Gece Modu

Kitaplarında bizleri farklı boyutlara taşıyan, düşüncelerimizi değiştiren, duygularımızı harekete geçiren yazarların hayatlarını araştırıyor musunuz? O satırları nasıl bir masada yazdıklarını ya da nasıl ilham aldıklarını merak ediyorsanız bu yazımda sizleri büyük yazarların hayatlarına dair ufak bilgiler ile karşılayacağım. Bu ilginç bilgilerin bir çoğunu  Robert Schnakenberg’in kaleme aldığı “Büyük Yazarların Gizli Hayatları” kitabında bulabilirsiniz.

Kahve yapan yoksa kahve çekirdeği çiğnesinler.

Vadideki Zambak, Goriot Baba, Sönmüş Hayaller adlı kitapları kaleme alan Balzac’ın olmazsa olmazı kahve. Günde 50 bardağa yakın kahve içtiği ve kahve yapacak biri olmadığında kahve çekirdeklerini çiğnediği söyleniyor.

Can kulağı ile dinlemek istediğimiz.

Ünlü yazar Virginia Woolf konuşmayı çok severmiş öyle ki  48 saat boyunca aralıksız konuşmuşluğu varmış. Ressam olan kız kardeşinden ilham alarak bütün eserlerini ayakta yazarmış.

 

 

 

 

Kuzey Kutbu’na doğru…

Dünyanın en ünlü yazarlarından biri olan Charles Dickens’i Büyük Umutlar ve İki Şehrin Hikayesi adlı kitabı ile tanıdım kalemine hayran bırakan yazar ilginç özellikleri ile de bizi şaşırtıyor. Dickens yatağını odasında ortalar ve yüzü Kuzey Kutbu’na bakacak şekilde yatarmış ve en çok vakit geçirdiği yer kimsesizler morguymuş. Okuduğum bir yazıdan kimsesizler morgunun ona ilham verdiği ve karakterleri orada şekillendirdiği gibi bir bilgiye sahibim.

Üstünde sinekler uçuşan bir çürük elmadan doğayı hissetmek.

Weimar döneminin en önemli şairlerinden biri, şiirlerinde doğayı hissettiğimiz Friedrich Schiller masasında çürük bir elma bulundurur ara ara bu elmayı koklar, bu kokunun kendini başka diyarlara götürdüğünü söylermiş.

Elma ile gelmeyen ilhamını ise banyoda bulurmuş. Kendini banyoya kapatır ve suyun içinde ilham gelmesini beklermiş.

 

Futbol sevdalısı…

Fransız yazar ve filozof, Albert Camus 17 yaşına kadar futbol ile yakından ilgilenmiş fakat verem hastalığına yakalanması onu futboldan uzaklaştırmış. Üstelik Camus öyle çok sigara içermiş ki çok sevdiği sigarasının adını kedisine vermiş.

Beğenilme Arzusu.

Beğenilmek, güzel görünmek günümüzde oldukça popüler bir duygu. Geçmişte de bu hem yerli hem de yabancı yazarlarda görülen bir hissiyat.

Kendi edebiyatımızda, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Haşim, Reşat Nuri Güntekin’in kendilerini çirkin bulduklarını ve içine kapanan yazarlardan olduklarını duymuştum.

Otuz Beş Yaş şiiri ile hafızalarımıza kazınan Tarancı kendini hiç beğenmezmiş. Satırlarında gördüğümüz karamsarlık, yalnızlık ile yüreklerimize dokunan Cahit Sıtkı lise yıllarında sınıftaki herkese mektup gelmesi ve ona gelmemesi ile hep bir eksiklik duygusuna kapılmış. Tarancı da kendine mektuplar yazar, postalarmış; hatta mektuplar gelince başkası yazmış gibi sevinirmiş. Üstelik her daim bakımlı ve şık biriymiş Tarancı.

“Yaş otuz beş yolun yarısı eder, Dante gibi ortasındayız ömrün”

Kötü görünmek hiç ona göre değil. Notre Dame’ın Kamburu, Sefiller ile tanıdığım kalem, Victor Hugo beğenilme arzusu ile yaptığı bir çok alışkanlığı varmış. Sesi için her sabah çiğ yumurta içermiş, vücudunu diri ve genç tutmak adına her gün buzlu suda yıkanır ve saçını her gün berbere düzelttirirmiş. Öyle ki ayna karşısında kendini saatlerce izlermiş.

Örgü örmek ve Ev Yapımı Reçeller

Hüseyin Rahmi Gürpınar’a dair bir araştırma yaptığımda daha çok araştırma yapmalıyım hatta “Gulyabani” adlı kitabını okumalıyım dedim çünkü Gulyabani ile aklıma kazınan bir sahnenin Gürpınar’a ait olduğunu duyunca şaşırmadım değil. Küçükken izlediğim Süt Kardeşler filminde o aklıma kazınan sahne Gürpınar’ın  “Gulyabani” kitabından uyarlanmış.

Gürpınar, tam olarak temizlik hastaymış ve eldivensiz gezmezmiş. Mikrop kapmaktan ve hasta olmaktan korktuğu için kendini toplumdan soyutlamış hatta hiç evlenmemiş. Gürpınar‘ın bir diğer özelliği ise yazmaktan sıkıldığında ya örgü örmesi ya da reçeller yapmasıymış. Üstelik örgü sevdası adına Avrupa’dan modeller getirirmiş.

Tek Yurt Dışı Gezisi Erzurum Olan Yazar

Nâzım Hikmet’in; “ömrüm boyunca bir tek şiir çevirdim Türkçeye.’’ sözüyle kastettiği şiirin şairi ve yürekten sevdiği Rus şair Aleksandr Puşkin. Gittiği tek yabancı ülke Türkiye olan ve Erzurum gezisini anlattığı bir kitabı olan yazar, Puşkin…

Eş cinsellikten hapis yatmak.

“Akıp giden bir bataklığın içindeyiz hepimiz ama yıldızlara bakıyor bazılarımız.” demiş Oscar Wilde. Kendisi küçük yaştan itibaren yaşıtı olan hemcinslerinden farklıymış. Yaşıtları dışarıda oyun oynarken onu tercihi odasını dekore etmekmiş ve hareketleri, giyimi ile onlardan farklıymış. Eş cinsel sevgilisine yazdığı mektuplar ortaya çıkınca da 2 yıl hapis yatmış. 1924’e kadar kilit altında tutulan ve döneminde ortaya çıkması ile olay yaratan bu mektuplar 2010 yılında açık artırma ile satılmış.

 

Ölüm ve Şiddet kavramları üzerine…

Şu günlerde elimde olan “Yaşlı Adam ve Deniz” kitabının yazarı Ernest Hemingway’ın kalemi dışında hayatına dair bir araştırmayı da bu yazı sayesinde yaptım diyebilirim. Hemingway’in şiddet ve ölüm kavramlarını oldukça seven bir yazar olduğunu öğrendiğimde kitabını okurken kafamda tasarladığım ruhtan çok farklı olduğunu anladım diyebilirim. Savaşlar, ayaklanmalar, kavgalar tam olarak onu yansıtan olaylarmış. Hatta bir seferinde kitabını eleştiren birini dövmüş. Kendisinin çok iyi bir avcı olduğunu söylemek mümkün hatta çok da iyi bir aşçı olduğunu söyleyen dostları da var.

 

Takıntılı Bir Yazar James Joyce

Ernest Hemingway’i araştırırken James Joyce ile adını bir arada görebilirsiniz. Çünkü bu ikili sürekli kavgayla geçen bir ilişkiye sahipler. 800 küsur sayfa kitap düşündüğünüzde genellikle uzun yılları, ayları içinde hayal edebilirsiniz fakat takıntılı diyebileceğimiz yazar Ulysses adlı kitabında sadece bir günü anlatmış. Siz bir gününü yazsanız kaç sayfa tutar? Peki kelime tekrarlarına düşmeden, isim tamlamaları yapmadan en uzun kaç kelimelik cümle kurabilirsiniz? James Joyce, 500 kelimelik cümlenin sahibi… Yazmayı ritüel haline getiren yazar yatağında yüzüstü uzanarak, mavi kalemi ve beyaz giysileri ile yazarmış.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin