Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nden 20 Alıntı

Yazarın Diğer Yazıları

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Nazım Hikmet ve Yahya Kemal’i Buluşturan Kadın

Nazım Hikmet' in annesi olan ve oldukça varlıklı aileden gelen bu kadın, Celile Hanım. Güzelliği dillere destandır ve eşinden anlaşmazlık dolayısıyla ayrılır. O sıralarda...

Oğuz Atay’ın Başyapıtı Tutunamayanlar İncelemesi

Yaşadığı dönemde ilgi görmemiş, anlaşılamamış, aksine hep "ötekileştirilmiş" ve "tutunamamış" bir adamdan söz edeceğiz birazdan. Öyle ki şu anda adını duyduğumuzda ona ait olduğundan...

Yusuf Atılgan – Canistan’da İktidar Olgusu

Yusuf Atılgan, 1950 sonrası Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Türk romanının pek çok bakımdan özgün ve çok tanınmış eserleri olan Aylak Adam ve...
Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

 

Milan Kundera deyince akla gelen ilk eser tabii ki ”Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”dir. Kundera, bu romanında çoğumuzun daha önce adını koyamadığı hislerini,duygularını satırlara işlerken birçok karşıtlık yaratarak okurun varoluşsal kaygılarını gün yüzüne çıkarmayı başarmıştır. Kitap, Sovyetlerin Çekoslavakya’yı işgali arka planında ilerlerken romanın başkahramanı Tomas’la beraber bizi; tepki karşısında tepkisizliğe, kararlığa karşı kararsızlığa iter.Tutarlılık,erdem gibi kavramları yeniden sorgulamaya götürür.Her sayfası altı çizilecek derinlikte düşünceler barındıran bu kitabı  birkaç alıntıyla hatırlayacağız. Kadın ve erkeği, hatta insanın doğrularını düşünürken Tomas’la yeniden bir köşebaşında karşılaşıp Marie-Claude ve Sabina’yla dertleşmeyi ihmal etmeyeceğiz.

”Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı daha öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatımızda gideremeyiz,bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.” (S.16)

”Yaşam öncesi ilk prova yaşamın ta kendisiyse ne değeri olabilir yaşamanın? Yaşamın hep taslak olması da bundandır işte.” (s.16)

“Şu sonuca vardı Tomas: Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur, sadece farklı değil aynı zamanda zıt tutkular.Aşk çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek bir tutku) duyurmaz kendini,uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan bir arzu)” (s.23)

- Advertisement -

 

“Bu dünyada gençlikle güzelliğin bir anlamı yoktu; birbirinin tıpatıp eşi, ruhları görünmez olmuş bedenlerle dolu uçsuz bucaksız bir toplama kampından başka bir şey değildi.” (s.57)

 

“Rastlantıların,sadece rastlantıların bize söyleyecek sözü vardır bize. Gereklilikten doğan, olmasını beklediğimiz, günbegün yinelenen her şey dilsizdir. Sadece rastlantı bir şeyler söyler bize. Onun diyeceklerini çingenelerin kahve falı bakması gibi karineyle çıkarırız.” (s.59)

 

“Gereklilik büyülü çözümler tanımaz, bunlar rastlantının işidir. Bir aşk unutulmaz olacaksa eğer, küçük rastlantılar Assissli Francesco’nun omuzlarına konan minik kuşlar gibi hemen o an kanat çırpa çırpa gökten aşağı doğru süzülmelidir.” (s.60)

 

“Rüyalarımız bize düş kurmanın -olmayan şeylerin rüyasını görmenin- insanlığın köklü gereksinimleri arasında olduğunu kanıtlar.” (s.69)

 

“Güçlüler, güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.” (s.86)

 

“Seçmediğimiz bir şeye kendi erdemimiz ya da başarısızlığımız gözüyle bakamayız. Sabina, seçmediği yazgısına karşı en doğru tavrı almak gerektiğine inanırdı. Kadın olarak doğmaya isyan etmek ona göre bundan gurur duymak kadar aptalca bir şeydi.” (s.100)

 

“Sevgi insanın gücünden vazgeçmesi demektir.”  (s.125)

 

“Gizliliğini kaybeden her şeyi kaybetmiş demektir, diye düşünürdü Sabina. Hele bundan kendi iradesiyle vazgeçen kişi canavardı. Sabina’nın yaşadığı aşkı gizli tutmaktan en ufak acı duymaması da bundandı işte. Tam tersine ancak böyle davranarak gerçek yaşayabilirdi.” (s.126)

 

“Peşine düştüğümüz hedefler hep bir parça sisle örtülüdür. Evliliği özleyen genç kız bilmediği bir şeyi özler. Ün peşinde koşan gencin ün denen şey hakkında en ufak bir bilgisi yoktur. Attığımız her adıma anlamını veren şey o adım hakkında hiçbir şey bilmediğimiz gerçeğidir.” (s.136)

“Yaşamımızdaki sarsıcı durumları dile getirmek istediğimizde,ağırlık belirten eğretilemelere başvurmak eğilimindeyizdir. Bir şeyin bizim için bir yük olduğunu söyleriz. Ya taşırız bu yükü ya da beceremez, okkanın altına gireriz; bu yükle didişir, kazanır ya da kaybederiz.” (s.137)

 

“Mezarlık kendini beğenmişliğin taşa dönüşmüş hâliydi.” (s.137)

 

“Einmal ist keinmal…’ Bir kere olan şey hiç olmamış’ demektir. Ne Çeklerin tarihi ne de Avrupa’nın tarihi bir kere daha yinelecek. Çeklerin ve Avrupa’nın tarihi insanlığın talihsiz deneyimsizliğinin kaleminden çıkma bir çift karalamadır.” (s.241)

 

“Tarih, insan yaşamları kadar hafiftir,dayanılmaz derecede hafif, bir tüy kadar, yukarı doğru süzülüp havaya doğru karışan toz yarın varolmayacak herhangi bir şey kadar hafif.’’ (s.241)

 

“Elbette, biz dünyadakiler( bir numaralı gezegen, deneyimsizlik gezegeni) öteki gezegenlerle insanoğlunun başına neler gelebileceğini ancak belli belirsiz hayaller biçiminde oluşturabiliriz kafamızda. Daha mı bilge olacaktır? Olgunlaşma insanoğlunun gücünün sınırları içinde midir? Yineleme yoluyla elde edebilir mi olgunlaşmayı?” (s.242)

 

”Platon’un Şölen’indeki ünlü efsane aklına geldi ansızın: Tanrı onları ortadan ikiye ayırıncaya kadar bütün insanoğlu hermafroditti, o zamandan beri bu yarılar birbirini  arayarak dünyanın dört bir bucağında gezinip duruyorlar. Aşk kaybettiğimiz yarıyı özleyişimiz işte.’’ (s.257)

”Dünyanın Tanrı tarafından yaratıldığına inananlarla kendi kendine varlığa kavuştuğunu düşünenler arasındaki tartışma, aklımızın ya da deneyimlerimizin çok ötesindeki fenomenler alanına girmektedir.’’(s.266)

”Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığıyla özgürce ortaya çıkarabilir.İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı (iyice derinlere gömülmüş, gözlerden uzak sınavı) onun, merhametine bırakılmışlara davranışından gizlidir: hayvanlara.’’  (s.308)

 

***Yazıda kullanılan görseller kitabın aynı adla çekilmiş filminden alınmıştır.

 

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan KUNDERA, Nisan 2019, Can Yayınları

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Sayfalarda Romantizm: Gelmiş Geçmiş En iyi 7 Aşk Romanı

Edebiyatın doğuşundan itibaren yazmak için yegane neden olmuştur aşk. Acılarını, hislerini, duygularını sözcüklere dökmeyi bilenler satırlarıyla okuyucuyu daima büyülemiştir. Aşk üzerine kurgulanmış romanlar klasikleri...

Başrolünde Tom Holland’ın Olduğu “Cherry” Filmine İlk Bakış

Anthony ve Joe Russo’nun Marvel filmlerinden sonra yönettiği ilk film olan Cherry’den ilk görseller geldi. Spiderman olarak tanıdığımız Tom Holland ile yeniden bir araya...

2021 Grammy Adayları Belli Oldu

Müzik dünyasının en prestijli ödül törenlerinden biri olan Grammy için geri sayım başladı. Önümüzdeki yıl 63. kez düzenlenecek olan Grammy ödüllerine Beyoncé 9 adaylıkla...

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...