Gece Modu

Sımsıcak Ağustos ayının 4’ünde,

Ankara’da bir bebek gözlerini açıyor,

yıl 1927.

Türk edebiyatına nice mısralar kondurmuş, kendi kişiliğini ve özgünlüğünü hep yanında tutmuş birisi. Yaşadığı aşk dilden dile dolaşmış ama iki kişi arasında geçen satırları sadece iki kişi bilmiş. Mektuplar sadece o iki kişinin kalplerinde yer edinmiş…
Evet, Turgut Uyar’dan bahsediyorum…
Kitaplığımda en güzel yere sahip olanlardan biri…

Hayatına şöyle bir değinecek olursak;

Babası Hayri Bey subay olduğu için uzun yıllar boyunca ailesinden uzak yaşamak zorunda kalmış. Bu da Turgut Uyar’ın yetişmesinde onu çok etkilemiş. Küçüklüğünden beri naif, kırılgan ruhlu bir kişi olmuş hep. Kendisi şu şekilde dile getiriyor hatta bu durumu:

“Hüzünlü bir çocuktum. Nedense hep ağlamaya hazır.
Ağabeyim bana sataştıkça annem,

‘Yapma oğlum, o içli bir çocuk…’
derdi.”

İlkokulu bitirdikten sonra, ortaokulu ve liseyi askeri eğitim okullarında okuduktan sonra askeri memur olarak atanmış. Kars ve Samsun’da askeri memurluk yapıp daha sonra Ankara’ya tayini çıkan Uyar, bu mesleği severek yapmadığını fark etmiş ve emekli olmuş. Sonrasında İstanbul’a yerleşmiş.
Fakat, İstanbul’a yerleşmeden önce; öğrenciyken yapmış olduğu evlilikten 3 tane çocuğu olmuş. Ancak, bu evlilik boşanmayla sonuçlanmış…

Ankara’dayken öykü yazarı Tomris Uyar ile tanışıp ve evlenmişler. Böylece bizlere dek ulaşan aşk başlamış. Bir çocukları olmuş: Hayri Turgut Uyar. Oldukça şanslı bir ailede büyüyen Hayri Turgut Uyar Edip Cansever için “Edip Amca” diye bahsetme fırsatını da yakalamış. Anne ve babasının arkadaş çevresi hep sanatsal yönde kişiler olduğu için onun çocukluğunda güzel izlere neden olmuş…
Babası için çok iyi bir okur olduğunu, annesi ile babasının aslında zıt yaşam tarzına sahip olmalarına rağmen Turgut Uyar’ın gözünün annesinden başkasını görmediğini dile getiriyor kendisi.

Yıllar sonra, siroz hastalığına yakalanan Turgut Uyar, hayatının son zamanlarında epey zorluklar yaşamış ve ne yazık ki 22 Ağustos 1985’te yaşama veda etmiş. Bu veda, arkada kalanları oldukça yıpratmış…

Gelelim edebi kişiliğine;

Turgut Uyar, insanlara soyut bir şekilde dokunabilmeyi başarmıştır eserlerinde. Fazlasını değil de olanı göstermiştir hep. Sadedir fakat dolu dolu bir sadelik bu.
Çocukluğu müzikle iç içe geçmiş, sanatsal bir ortamda büyümesi onda olumlu etkiler bırakmış. Okul zamanlarından beri şiirler yazmış.
İlk şiir kitapları “Arz-ı Hal” ve “Türkiyem”den sonra yavaş yavaş kendini bulmaya başlamış, kimi zaman insan emeğinin sanayileşmenin karşısında verdiği savaşa değinmiştir. Toplumcu duyarlılığı daha sonralarda geride bırakmıştır.

Şiirlerinde, özlü bir anlatımdan ziyade küçük ayrıntılara da değinmiş, “karanfil sapı” gibi.
Bir de tabii ki o çok bilindik;
“hadi kalk tirenler kalkıyor / İzmirlere falan gidelim”
dizesinden de anlayacağımız gibi içindeki gitme isteğini de yer yer dile getirmiştir…

Bir gün Tomris Uyar ile karşılaşıyor Turgut Uyar. O karşılaşmadan sonra iletişimde kalmaya başlıyorlar mektuplaşarak. O mektupları Tomris Uyar hep saklamış. Öncesinde edebiyatla ilgili olan yazışmalar git gide özel hale gelmiş ve ortaya edebiyatın gelmiş geçmiş en güzel aşklarından biri ortaya çıkmış…
-Daha sonrasında Hayri Turgut Uyar, iki kişiye dair özel anıların o kişilerin arasında kalması gerektiğini düşünerek kendi bile okumadan mektupları yok etmiş-
Tomris Uyar, Turgut Uyar için “İlham perisi olarak gelmiş gibiydim ona” diye düşünmüştür. Uzun yıllar aşk şiirleri yazmayan Turgut Uyar, onun sayesinde yeniden kalemini eline almıştır…

“Kayayı Delen İncir” kitabı ise, Tomris’e olan dizelerinden kalanlardır. Yürekten avuçlara dökülen dizeler misali. Yaşamının en güzel yerinde hep aşk vardır…

 

“İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım” 

Turgut Uyar’ı anlatıp da bu güzel şiire değinmemek olmaz. Herkesin gönlünde yer eden, gökyüzüne bir başka baktıran, yüzümüzde ayrı bir tebessüm oluşturan bir şiirdir “Göğe Bakma Durağı”.
Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan Mehmet Kaplan da şiir tahlilleri yaparken bu şiiri incelemiş, bana kalırsa herkesten ayrı bir bakış açısıyla. Biraz göz atacak olursak:

Göğe Bakma Durağı bir kaçış şiiridir. Şehirlerden, insanlardan kaçış, kadına ve aşka sığınış, onu adeta tanrı yerine koyuş şeklidir.
Turgut Uyar, gökyüzüne sadece bakıyor, onun istediği asıl şey sevgilisiyle baş başa kalacağı bir yerdir. Şiirin asıl teması aşk, “kadına sığınma” arzusudur.

Birinci parçada, şair sevgilisine kendisini dış alemden kurtarması için yalvarıyor.
İkinci parçada, şair çevresinden, başkalarından da ayrılmak istiyor.
Üçüncü parçada, şairin sevgilisinin pencerelerini bir bir kapatması psikolojik bakımdan dikkat çekici.

Geyikli Gece’de sembolik bir şiirdir. Burada tekrarlanan ‘geyikli gece’ kadını temsil eder.
Şairin arzu ettiği, Göğe Bakma Durağı’nda olduğu gibi şehirden, insanlardan kaçmak geyikli geceye yani kadına ve tabiata ulaşmaktır. Saadet, geyikli gecedir, insanı asli kaynağına ulaştırır.
Öteyi Beriyi Omuzluyorum şiirinde de Göğe Bakma Durağı’nda olduğu gibi kadın ile gökyüzünün birleşimi vardır.
Kan Uyku başlıklı şiirinde başkalarından uzaklaşma, yalnızlık korkusu görülüyor. Kadına sığınmanın sebeplerinden birisi de budur.

Ayrıca şöyle diyor Mehmet Kaplan:
“Turgut Uyar’ın yaratıcı kabiliyeti İkinci Yeni akımını benimseyen diğer şairlerden çok daha kuvvetli ve zengindir.”

ve Turgut Uyar;
iyi ki gelmişsin bu dünyaya.
iyi ki insanlara hayatı olduğu gibi gösteren şiirler bırakmışsın.
iyi ki güzel bir aşk olmuş yüreğinde.
ve nice iyi ki’ler…

Saygı ve kocaman sevgiyle…

 

Kaynakça:
KAPLAN, Mehmet. Şiir Tahlilleri II. İstanbul: Dergah Yayınları, 2004. 13. 536 s.
UYAR, Turgut. Göğe Bakma Durağı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2015. 17. 108 s.
http://hturgut.uyar.info/bilgi

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin