Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Simone de Beauvior’nın bir sözü vardır; “İnsan kadın olarak dünyaya gelmez, zamanla kadın olur.” Kadın olmak nedir, kadın kime denir ve bunun gibi diğer sorular hakkında toplumun her kesiminden insanın bir söyleyeceği var. Her zaman böyleydi. Kendi benliğimiz, kendi vücudumuz, kendi cinselliğimiz hakkında hiç söz hakkı alamadık. Çünkü başkaları konuştu hep ve herkes onları dinledi.

Birkaç gün önce, daha önce adını duyduğum fakat hakkında hiçbir şey bilmediğim Mustang adlı bu filmi izlemeye koyuldum. Filmi bitirdikten sonra çok değişik duygular içindeydim ve bunun gibi filmlere daha fazla insanın ulaşmasını istediğim için ben de hakkına birkaç şey yazmaya karar verdim.

Deniz Gamze Ergüven’in ilk uzun metrajlı filmi olan Mustang, 23 Ekim 2015 tarihinde vizyona girdi, birçok ödül sahibi ve Oscar adayı oldu. Ne kadar çok kötü eleştiriye maruz kalmış olsa da Türk-Alman-Fransız-Katar ortak yapımı olan Mustang başarısını kanıtlamış durumda.

Film bir Karadeniz kasabası olan İnebolu’da geçiyor. Beş kız kardeş bir gün okuldan çıktıktan sonra erkek arkadaşları ile oyuna dalıyorlar ve eğlenceli vakit geçiriyorlar. Fakat bu masum oyun kasabada bir skandala dönüşüyor ve kızlar o günden sonra ev hapsine mahkum ediliyor. Filmde de bu ev hapsi sürecini izliyoruz. Sadece bir oyun oynadıkları için şiddet görüyorlar, özgürlükleri ellerinden alınıyor ve tüm hayatları babaanneleri ve amcalarının kontrolü altına giriyor. Kıyafetleri değiştiriliyor, ev onlar için bir “ev hanımı yetiştirme” okuluna dönüyor. Yani kısacası cehennemi yaşamak zorunda kalıyorlar.

Filmde çok fazla diyalog yok fakat duyguyu tümüyle size geçirmeyi başarıyor. Halihazırda Türkiye de bir kadınsanız filmde bahsi geçen tüm psikolojik şiddette aşina olabilirsiniz. Bu topraklardaki kadınların sancıları hepsi. Her şeyiyle tanıdık. Kadın olmanın ağırlığı üzerinizde hissetmediyseniz bile mutlaka birinden ya da bir yerden duymuşsunuzdur. Bir arkadaşınızdan, komşularınızdan, sokakta, okulda, metroda, dolmuşta… Ne yazık ki filmde anlatılanlar bu topraklardaki genç kızlarımızın başına gelmiş ve gelebilecek şeyler. Biz yaşamasak da bir yerlerde birileri bunlarla belki de daha ağır şiddetlerle başa çıkıyor. Film işte bu gerçeği seyircinin yüzüne tokat gibi çarpıyor. Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, erken yaşta evliliğe zorlama hepsini tek tek önünüze seriyor. Tüm bu duygu verebilme de tabii ki başroldeki beş birbirinden güzel ve oyunculuklarıyla harika iş çıkaran kızlarımızın da rolü çok büyük.

Film hakkında beni etkileyen diğer bir şey ise filmin adı oldu. Mustang adını ilk duyduğumda birçoğu gibi benim de aklıma araba markası geldi ve filmle bağlantısını bir türlü kuramadım. Biraz araştırdıktan sonra Amerika’da yaşayan vahşi atlara Mustang denildiğini ve filmdeki beş kız kardeşin asiliğinin ve upuzun saçlarının bunu temsil ettiğini öğrendim. Tüm bunlar filmi daha çok sevmeme neden oldu.

Kadın olmayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren yapımları daha fazla görmek dileğiyle!

“Bir gün annemin bulaşıklarına yardım ediyordum. Annem tabakları yıkıyor, ben kuruluyordum. Mutfağın penceresinden, itfaiye barakaları ile başka evlerin mutfakları görünüyordu. Bu mutfaklarda da başka kadınlar tavaları ovuyor, tencereleri parlatıyor, tabakları yıkıyor, sebze ayıklıyorlardı. Her gün öğle yemeği, akşam yemeği; her gün bulaşık, her gün temizlik; saatler boyu uzayan bir hiçlik; hiçlikten öte bir yere ulaşmayan bir sonsuzluk. Ben böyle yaşayabilecek miydim? Bir yandan tabakları dolaba yerleştirirken, ‘hayır’ dedim kendi kendime. Benim yaşantım, bir yerlere ulaşacak mutlak.”   

-Simone de Beauvior 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin