Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



1957 Nobel Edebiyat Ödülü’ne sahip olan Albert Camus, Veba isimli kitabında veba metaforunu kullanarak bizleri adalet, eşitlik, savaşlar ve Tanrı gibi meseleler hakkında düşünmeye itiyor.

Kitapta yer alan bazı alıntılara beraber bakalım…

  • Dünyada savaşlar kadar vebalar da meydana gelmiştir. Vebalar da, savaşlar da insanı hazırlıksız yakalar. (sf.45)
  • Bir savaş patladığında insanlar, “Uzun sürmez bu, çok aptalca!” derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir, insan hep kendisini düşünmese bunun farkına varabilirdi. (sf.45)
  • Geleceği, yolculukları ve tartışmaları ortadan kaldıran bir vebayı nasıl düşüneceklerdi ki? Kendilerini özgür sanıyorlardı, oysa felaketler oldukça kimse asla özgür olmayacak. (sf.46)
  • Grand şaşırmış gibiydi ve Cottard sanatçı olmanın pek çok şeyi  halledeceğini ağzında gevelemişti.
    “Niçin?” diye sormuştu Grand.
    “Çünkü bir sanatçının başkasına oranla daha fazla hakları vardır, herkes bunu bilir. Onun her zaman önceliği vardır.” (sf.64)
  • Akıl, yürek ve tenle birbirine bağlanan varlıklar, on sözcüklük bir telgrafın büyük harflerinde o eski birlikteliğin işaretlerini arayacak hale geldiler. (sf.74)
  • Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden almış olarak inan kaynaklı adaletin ya da nefretin  parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkum ettiği kişilere benziyorduk biz de. (sf.79)
  • Çalışan bir adam, yoksulluk, ağır ağır tıkanan gelecek, masa başında akşamların sessizliği; böyle bir evrende tutkunun yeri yoktur. (sf.87)
  • Evet, talihsizliğin soyut ve gerçekdışı bir yanı vardı. Ancak soyut olan sizi öldürmeye başlarsa, o zaman soyutluklarla ilgilenmek gerekir. (sf.93)
  • Acıma yararsız olduğu zaman ondan bıkılır. (sf.95)
  • Yeryüzünün hiçbir gücü, hatta şunu iyi bilin, insanlığın işe yaramaz bilimi bile onun size uzattığı o elden kurtulmanızı sağlayamaz. Ve acının kanlı meydanında dövüldükten sonra, samanla birlikte siz de atılıp gideceksiniz. (sf.101)
  • Tanrı’dan daha aceleci olmamak gerekir ve onun kurduğu değişmez düzeni hızlandırdığını ileri süren her şey sapkınlığa yol açar. (sf.103)
  • Felaketlerin başlangıcında ve bunlar son bulduğunda hep biraz söz sanatı yapılır. Birinci durumda, alışkanlıklar henüz kaybolmamıştır, ikinci durumdaysa geri gelmiştir. Asıl felaket sırasında gerçeğe alışılır, yani sessizliğe.(sf.121)
  • “ … ermişlik, bir alışkanlıklar bütünüdür. ” (sf.122)
  • “Eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı. Ama dünyada kimse, hayır kimse, Tanrı’ya inandığını sanan Paneloux bile, böyle bir Tanrı’ya inanmıyordu, çünkü kimse kendini  sonuna kadar Tanrı’nın ellerine bırakmıyordu … “ (sf.130)
  • … dünyanın düzeni ölümle sağlandığına göre belki de Tanrı için en iyisi ona inanmamak ve suskun suskun durduğu göğe gözlerimizi çevirmeksizin ölüme karşı tüm gücümüzle savaşmaktır. (sf.132)
  • “ Kim öğretti size bunları doktor? ” diye sordu.
    Yanıt hemen geldi:
    “ Sefalet. “ (sf.132)
  • Dünyadaki kötülük neredeyse  her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir. (sf.135)
  • Dünyadaki tüm ordularda malzeme eksiğini insanla kapatırlar. Ama bizim elimizde insan da yok. (sf. 152)
  • Belleksiz ve umutsuz, şimdiki zamanın içinde yerlerini alıyorlardı. Gerçekte,  onlar için her şey şimdiye dönüşüyordu. Şunu belirtmek gerekir, veba sevme gücünü ve hatta dostluk duygusunu herkesin elinden almıştı. Çünkü aşkın biraz olsun geleceğe gereksinimi vardır ve bizler için kısa anlardan başka bir  şey yoktu artık. (sf. 183)
  • “Kalpsizsiniz” denmişti bir gün kendisine.  Ama hayır, onun bir kalbi vardı. Onun, yaşamak için dünyaya gelmiş insanların her gün ölümünü gördüğü yirmi saate katlanmasına yarıyordu. Onun, her gün her şeye yeni baştan başlamasına yarıyordu. Bundan böyle yalnızca bu kadarlık bir yüreği vardı. Bu yürek nasıl olur da yaşam verebilirdi? (sf.192)
  • Ve ölünceye kadar çocukların işkenceden geçtiği  şu yaradılışı reddedeceğim. (sf.217)
  • Ve gerçekte, yeryüzünde bir çocuğun acısından,  o acının beraberinde getirdiği nefretten  ve bunu açıklamak için aranacak nedenlerden  daha önemli  hiçbir şey yoktu. (sf.222)
  • “ Tanrı sevgisi zor bir sevgidir. İnsanın kendinden vazgeçmesini  ve kendini hor görmesini gerektirir. Ama yalnızca o çocukların acısını ve ölümünü silebilir, yalnızca o bu acıyı gerekli kılabilir… “ (sf.227)
  • Bana öyle geliyor ki, tarih beni haklı çıkardı; bugün kim daha fazla öldürürse o en büyük. Herkes öldürme çılgınlığına kapılmış ve ellerinden başka türlüsü gelmiyor. (sf.249)
  • Her zaman istenilebilecek ve bazen elde edilebilecek bir şey varsa, onun da insan sevgisi olduğunu şimdi onlar biliyordu. (sf.295)

 

Veba – Albert Camus
Can Yayınları

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin