Varoluşun Anlamsızlığına Sitem: “Interstellar”

71
Gece Modu

İnsanlık olarak onlarca asır boyunca kendimizi anlamlandırmaya çalıştık, yolumuzu çizmek için zorlu ve meşakkatli bir yola girdik; ruhumuzu aradık… Kendimizi şekillendirmeye, renklendirmeye çabaladık hatta daha da önemlisi kim olduğumuza, ne kadar önemli olduğumuza ve neden bu ıslak, büyük, yaşlı toprak parçasının üstünde dönüp durduğumuza birer sebep aradık. Belki bulamadık, belki aramak çok da mantıklı değildi, zaten bulamayacağımız sebepler hakkında kılıf uydurduk belki de… Ancak anlamlı olabilecek bir kavram vardı: yaşamamız ve yaşatmamız.

Cooper ve Murphy

2014 yapımı “Interstellar” isimli şaheser filmde, Dünya’nın durumu şimdikinden çok bir farklılık göstermiyor. Film gerçekliğinde; Dünya ömrünü tamamlıyor ve süreçte sona gelinmiş diyebiliriz, binlerce sene biz insanoğluna annelik etmiş, doğurgan ve bağışlayıcı topraklar bize sırtını çevirmiş halde, tarım ürünleri yetişemiyor, tohumlar ölüyor, toprak ölüyor, “insanlık ölüyor”…

-Eskiden gökyüzüne bakar, yıldızlar arasındaki yerimizi merak ederdik. Şimdi yere bakıp topraktaki yerimiz için endişeleniyoruz.

Interstellar, 2014

Bu durumdaki bir distopyaya çok uzak olmadığımızı bilmek; biz izleyiciler nezdinde gerçekten bazen sinir bozucu olabiliyor. Filmimizde eski ve tecrübeli astronot Cooper ve kızının; baba-kız ilişkileri dramatik bir şekilde işlenirken aynı zamanda, sonsuz evrenin ıssız köşeleri, sınırsız ancak ölçeğinde incelendiğinde solda sıfır kalacak bir anlamsızlıkta insanın kıvranışları, varoluşsal sancılar; film süresince ve özellikle sonunda suratımıza çarpıyor.

İnterstellar, Karadelik

Filmin, izleyicide bıraktığı deneyim bir yana; bu muhteşem senaryonun yanında, yönetmen Christopher Nolan ve filmin görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoyteman’ın adeta filme ilmek ilmek işlediği sahneleri, tam anlamıyla filmi; bir sinematografi şöleni haline getiriyor.

Gerek kuantum fiziğine ve genel fizik yasalarına uygun tasarlanmış film yapısı, gerek filmde anlatılanların günümüz teknolojisine çok uzak durmayışı; sanki filmi, “bilim-kurgu” kategorisinden çıkararak, ağır yapısı ve serzenişleriyle “dram” kategorisine dahil ediyor.

Filmin tüm bu başarıyla işlenmiş noktalarının yanında bir konuyu atlarsak ciddi anlamda saygısızlık etmiş oluruz. O konu, –belki de tahmin edeceğiniz üzere- film müzikleri ve filmin müziklerinin bestecisi; Hans Zimmer. “12 Yıllık Esaret”, “İnception”, “Dark Knight”  üçlemesi, “Son Samuray”, “Rain Man” gibi Dünya sinema tarihinin çok önemli ve başı çeken yapıtlarına da film müzikleri bestelemiş olan Hans Zimmer’ın, “Interstellar” filmindeki olağanüstü başarısı gerçekten takdire şayan. Yapısı gereği son derece “sindirmesi zor olan” bu filmde; bestelediği film müzikleri, filmdeki sonsuz hissiyatını; adeta insanın iliklerine kadar işlemesi açısından ve film ile bestelenen müziklerin muhteşem bir ahenk ile uyumu filmi başka bir boyuta taşımak için yetmiş de artmış…

Uzun lafın kısası Interstellar; sonsuz bir evrenin içerisinde, ünlü astrofizikçi Carl Sagan’ın da tabiriyle “küçük, soluk, mavi” bir nokta üzerinde nefes alıp veren biz insancıklara ne kadar önemsiz ve anlamsız olduğumuzu gösterirken, aynı zamanda sevgi ve vefanın kendi dünyamızın dışında “yıldızlararası” hatta ve hatta tabiri caiz ise “boyutlararası” bir olgu, bir kavram olduğunu bize en dramatik, en ağır şekilde gösteriyor…

-İnsanlık yeryüzünde doğdu. Ama bu, asla burada öleceği anlamına gelmez.

Interstellar, 2014

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin