
Gün doğumuyla birlikte hayata gözlerinizi açmanın en büyük dezavantajı, güneşin doğuşunu kaçırmanızdır. Daha küçüklüğünüzün verdiği o heyecanı anlayamıyorken bile dikkatinizi çekebilecek birçok şey görebilir ve duyabilirsiniz. Bu durumun en büyük örneklerinden biridir büyük büyük insanların çizdiği söylenen tablolar. Cezbedici olan tarafı ise onları anlamıyor oluşunuzdur. Güneşin ne olduğunu henüz bilmezken onun doğuşunu izlemek derin yaralar açar ufkunuzda. Olabildiğince büyür, berraklaşır, güçlenir önünü alamayacağınız yerlere uzanır. Elinizi uzatsanız, kavramaya çalışsanız kaçıracakmış gibi olursunuz. İşte bu büyük bir yanılgıdır.
Henüz idrak etmeye başladığınızda işlerin karmaşık bir hale geldiğini görürsünüz. Anlıyorsunuzdur artık ancak anladığınız şeylerin sahibi olamamanız çıldırtır sizi. “İnsan, sahip olmak isteyen bir yaratıktır.” Halbuki sahip olmak yerine ortak olmak yoluna gitse aslında arzulanan şeylerin verdiği mutluluğu idrak etmenin de yolunu bulmuş olur. Aşağıda anlatılan hikaye de tamamıyla bu konuya değinir ve hiçbir zaman gerçek olmamıştır.
Hayatının her gününün, sabahın ilk ışıklarıyla başladığı bir köyde doğmuştur Rüştü, küçüklüğünden bu yana çevresinden topladığı her şeyle arkadaş olmuş, oyunlar oynamıştır. Çalı çırpı toplayıp birileriyle arkadaş yapmış onlara asla ayrılmamaları gerektiğini öğütleyip durmuştur. Çocukluğunu o kadar sakin ve eğlenceli geçirmiştir ki, büyük büyük şeyler istememiştir. Belki de tek mahcup olduğu durum budur. Emsalleri, büyüyüp köyden şehre taşınmayı arzularken o çok daha mütevazı bir yaşamla yetinmeyi bilmiştir. İlkokulunu köy okulunda tamamlamış ve sahip olduğu her şeyin içinde bulmuş kendisini. Ancak büyüdükçe, küçüklüğün o çok yeterli olduğu dönemlerin sonuna yaklaşmış. Artık eğlenmek yerine çalışmayı ve bilhassa işin daha çok kazanmayı ister haline gelmiş. Bu durumun içine öyle kaptırmış ki kendisini, bu gün içinden çıkmaya kalksa alışkanlıklarını ardımda bırakırım korkusuyla yaşayamayacağını söyleyip durmuştur kendisine.
Uzun günler tekerrür ederken, çalışma masasının karşısındaki tablo dikkatini çekmiş ve uzunca bakakalmış. Başını bir sağa bir sola yatırmış, anlamaya çalışmış yetmemiş bütün bunlar için öyle çıkmaza girmiş ki o asla kopamam dediği işlerini aksatmaya başlamış. Eline büyük bir büyüteç almış didik didik her santimini aramış, araştırmış. Ancak tahmin ettiği bir şey asla bulamamış.
Tabloda gördükleri tek tek o kadar anlamlıymış ki bütüne baktığında neden bir anlam veremediğini bir türlü idrak edememiş.
Resimde, elinde bir ağaç fidesi olan bir çiftçi ve karşında büyük mü büyük bir meyve ağacı arkalarında bir gökkuşağı, gökkuşağının sağında güneşin doğuşu solunda batışı varmış. Rüştü, resme bakıp kalmış o günden sonra hayatındaki hiçbir şey eskisi gibi olmamış.








































