Türküseverlere: 7 Rumeli Türküsü ve Hikâyesi

Her biri hayattan, bizden satırlardır, uğruna yaktığımız ağıtlardır türküler. Derin sevdalara, buruk acılara ve unutulmaz hatıralara ev sahipliği yapar. Böylesi duygusal ve insanın yüreğini okşayan hisler barındırması, satırlarındaki yaşanmışlıklardan ileri gelir.

Sevgili Söylenti Okuru; bir Trakyalı olarak, birazdan okuyup dinleyeceğin bu listeyi büyük keyif ve onur ile hazırladığımı belirtmek isterim. Her biri, bende yeri ve etkisi çok ayrı türkülerdir, bizim buralarda da çok dinlenilir. Dilerim ki hikâyesini öğrendikten sonra bu türküleri her dinlediğinde satırlarımı hatırlar ve o duyguyu hissetmeye devam edersin…

1. BİR FIRTINA TUTTU BİZİ

1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile birlikte şu karara varıldı: Türkiye ve Yunanistan, din esasına bağlı olarak topraklarındaki halkı (Yunanistan; müslüman Türkleri, Türkiye de gayrimüslim Yunanlıları topraklarından çıkaracak) değiş tokuş edecek. Bu bir zorunlu göç olacak.

Alınan bu karar neticesinde, binlerce insanın yaşadığı acı ve zor günler, tarih sayfalarında yerini alırken ardından hüzünlü türküler de bıraktı. Bunlardan biri de “Bir Fırtına Tuttu Bizi” adlı türküdür. 15 yaşında, Selanik civarlarından Anadolu’ya gelen Sabri Aga, bu türküyü mırıldanır:

- Advertisement -

Bir fırtına tuttu bizi deryaya kardı,
O bizim kavuşmalarımız ah yarim, mahşere kaldı.

2. ÇALIN DAVULLARI

Selanik’te geçen, acı bir sevda türküsüdür, “Çalın Davulları“.

Ünlü bir kumaş mağazasının sahibi olan Rüstem Ağa’nın yanında çalışmaya başlar Mehmet. Bu süreçte herkes onu çok sever. Fakat biri, tam yüreğinde hisseder bu sevgiyi: Rüstem Ağa’nın kızı Fitnat. Gel zaman git zaman, Mehmet ve Fitnat birbirlerine âşık olurlar. Endişelendikleri tek şey, Rüstem Ağa’nın bu duruma ne diyeceğidir.

Endişeleri boşa çıkar, Rüstem Ağa kabul eder Mehmet’e kızını vermeyi ve başlar düğün hazırlıkları. O esnada etkisini giderek artıran kolera salgını, ne yazık ki Fitnat’ı da esir alır. Düğünlerine 3 gün kala hayatını kaybeden Fitnat için, başlar Mehmet ağıt yakmaya:

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yare ver

3. DRAMA KÖPRÜSÜ

Drama’da yaşayan bir halk kahramanı, diğer bir değişle halkı ezen zenginden alıp fakire veren bir halk eşkıyasıdır Debreli Hasan. “Drama Köprüsü” de halk tarafından, ona yakılan bir türküdür.

Türküye adını veren olay, Hasan’ın Drama Köprüsü’nü, ahlaksız zenginlerden aldığı haraçla yaptırmış olmasıdır. Halk, pek sever Hasan’ı. Yoksullara yardım eder, evlenecek durumu olmayan sevdalıları evlendirir ve daha niceleri…

Makedonya dağlarında gizli saklı yaşayan Hasan’ın hikâyesi, askerde başlar esasında. Komutanı tarafından haksızlığa uğrayıp dayak yer ve buna dayanamaz çeker vurur komutanı. Sonrasında da kaçar askerlikten. Dağları mesken tutar kendine.

Günler, aylar geçer, Debreli’nin padişah affına uğradığını söylerler. Ardından Türkiye’ye göçer Hasan. Halk ise şu türküyü mırıldanır:

Drama köprüsü bre Hasan dardır geçilmez
Soğuktur suları da Hasan bir tas içilmez

4. BÜLBÜLÜM ALTIN KAFESTE

Acı bir sevda türküsüdür, “Bülbülüm Altın Kafeste” Sevdiğine kavuşamamanın verdiği hasrettir, gözyaşıdır…

Teyzesi ile birlikte köy çeşmesine inen Melike, çiçeklerden yapılma bir taç bulur oracıkta. Başına taktığında tacı, Yusuf’u görür, utanır. Sevdiği kıza yaptığını düşünür fakat içten içe ise sevdalanır yüreği ona karşı. Sonradan öğrenir ki Yusuf’un gönlü de kendisindedir. Tacı Melike’ye vermek ister Yusuf. Bu bakışma ve konuşmaları gören Hüseyin, yanlarına koşar iki gencin ve Yusuf’a bir yumruk atar.

Hüseyin, Melike’nin zorla sözlendirildiği adamdır. Bu olaydan sonra dayanamaz ve bir an önce evlenmek ister Melike ile. Hediyelere boğar onu, biraz da olsa gönlü ısınabilsin diye. Melike dünyaları da serseler önüne, Yusuf’u sever.

Hüseyin, en son altın kafeste bir bülbül hediye eder Melike’ye, büyük umutlarla. Melike’nin düşündüğü tek şey, onun da ömrünün tıpkı o bülbül gibi bir altın kafeste çürüyüp gideceğidir ve türkü, dile gelir:

Bülbülüm altın kafeste
Öter aheste aheste
Ötme bülbül yarim hasta
Ah neyleyim şu gönlüme
Hasret kaldım sevdiğime

5. GÖÇMEN KIZI

Ailesini savaşta kaybeden bir genç bir kızın türküsüdür, “Göçmen Kızı“.

Yaşadığı hazin olayın ardından hayatını tek başına sürdürmek zorunda kalır genç kız. Yüreğindeki acı hatıraları dindirmeye çalışır, bu süreçte ona en büyük destek ise bahçesindeki iki kuzu olur. Her sabah uyandığında onlarla dertleşir, oynar. Bir nevi can yoldaşı olup çıkarlar birbirlerine.

Bir gün yine kuzuları ile Vardar Nehri kıyısına iner. Kuzular otlarken genç kız tüm acılarını, gözyaşlarıyla birlikte haykırır Vardar’a. O bunu her yaptığında bilmez ki karşı kıyıdan bir çoban ona her seferinde âşık olur. Çok zaman geçmez, alır eline kavalını bizim çoban, başlar çalmaya. Ezgiyi duyup başını çobana doğru çeviren genç kız, şu sözleri duyar ondan:

Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da kollarımda sarayım seni

ve türkü devam eder:

Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna boyunda
Elinde bir besli kuzu hem kucağında

6. ARDA BOYLARI

Birbirine sevdalı iki gencin hazin öyküsünü barındırır “Arda Boyları”.

Trakya’nın bir köyünde Recep ve Halime adlı iki genç birbirini sever, her gün kavuşabilme hayali kurarlar. Aralarında bir engel vardır: Köy ağasının oğlu İsmail. O da sevmektedir Halime’yi ve ister babasından. Halime’ye fikri sorulmaz, kabul eder ailesi onu İsmail’e vermeye.

Halime’nin kınasının olduğu gece Recep köyü basar, çatışmaya girer ağanın adamlarıyla. Başaramaz Halime’yi kaçırmayı. Ardından bir dedikodu yayarlar “Recep çatışmada vuruldu ve öldü.” diye. Halime dayanamaz bu söylenenlere, sabaha kadar ağlar. Gün doğumu ile birlikte gelinliğini giyer ve Arda Nehri’ne atar kendini, intihar eder.

Recep de haberi alır almaz Arda Nehri’nin soğuk sularına bırakır kendini, oracıkta can verir. Dünya gözüyle birbirlerine kavuşamayan Recep ve Halime’nin sevdaları, ahirete kalır…

Onların bu büyük aşkı, köylüler tarafından bu türküye dönüşür:

Arda boylarında kırmızı erik
Halime’nin ardında on yedi belik

Ah anneciğim ah anneciğim yaktın ya beni
Şu genç yaşta denizlere attın ya beni

Alıverin feracemi anneciğim diksin
O gıymatlı İsmail’e kendisi gitsin

7. AMAN BRE DERYALAR

Hareketli bir ezgisinin olmasının yanı sıra, acıklı bir öykü barındırır içinde bu türkü…

Yusuf ve Feride, çok sever birbirini. Mani olunca aileler kavuşmalarına, kendi aralarında kıyarlar nikâhlarını. Çok zaman geçmez, bir plan yapar Yusuf. Birlikte Arda Nehri’ni geçip yeni bir hayata başlamayı düşler. Feride endişelenir fakat kabul eder.

Sabah saat sekiz suları, Arda Nehri’ne inerler. Bir balıkçı teknesine atlarlar, yeni hayat hayaline yelken açarlar. Feride korkar, nehir çok dalgalıdır, geri dönmek ister. “Geri dönersek vururlar bizi” der Yusuf ve devam eder tekne, nehirde süzülmeye.

Tam da o sıra güçlü bir dalga gelir, tekneyi devirir. Feride kıyıya çıkmayı başarır ama Yusuf,  Arda’nın serin sularında, gözden kaybolur. Feride’nin acısı bir ağıda dönüşür ve bugünlere kadar gelir:

Aman bre deryalar kanlıca deryalar 
Biz nişanlıyız 
İkimiz de bir boydayız 
Biz delikanlıyız

Kırcaali’yle Arda arası 
Saat sekiz sırası(Yusuf’um saat sekiz sırası) 
Ardalılar ağlıyor (Yusuf’um) 
Yoktur çaresi 

Türkülere konu olan/olamayan nice hatıralara; saygı ve sevgiyle…

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Ece Özer
Ece Özerhttp://hayalleregidenyolum.com
hayat boyu öğrenci kalmayı hedefleyen bir iletişimci

Must Read

”Atiye” Yayınlandı!

 2019 Aralık ayında ilk sezonu yayınlanan, Netflix'in Hakan Muhafız'dan sonra ikinci orijinal Türk yapımı dizisi olan Atiye'nin ikinci sezonu yayınlandı!