Gece Modu

Hayri Amca’nın talihsiz anını yaşamadan 3 ay önce, adı “Dostlar” olmayan ilk kahvehanemiz Niyazi’nin Yeri’ne gelip yeşil örtülü masasına oturdum. Bu yeşil örtüler bana nedense sürekli “oralet iç, kivi iç” diye bağırıyor. Ben yine de benliğimi bozmadan tek dem çayımı söylüyorum. Niyazi Abi beni uzun zamandır bilir, kaşıksız ve altlıksız getirir çayı.

Çayımı yudumlarken yine sokağa bakıp insanların sadece dış görünüşüne bakarak ön yargılar oluşturdum kendimce. Bez çanta ile pazara giden orta yaşlı kadınların zenginliğinin kocalarından dolayı geldiğini, pazar arabası kullanan teyzelerin torunları tarafından umursanmadığını, küpeli gencin yine ne itlik, serserilik peşinde koşacağını düşünecek kadar aptal bir beyin taşıyordum üstümde. Oturduğum mahalle, çok renkli, her kesime hitap eden insanlardan oluşuyor aslında. Onlarla aramdaki tek fark onların bir çoğu sonradan görmeydi, ben son zamanlarda kör.

“Eskiden böyle miydim ben be!” diye iç geçirdim kendi halime cam yansımasından bakarak. Camın köşesinde Davut’un fotoğrafına ilişti gözüm. Davut, Niyazi Abi’nin büyük oğlu. Köyden kız kaçıracağım derken kendi köyüne gidip sevdiği, karşılığını aldığı bir kızı kaçıracak sandık, sırtına vurduk, yaparsın aferin dedik. Bu Davut da bizim desteğimizle hiç bilmediği bir köye gidip daha önce minibüste gördüğü kızı kaçırmış. Kız da sözlenmek üzereymiş, minik çaplı bir mahalle – köy arası diplomatik kriz çıkmıştı. Kızın sözleneceği çocuk kahvenin camlarını indirip ilginç saldırılarda bulunmuştu. Yunanistan – Türkiye arasındaki gerilim gibiydi. Kız, Davut için önemsizdi, sözleneceği çocuk içinse hayatının aşkıydı. Kız Kardak’tı Davut ise Yunanistan. Fakat bu krizin galibi Kardak krizi gibi son bulmadı. Kız kendisine yabancı, tanımadığı insana, Davut’a kalmıştı. Sonradan Davut da çok pişman oldu. Kızı on gün rehin tuttuktan sonra aklı başına geldi, köye götürdü. Davut saf çocuktu, karşılama ekibi bekliyordu galiba köyde. Kızın evine gittiklerinde aile kızın eve girmesini istemedi. Davut’un kıza dokunduğunu düşündüler, kızı hiçbir şekilde dinlemediler. Davut dil dökse de yapacak bir şey yoktu. Minibüste gördüğü kızla evlenmek zorunda kaldı. Kızın ailesi düğüne geldi, Niyazi Abi gelmedi ama. Oğluna kızsa da, diğer oğulları arasında en hayırlısı Davut’tu, küsmedi ona.

Fakat ben Davut’a “kardeşim” diyemez oldum. Niyazi Abi ne kadar oğlum dese de ben kardeşim diyebileceğim insana yakıştıramadım. Seven bir çift evlilik yolunda ilerlerken şimdi kızcağız cam güzeli gibi sokağı izliyor, yemek yapıyor, temizlik yapıyor sadece. Davut da mutlu değil ama mutluymuş gibi hep güler, “bana elma kesiyor, geçen ceviz almış bana pazara gidip” diye sürekli ev hallerini mutlularmış gibi anlatıyordu.

İnsan sevmediği insanla bir ömür geçirdikten sonra cehennemi yaşamadım demez. Azad edilir, cennette sevk edilir.

Çayımı bitirip eve doğru yürümeye başladım.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin