Gece Modu

Mutluluğu sorgulamazsınız. Ama mutsuzluk ömrünüzün küçük bir anında dahi sizi ele geçirir ve bu durum sizinle bilinçli ölüm arasında kendiliğinden bir yol kurar. Deneysel sinemanın önde gelen isimlerinden Abbas Kiyarüstemi, intihar olgusuna yaklaşımıyla doğrudan seyircisini hedef alır ve bireyin hayat ile ölüm arasındaki çekişmenin neresinde durduğuna ayna tutar. Kirazın Tadı ile seyircisine nahif dokunuşlarla oldukça etkili bir tokat atar.

 

Öldüğünde kendisini gömecek birinin peşine düşen Badii Bey’in hikâyesi, ironisi bol olaylar zincirine dönüşür. Arabaya ilk binen askerlik yapan bir Kürt genci üzerinden seyircinin Kürt halkının yaşam alanı üzerine sosyolojik çıkarımlarda bulunmasını sağlayan yönetmen, anlattığı yol hikâyesi boyunca psikolojiden de yararlanarak bu disiplin nezdinde intihar vakalarının yanında ikna kavramından da beslenir.

 

Arabaya binen ikinci kişi bir ilahiyatçıdır. Günah üzerine doyurucu bir muhabbetten sonra Badii Bey, nihai amacını açıklar ve onu kazdığı mezarın başına götürerek ölümüne ortaklık etmesini ister. Kuran’dan ayetlerle bunun bir günah olduğunu belirten toy ilahiyatçıya cevabı etkileyicidir: “Mutsuzluk da günah değil mi?” Sonuç olarak ilahiyatçıyı da ikna edemez.

 

Üçüncü yolcu Bagheri Bey ise, hasta çocuğunu iyileştirebilmek için para kazanma derdinde olan bir Türktür. Bagheri Bey’le yaptığı yolculuk diğerlerinden farklıdır ve yönetmen bu geçişi sinematografisiyle de besler. Filmin başından beri toprak ile bağlantılı görseller içerirken Bagheri Bey ile tanıştıktan sonra renkler daha yeşile kaymaya ve görüntüler daha sabit olmaktan çok günlük hayatın akışını göstermeye yönelir. Daha önce intihar etmeyi denemiş oysa şimdi muazzam hayat enerjisi ile yol boyunca bir şeyler anlatan Bagheri Bey, filmin ana unsuru olan Badii Bey için empati duygusunu imgeler ve şöyle bir hikâye anlatır.

“Türk’ün biri doktora gitmiş ve ‘Doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor. Ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunsam göğsüm ağrıyor.’ demiş. Doktor hiç düşünmeden cevap vermiş: ‘Sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. Hasta olan düşünceleriniz. Bakış açınızı değiştirin.’”

“Bakış açınızı değiştirin.” Her şey bu kadar basit olabilir mi? Zorlaştıran biz olabilir miyiz? Bize sunulan ipuçlarını ne kadar yakalayabiliyoruz? Tüm bunlar ana karakterle birlikte seyircinin de kafasında dönüp durmaya başlar. Tam bu noktada, Bagheri Bey’in konuşmalarından etkilenen Badii Bey’in beklentilerinin değiştiğini fark ederiz. Artık sadece üstüne toprak atılmasının değil, aynı zamanda ne olur ne olmaz diye adıyla ona birkaç kez seslenilmesini ister. Yaşam arzusu yavaş yavaş uyanmaya başlamıştır.

Yönetmen, bu noktada benzersiz bir çaresizliğin tasvirini yapar. Gün batımının güzelliğine kapılıp kendini anın tadına bırakan Badii Bey’in içinde bulunduğu duruma karşı çelişkileri bir şekilde oldukça tanıdıktır. Tutunacak dalı olmayan bir adamın yaşam haritasında karşısına çıkan insanlardan alamadığı tat, bir dut tanesiyle değerlenir aniden ve yeniden başlar. Yeryüzüne sığamayan bir adamın öyküsüne bir son yazılamaz elbette. Sonu size bırakır yönetmen ve filmin meşhur sözünü unutmamamız için üzerine basa basa bize tüm çekimler boyunca toprağı gösterir.

“Ben bir ağacın köküne saçacağın gübreyim.”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin