Ünlü Yazarlardan Yazmak Üzerine Tavsiyeler

Yazmak: Düşünceyi, sözü harflerle kelimelere dönüştürerek kâğıda geçirmektir.

Yazar: Hayalinde yaşattığı duyguyu, düşünceyi, yaşamı okura aktarmayı başaran kişi. Kurmaca bir dünyaya, kurmaca bir karaktere okuyucuyu inandırıp empati kurmasını sağlayan kişi.

Günümüzde insanların düşüncelerini yazıya dökmesi depresyonu ortadan kaldırmada da epey etkili bir yöntem. Günlük hayatta üzerimize yüklenen sorumlulukların yarattığı stresten, yazarak kurtulabiliyoruz. Son dönemde oldukça revaçta olan yazarlık ise yediden yetmişe herkesin mesleği haline gelmiş. Ne yapmak lazım yazar olmak için? Nereden nasıl başlamak gerekir?

Öncelikle ortaya çıkan eserin okuyucuya bir şeyler katması, mesaj vermesi, devamını okuma isteği uyandırması ve yazdıklarımız ne kadar fantastik olsa da ortaya çıkan dünyanın gerçekten var olduğunu okuyucunun hissetmesi gerekir.

- Advertisement -

“Kafamda bir kurgu var, karakterlerim de belli ama bir türlü başlayamıyorum.”, ya da “Belli bir yere kadar geldim ama devamını getiremiyorum, tıkandım. Sonunu nasıl bağlayacağım?” gibi sorular bu dünyaya adım atmış herkesin karşılaştıklarından sadece bazıları… Aşağıdaki alıntılarımızda bu gibi soruların cevapları ve büyük yazarlarımızın sizlere tavsiyesi olacak!

JOHN STEİNBECK’TEN YENİ YAZARLAR İÇİN MEKTUP

John Steinbeck’in 1963 yılında, yazarlığa başlayanlar için kaleme aldığı yazı…

Sevgili yazar,

Stanford’daki hikâye yazma kursuna katılmamın üstünden çok uzun zaman geçmesine rağmen, o zamanki tecrübelerimi çok iyi hatırlıyorum. Gözlerim parlıyordu ve güzel hikâye yazmanın gizli formülünü öğrenmek için kendimi hazırlamıştım. Bu yanılsama çok kısa sürdü. Bize söylenene göre iyi bir hikâye yazmak için sadece bir yol vardı: O da iyi bir hikâye yazmak. Hikâyenin nasıl yazıldığını görmenin dışında, iyi bir hikâye yazmak ancak yazıldıktan sonra anlaşılabilir. Bize söylediklerine göre hikâye yazmak en zor biçimdi, bu iddialarına ispat olarak da dünyada çok az güzel hikâye olmasını gösteriyorlardı.

 Bize söylenen ilk kural çok basitti: Etkileyici bir hikâye, yazardan okura bir şeyler iletmeli ve bu iletilenler, hikâyenin mükemmelliğinin ölçütü olmalıydı. Bunun dışında bir kural yoktu. Bir hikâye etkileyici olduğu sürece herhangi bir şey hakkında olabilir ve herhangi bir tekniği ya da anlamı içerebilir. Bu kuralın bir alt başlığı olarak, bir yazarın ne söylemek istediğini yani ne hakkında konuştuğunu bilmesi gereklidir. Örnek olarak, hikâyemizin özünü bir cümleye indirgemeye çalışırken onu üç-altı ya da 10 bin kelimeye kadar genişletebilecek kadar iyi bilmeliyiz. Hikâye yazmanın gizli formülü, gizli içeriği budur. Bundan fazlası yoktu, biz yazarlık yolunda artık yalnızdık. Bazı  kötü hikâyelerin içine atılmalıydık. Eğer mükemmelliğin tüm sırlarını keşfetmeyi umsaydım, benim çabama verilen notlar bana gerçekleri gösterirdi. Ve eğer adaletsiz bir şekilde eleştirildiğimi hissetseydim, yıllarca editörlerin takdirleri benim değil hocaların tarafını tutardı. Okulda yazdığım hikâyelerin düşük notları yayınevlerince yüzlerce defa reddedilen hikâyelerimde yankılandı. Bu adil gözükmüyordu. İyi bir hikâye okuyabiliyordum hatta onun nasıl yazıldığını biliyordum. Niçin ben böyle bir hikâye yazamıyordum?  Belki de iki hikâye birbirine benzemeye cesaret edemediği için okuduğum güzel hikâye gibi yazamıyordum. Yıllar geçtikçe, birçok mükemmel hikâye yazdım ve şansımı deneyip onları yazdığım dışında onların nasıl yazıldığını hâlâ bilmiyorum.

 Eğer hikâye yazmada bir tılsım varsa ve ben bu tılsımın var olduğuna inansam bile hiç kimse bunu kuşaktan kuşağa aktaracak bir reçete haline getiremez. Formül, sadece yazarın önemli bulduğu şeyleri okura iletme dürtüsünde gizlidir. Eğer yazar bu dürtüye sahipse bunu iletecek bir yol bulur. Bir hikâyeyi iyi yapan mükemmelliği ya da bir hikâyeyi kötü yapan hataları algılamalısınız. Aslında kötü hikâye dediğimiz, etkisiz olan hikâyedir.

Yazdıktan sonra bir hikâyeyi değerlendirmek çok zor değildir, fakat yıllar geçse de bir hikâyeye başlamak beni ölüm fikri kadar korkutur. Korkmuyorum diyen yazar mutludur, fakat  vasat olduğunun ve iyi bir hikâye yazmaktan çok uzakta olduğunun farkında değildir. Bana söylenen tavsiyelerin birazını hatırlıyorum. Bu tavsiyeler, aşırı heyecanlı ve bereketli yirmili yaşların coşkunluğunu hissettiğim ve tüm dünyanın yazar olmaya çalıştığına inandığım zamanlardaydı.

Bana söylenen şey: “İyi bir hikâye yazmak çok uzun zaman alacak ve hiç para kazanamayacaksın. Avrupa’ya gitmen senin için daha iyi olabilir.” “Niçin?” dedim. “Çünkü Avrupa’da fakirlik şansızlıktır fakat Amerika’da fakirlik utanç verici bir şeydir. Fakirliğin utancına katlanıp katlanamayacağını merak ediyorum.” Depresyona girmek çok uzun zaman almadı. O zaman herkes fakirdi ve çok fazla da utanılacak bir şey değildi. Ve fakirliğe katlanıp katlanamadığımı asla bilemeyeceğim. Fakat hocamın bir konuda haklı olduğuna eminim. Yazar olmak gerçekten çok uzun zaman aldı ve hâlâ devam ediyor.

 

WILLIAM FAULKNER’DAN GENÇ YAZARLARA TAVSİYELER

1) Diğer yazarlardan ihtiyacınız olanı alabilirsiniz. Faulkner, başka bir yazarın kullandığı, kendisine faydalı olabileceğini gördüğü bir tekniği ya da yöntemi ödünç almakta hiçbir sıkıntı görmez.

2) Üslubunuz sizi endişelendirmesin. Bence her hikâye kendi üslubunu belirler, yani yazarların üslup konusunu kafalarına çok fazla takmalarına gerek yok. Eğer bir yazar bu konuyu kafanıza takarsa saçma olmasa da gereksiz sayılacak şeyler yazacaktır. Yazdıkları kulağa oldukça güzel ve memnuniyet verici gelecektir fakat yazdıklarının çok fazla anlamı olmayacaktır.

3) Tecrübelerinizi yazın ama tecrübe tanımınızı geniş tutun. Bana göre tecrübe, algıladığınız her şeydir. Tecrübe bir kitaptan kaynaklanabilir. Bir kitap, hikâye, sizi harekete geçirecek kadar iyi ve doğru olabilir. Bence bu sizin tecrübelerinizden biridir. Kitaptaki karakterlerin yaptıklarını yapmak zorunda değilsiniz, eğer onlar sizde doğru olma etkisi bırakıyorlarsa onların gerçekleşmesini sağlayan hissi anlayabiliyorsanız, o sizin tecrübenizdir. Yani benim tecrübe tanımıma göre, tecrübeniz olmayan bir şeyi yazmanız mümkün değil, çünkü duyduğunuz, okuduğunuz, hayal ettiğiniz her şey sizin tecrübenizdir.

4) Karakterlerinizi iyi tanıyın, hikâye kendini yazacaktır. Karakterinizi iyi tanımalısınız. Ona inanmalısınız. Onun yaşadığını hissetmelisiniz, tabii o zaman yazmak için onun eylemlerinden bazılarını seçmeniz gerekecek. Seçtiğiniz eylemler, inandığınız karaktere uygun olmalı. Bu seçimi yaptıktan sonra, karakterinizi kâğıda dökmeniz mekanik bir iş olacaktır.

5) Diyalekti (Lehçeyi) tutumlu kullanın. Bence, olabildiğince az miktarda diyalekt kullanmak en iyisidir, çünkü bir diyalektiği çok fazla kullanmak o diyalektiğe yabancı olan insanların kafasının karışmasına sebep olur. Hiç kimse karakterlerin tamamen kendi yerel dillerinde konuşmalarına izin vermemelidir. Diyalekt farklılığını birkaç tane ayırt edici örnekle vurgulamak en iyisidir.

6) Hayallerinizi tüketmeyin. Bir bölümün sonunu ya da bir düşüncenin sonunu asla kendiniz yazmayın. Sahip olduğum tek kural, tazeyken vazgeçmektir. Asla kendinizi yazmayın. Genellikle yazı işi iyi giderken yazmayı bırakırım. O zaman yeniden çalışmaya başlamak daha kolay olur. Eğer kendinizi tüketirseniz, ölü bir büyünün içine düşersiniz ve sıkıntı yaşarsınız.

7) Mazeret üretmeyin. Eğer yazar bahsettiği gibi kötü şeyler yaşıyorsa bunu yazmalı diye düşünüyorum. İnsanlardan şöyle şeyler duyuyorum. “Evli ve çocuklu olmasaydım, yazar olabilirdim,” ya da “Bunu yapmayı durdurabilseydim, yazar olabilirdim.” Buna inanmıyorum. Bence yazacaksanız yazacaksınızdır. Hiçbir şey size engel olamaz.

SIGMUND FREUD VE YAZARLIK ÜZERİNE

 Yaratıcı yazar, bir çocuğun oyun oynarken yaptığını yapar.

Çocukluk dönemindeki hayal kurma eyleminin ilk izlerine bakmamız gerekmez mi? Çocuğun en sevdiği ve en dikkatli yaptığı iş oyun oynamaktır. Bizler her çocuğun oyun oynarken yaratıcı bir yazar gibi davrandığını, kendi dünyasını yarattığını, dolayısıyla da kendisini mutlu eden şeyleri yeniden düzenlediğini söyleyemez miyiz?

Bir çocuğun kendi kurduğu dünyayı ciddiye almadığını düşünmek yanlış olur. Bunun aksine, her çocuk kendi oynadığı oyunu ciddiye alır ve işin içine duygularını da katar. Oyunun zıddı ciddi olan değil, gerçek olandır.

Her çocuk, oyun dünyasına kattığı duygularını gerçeklikten iyi bir şekilde ayırır ve hayal ettiği nesneler ve olaylar ile gerçek dünyanın somut ve görülebilir şeyleri arasında bağlantı kurmayı sever. İşte bu bağlantılar çocuk oyununu fanteziden ayırır.

Yaratıcı yazar da bir çocuğun oyun oynarken yaptığını yapar.  Ciddiye aldığı bir fantezi dünyası yaratır ve onu gerçeklikten keskin bir şekilde ayırarak duygularını katar.

ERNEST HEMİNGWAY’DEN YAZAR OLMAK İSTEYENLERE 7 SIR

1. Yazmaya, tek bir gerçek cümle ile başlayın.

  1. Her zaman, daha sonra neler olacağını biliyorken güne son verin. Yazıya ara vermek için en doğru zaman, her şeyin iyi gittiğine emin olduğunuz zamandır. Günlük kelime kotası koyup buna uymaya çalışmaya gerek yok. Hayal gücünüzün tükendiğini hissettiğinizde değil de, bir sonraki adımda ne olacağını biliyorken durmak en doğrusu. Eğer her gün bu şekilde çalışırsanız, bir romanı yazarken asla takılıp kalmazsınız. Hatırlamak, en değerli şeydir.
  1. Asla, üzerinde çalışmadığınız bir hikâyeyi düşünmeyin.
  2. Tekrar yazmaya, en son ne yazdığınızı okuyarak başlayın.
  3. Bir duyguyu tarif etmeyin, onu yaratın.
  4. Kalem kullanın.
    Hemingway, dergi ya da gazete için bir yazı yazması gerektiğinde genellikle daktilo kullanırdı fakat ciddi işleri için kalemi tercih ederdi.
  1. Kısa olun.

JOYCE CAROL OATES’TEN İYİ BİR KURMACA YAZMAK İÇİN 5 KURAL

  1. “İdeal okur” için yazmaya çalışma, belki bir tane ideal okur olabilir ama yazdıklarını onun dışında kalanların da okuyacağını unutma!
  2. Kendi editörün/eleştirmenin ol; anlayışlı ama acımasız!
  3. Çok yenilikçi bir şey yazmadığın sürece, klasik yazının tüm olanaklarını kullandığın konusunda gözünü açık tut.
  4. Post-modernist teknikler kullanmadığın ya da “kışkırtıcı” bir şeyler yazmadığın sürece, kolay anlaşılır, bilindik kelimeleri kullanarak yazdığına emin ol.
  5. Oscar Wilde’ın “Birazcık samimiyet tehlikeli bir şeydir, ama çok fazla samimiyet kesinlikle öldürücüdür” sözünü aklından hiç çıkarma.

HASAN ALİ TOPTAŞ’TAN YAZMA ÜZERİNE 9 ÖNERİ

  1. Aklınızı meşgul eden başka bir şey varsa yazmayın, mümkünse gidip önce o işi halledin; kelimeler aklınıza takılan şeye takılmasınlar.
  2. Ortak aklın çayırlarından gelen sesler çoğu zaman size sizin sesinizmiş gibi görünür; ayıklayın onları, kulak asmayın!
  3. En çok hangi yazarı seviyorsanız, yazdıklarınızı sadece o yazar okuyacakmış gibi yazın; bu, bir metni fazlalıklardan ve gereksiz açıklamalardan korumanın en basit yoludur.
  4. Kalemi elinize aldığınızda, edebiyata dair bildiklerinizi aklınızda yahut öteki elinizde hazır bulundurmayın; çünkü sanat söz konusuysa bilginin kendisi değil buharı muteberdir.
  5. Bir metni yazarken metnin de sizi yazmasına fırsat verin.
  6. Kendinizi makul hissediyorsanız yazmayın; yazmak için kendinizi ya hiç ölçeğinde küçük ya da her şeye hükmedecek derecede büyük hissetmelisiniz.
  7. Yazarken okuru, eleştirmenleri, yayınevini, ailenizi, dostlarınızı, toplumsal kuralları ve devletin kanunlarını unutun; yazmak, her türlü iktidarın uzağında gerçekleşen çok özel bir uğraştır.
  8. Kullanacağınız kelimeleri seçerken, iki kelime arasındaki boşluğun da dile dâhil olduğunu unutmayın; o boşluk, o iki kelimenin bize çağrıştırdığı kelimelerden oluşur.
  9. Gerektiğinde, buraya kadar okuduğunuz sekiz öneri de dâhil hiçbir öneriyi umursamayın; çünkü yazmak bildiğini okumaktır!

Kaynaklar: edebiyathaber, mecmua

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Must Read

Mücadelenin Romanı: Dişi Kurdun Rüyaları | 15 Alıntı

Cengiz Aytmatov’un eşsiz anlatımıyla, edebiyat dünyasına damga vuran Dişi Kurdun Rüyaları kitabından ruhumuza dokunan 15 alıntıyı sizler için derledik. Keyifli okumalar! 1. ‘‘Mujunkum bozkırının zavallı canlıları,...