çocukluklarıyla, kariyerleri ve eserleriyle sizlere tanıttık. 1. Pablo Picasso Pablo...