Gece Modu

Roman, Cape Town Üniversitesi’nde görevli Profesör David Lurie’nin öğrencisi Melanie Isaacs ile yaşadığı ilişkinin, üniversite çevresince öğrenilmesi ve profesörün işinden istifa ederek -aslında buna zorlanarak- Grahamstown’da çiftlik hayatı yaşayan kızı Lucy’nin yanına taşınmasını ve orada hayata tutunmaya çalışmasını anlatıyor. Genel hatlarıyla bakıldığında akıcı, ancak olabildiğince iç karartıcı bir anlatımı olan kitabın ilk yarısında bir diyaloğa rastlamak pek mümkün değil, çiftlik evinde yaşadıkları vahşi bir saldırının ardından David ve Lucy daha çok iletişim kurmaya başlıyor ve biz asıl hikayeyi o zamandan sonra kavrayabiliyoruz.

Kitabın başlarında -diyalogsuzluktan ötürü- her şeyin fazla hızlı ilerlediği izlenimine kapıldım, David ve Melanie  ilişkisi üzerinde fazla durulmamış, ilişkileri çok hızlı ortaya çıkmıştı ve disiplin soruşturması da çok hızlı sonuçlanmıştı, ancak Grahamstown’da her şey daha yavaştı, karakterlerin bir gününü, çiftlik hayatını ve daha başka tiplemeleri de kavramak mümkündü. David’in çiftlik hayatına alışabilmek için Lucy’nin veteriner arkadaşı Bev Show’a yardım etmeyi teklif etmesi bile büyük bir gelişmeydi, sonuçta dışlanmış ve işinden olmuştu.

Romanda David, ellili yaşlarında, saçları ağarmaya başlamış ancak kendisini halen genç hisseden ve küçük kaçamaklardan zarar gelmeyeceğine inanan bir adam. Melanie ile olan ilişkisinde kendisini etiksel bir sorgulamaya maruz bırakmadan, yalnızca anı yaşamış ve yaşadığı şeyden pişmanlık duymayan bir tavrı var.  Hayatına giren bütün kadınların onu zenginleştirdiğini ve yeni bir ufuk çizdiğini ifade eden David için, kendisi ve Melanie’nin ilişkisi Kronos ve Rheia’nın ensest evliliği ile bağdaşmıştı.

Bence kitabın en can alıcı noktalarından biri David’in operasıydı, operadaki diyaloglar, şarkılar, olaylar; tamamiyle David’in iç dünyasını yansıtıyordu, bir şekilde yaşadığı şeylere Teresa ve Byron üzerinden yeni anlamlar çıkarıyordu.

Kitabın kapağında gördüğümüz köpek ve ev, yaşanılan her şeyin özeti niteliğinde, köpek figürü David’in kendini layık gördüğü muameleyi ve içinde varlığından emin olmadığı merhamet duygusunu, ev figürü ise büyük yıkımlarını çağrıştırıyor. Kitabı okurken bir tanrıtanımazın felsefi bakış açılarını, hayatı sorgulayışını özümsemek mümkün.

İlk yayın tarihi 1 Temmuz 1999 olan bu güzel kitabın, biz okurlara katabileceği çok şey var.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin