Gece Modu

Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerinden olan Falih Rıfkı Atay, aynı zamanda milletvekilliği de yapmış yazarlarımızdandır. Atatürk ile bir gezide tanışmış, sonraları ise daimi dostu olmuştur. Atatürk’ün yanında yer alması ile pek çok tarihi olaya tanıklık etmiş ve Atatürk’ü yakından tanıma fırsatı bulmuş olan Atay, kişisel gözlemlerini “Çankaya” isimli eserinde toplamıştır.

“Çankaya” isminin sebebini ise kendisi şöyle açıklıyor: “Geçen otuz yıllık geçmişe doğru ne zaman başımı çevirsem, o tepeyi bir türlü gözden kaybedemem. Öne gelir, geriye gider, yana kaçar, öyle olur ki ondan başka bir şey görünmez, o kadar kaplayıcıdır. Olur ki hiç olmazsa ta uzaktan gölgesi vurur, fakat hatıralarımı o tepenin hükmü veya etkisi altından kurtaramam. Onun için bu kitabın adını ‘Çankaya’ koydum.”

Eser hikayeleşmiş olmasına karşın, Atatürk’ün diğer insanlardan ayırt eden özelliklerini sunan bir gözlemevi. Biz de atamızı yalnızca özel günlerde değil, hep hatırlayalım, diye eserden kişilik ve karakter analizi yapılan yerleri derledik.

“Öyle şartlar içinde Mustafa Kemal’in yaptığını yapabilecek, cesarette demiyorum, belki ondan gözü pekler vardı, azminde demiyorum, belki onun kadar azimli olanları vardı, bilgi de demiyorum, şüphesiz ondan daha bilgili olanları vardı, fakat kırk yıllık ömrümde onun liderlik dehasında hiç kimseyi tanımadım. Mustafa Kemal anasından tam gününde ve saatinde doğmuştu.”

“Ben herhangi bir işe giriştiğim zaman karşımdakinin ne yapabileceğini ve en kötü ihtimalleri düşünürüm. Ona göre tedbirlerimi alarak hareket ederim.” diyordu her fırsatta, hakkında ileri görüşlülük diye bahsedilen bu olsa gerek.

“Ara sıra Rumeli ağzına kayan tatlı bir şivesi, gönül tellerine dokunan büyülü bir sesi, hiç bezginlik vermeyen renkli bir hikaye üslubu vardı.”

Selanik’in ince yelini ardı sıra getirirken, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla gibi isimlere hayranlığını biliyoruz. Peki ya, bu büyülü ses hiç şarkı söylemiyor muydu? Harp Akademisi zamanında ut, ney çalıp arkadaşlarıyla eğlenirken, amatör fasıl takımının içinde okurmuş sevdiği şarkıları, Atatürk.

“O iyi işte, sanatı bilgiyle teçhiz etmekte fayda vardır.”

Musikiye, zeybeğe sanatın her dalına hayranlığı olan Atatürk, Ahmet Rasim Bey’in kendisini takdim ettikten sonra bir zeybek çaldığını, Ata’nın bunu çok beğenip ona nereli olduğunu, sazı çalmayı nerede öğrendiğini sorduğunun sözünü eder. Ataman, “Dişçi okuluna girdim. Türkiyat Enstitüsü’ne (Türkoloji) ve Konservatuar’a da devam ediyorum efendim” dediğinde Atatürk’ün cevabı şöyle olmuştur: “O iyi işte, sanatı bilgiyle teçhiz etmekte fayda vardır.”

“İnsanın şair olası geliyor.”

 

Manastır idadisini bitiren Mustafa Kemal, 13 Mart 1889’da Pangaltı’da Harp Okulu’na girdi. O yıllarda genç Mustafa Kemal arkadaşları ile Beyoğlu eğlence yerlerine giderdi. İyi giyinmeyi ve yaşamayı severdi. İstanbul’a gelinceye kadar biradan başka içki kullanmamıştı. Bir gün arkadaşı Ali Fuad’la (Cebesoy) beraber Büyükada’ya gitmişler. Ne lokantada yiyip içecek ne de otelde geceleyebilecek paraları yok. Ali Fuad bir şişe rakı, bir şişe bira, ekmek ve yemiş alıp çamlığa yürümüşler. Mustafa Kemal bir şişe birayı bitirince:

— Şimdi ne yapacağım? demiş.

İlk defa rakıyı o akşam denemiş. Başı bir hoş dönmüş. Güneş batmak üzere; sigara paketinin altına resimler çizmiş, sonra:

— Fuad, demiş, ne iyi içki imiş bu… İnsanın şair de olası geliyor.

Giyimiyle, karakteriyle zerafet ona aitti.

 

Atatürk, mübalağalı sayılabilecek kadar teşvikçiydi. Verdiğinin kendinden bir şey eksilttiği vehmine veya gururuna düşen cimri ruhlardan değildi. Ve asla kötü giyinmez, hep şık gözükürdü.

Mustafa Kemal’e göre de her şey hürriyete kavuşmaya bağlı idi.

Görünen o ki, kavuşacak bütün hürriyet de ona bağlı imiş.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin