Tutkunun Kıyısında Bir Kadın: Sylvia Plath

Yazarın Diğer Yazıları

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Nazım Hikmet ve Yahya Kemal’i Buluşturan Kadın

Nazım Hikmet' in annesi olan ve oldukça varlıklı aileden gelen bu kadın, Celile Hanım. Güzelliği dillere destandır ve eşinden anlaşmazlık dolayısıyla ayrılır. O sıralarda...

Oğuz Atay’ın Başyapıtı Tutunamayanlar İncelemesi

Yaşadığı dönemde ilgi görmemiş, anlaşılamamış, aksine hep "ötekileştirilmiş" ve "tutunamamış" bir adamdan söz edeceğiz birazdan. Öyle ki şu anda adını duyduğumuzda ona ait olduğundan...

Yusuf Atılgan – Canistan’da İktidar Olgusu

Yusuf Atılgan, 1950 sonrası Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Türk romanının pek çok bakımdan özgün ve çok tanınmış eserleri olan Aylak Adam ve...
Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Sylvia, 27 Ekim 1932’de ABD’nin Massachusetts eyaletinde, Alman bir baba ve Amerikalı bir annenin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Henüz 8 yaşındayken kaybettiği babasından, onu bırakıp gittiği için nefret eder ve babasının ölümünün ardından şu sözleri söyler: “Bir daha asla tanrıyla konuşmayacağım.” İlk şiirini de babasının ölümünün ardından henüz 8 yaşındayken yazar ve hatta yayımlar.

“Üstüme en iyi oturanın ve en cazip olanın hangisi olduğunu görmek için kıyafet dener gibi farklı hayatları neden deyemiyorum ki?”

Plath hayatı boyunca ileri derece manik-depresif bozuklukla mücadele eder. Asla tam olarak başarılı olduğunu, sevildiğini ya da güzel olduğunu hissetmez. Kendini hep eksik görür ve bunu tamamen tamamlayamayacak olmanın verdiği umutsuzluğu tüm yaşamı boyunca bir gölge gibi peşi sıra gezdirir.

“Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım; olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım…”

1950 yılında Smith Kolej’e gider ve burada ilk intihar girişimini gerçekleştirir. Ardından tedavi için akıl hastanesine yatırılır. Hastaneden çıktıktan sonra ise okuluna devam eder ve mezun olur. Daha sonra Fulbright bursu ile Cambridge Üniversitesi’ne gider.

Burada hayatının aşkı Ted Hughes ile tanışır. Tanıştıkları yıl evlenirler. Oldukça fırtınalı evlilikleri olur. Ted’in flörtöz halleri, Sylvia’nın kıskançlıkları derken ilişkileri git gide daha kötü bir hal almaya başlar. Ted, Sylvia’nın depresif hallerinden ve kıskançlıklarından bıkmıştır. Onu sürekli ihmal eder ve aldatır.

“Neden böyle korkunç derecede hüzünlü olmam gerek bilmiyorum ama içimde o acınası ‘beni kimse sevmiyor’ hissi var.”

- Advertisement -

En son komşuları Assia Wevil ile olan aldatması Plath için bardağı taşıran son damladır ve boşanma davasını başlatır.

Eskiden İngiliz şair William Butler’e ait olduğunu öğrendiği evi kiralar ve bunun iyi bir işaret olduğunu düşünür. Şairlik açısından en verimli eserlerini bu dönemde yazar. Londra’da çok yalnız bir hayatı vardır. İyi bir yazar olmak isterken kendini bir anda evde çocuk bakıp, yemek pişiren bir kadın olarak bulur. Şair Jillian Becker ile de bu dönemde tanışır. Kısa sürede çok yakın arkadaş olurlar.

“Anlıyor musunuz? Bir yerlerde, biri, beni azıcık bile olsa anlıyor mu, azıcık da olsa seviyor mu?

Tarih 11 Şubat 1963’ü gösterirken ruhundaki o korkunç sancıya,içindeki yalnızlık ve başarısızlık korkusuna son vermek için uyanır. İkinci kattaki çocuklarının kurabiye ve sütlerini hazırlar. Odalarının kapısını kapatarak, kapı aralıklarını sıkıca bantlar. Aşağı mutfağa iner, fırının gazını açtıktan sonra kafasını fırından içeri sokarak intihar eder.

Aslında ölmek istemiyordu. Sadece birazcık hayatının her alanında üzerinde hissettiği sırça fanusa nefes alınacak bir küçük bir delik açmaya çalışmıştı.

Baş ucunda doktorunun numarasının yazılı olduğu bir kağıt bulundu. Çocuklarının bakıcısının gelip onu kurtaracağını düşünmüştü. Ama ne yazık ki o gün bakıcı geç geldi..

“Ama ben ölmek istemiyorum..” (Günlükler, syf.8)

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Yıl 1993: Çağdaş Türk Edebiyatında Kadın Yazarlar

Edebiyatımızda yetmişli yıllarda çok dikkat çekici bir kadın yazarlar patlaması oldu. Hemen hemen çeyrek yüzyılını tamamlamak üzere olan bu patlama, Türk edebiyatına, özellikle de...

Virginia Woolf Hakkında 5 Madde

"Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Virginia Woolf Tam adı Adeline Virginia Woolf...

Lou Andreas Salome – Arayışlar İncelemesi

Arayışların Anlattıkları:   Son dönemlerde kadınların gündemde fazlaca yer almasıyla aslında oluşamayan bir kararın geçmişe yönelik izlerini ve tercihlerle değişen bir hayat döngüsünü ele alan Lou...

Sayfalarda Romantizm: Gelmiş Geçmiş En iyi 7 Aşk Romanı

Edebiyatın doğuşundan itibaren yazmak için yegane neden olmuştur aşk. Acılarını, hislerini, duygularını sözcüklere dökmeyi bilenler satırlarıyla okuyucuyu daima büyülemiştir. Aşk üzerine kurgulanmış romanlar klasikleri...

Başrolünde Tom Holland’ın Olduğu “Cherry” Filmine İlk Bakış

Anthony ve Joe Russo’nun Marvel filmlerinden sonra yönettiği ilk film olan Cherry’den ilk görseller geldi. Spiderman olarak tanıdığımız Tom Holland ile yeniden bir araya...