Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Türk sinemasına adını altın harflerle yazdıran efsane sanatçı Kemal Sunal’ın bugün ölüm yıl dönümü. 3 Temmuz 2000 yılında kaybettiğimiz, Yeşilçam’ın büyük yıldızı Kemal Sunal’ın aramızdan ayrılışının üzerinden 19 yıl geçti. Komedi filmleri hala ekranlara geldiğinde büyük ilgiyle takip edilen, replikleri ezbere bilinen, Türk sinemasının en güzel gülen adamı Kemal Sunal’ı özlem ve saygıyla anıyoruz. Kemal Sunal her ne kadar hepimizi gülümseten filmleriyle hafızalarımızda yer alsa da bu başarıya ulaşması kolay olmadı. İşte Sunal’ın hayatı…

10 Kasım 1944’te annesi Saime Hanım ve babası Mustafa Bey’in ilk çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya geldi. Ama o doğum gününü Atatürk’e saygı sebebiyle hep 11 Kasım’da kutladı. “Aslında 10 Kasım doğumluyum. Ama Atam’ın vefat ettiği günde doğum günü kutlayamam, sevinemem, gülemem. 11 Kasım doğum günümdür.”

Bazen dış dünyayla tüm bağını koparacak kadar içine kapanık bir çocuktu. Ancak yine de her çocuk gibi yaramazlıklarıyla meşhurdu. Dar gelirli bir ailenin en tezat üyesiydi. Annesi ilkokula başladığı gün Kemal’in farklı bir çocuk olacağını anlamıştı. Çünkü Kemal tezat duyguları bir arada tutabiliyordu. Okulun ilk günü diğer bütün çocuklar ağlarken o annesinin yanında öylece durdu ve sadece etrafı izledi. Gözlem yapmaya o gün başlamıştı. Çekingenliği, o utandıkça yüzünün kızarmaları liseye kadar sürdü. Vefa Lisesi’ne başladığında artık kendini daha iyi ifade ediyordu. Bu onu daha neşeli ve güler yüzlü gösteriyordu. Elbette saygısını kaybetmedi ama arkadaşlarıyla haylazlık peşinde koşmaktan da geri kalmadı. Aslında çocukluk zamanlarını lise sıralarında bulmuştu. Çocukluğundan beri tiyatro Kemal’in ilgisini hep çekti. Lisede Felsefe Öğretmeni Belkıs Hanım onun bu ilgisini fark etti ve profesyonel oyunculuğa başlayabilmesi için önemli kişilerle tanıştırmayı teklif etti. Ancak Kemal’in babası Mustafa Bey, oğlunun tiyatrocu olmasını istemiyordu. Bir süre çok karşı çıktı ama oğlunun isteğine ve öğretmeninin ricalarına daha fazla karşı duramadı. Belkıs Hanım, Kemal’i Kenter Tiyatrosu’na götürdü ve Müşfik Kenter ile tanıştırdı. Kemal’in sahneye çıktığı ilk oyunda hiç sözü olmamasına rağmen seyirci ona gülüyordu. Müşfik Kenter ve kendisi bu duruma o anda anlam veremeseler de zaman her şeyi gösterecekti. Kemal, Kenter Tiyatrosu’nda bir yıl kaldı. Daha sonra Pendik Tiyatrosu’nun kurulacağını öğrendiğinde oraya gitti. Kadim dostu olacak Bülent Kayabaş ile burada tanıştı. Pendik Tiyatrosu ilgi göremedi ve onlar çok fakirdi. Hayatın içinde sürüklenecekler, ama oyunculuk sevdasından vazgeçmeyeceklerdi. Kemal’in Pendik Tiyatrosu’ndan sonraki durağı, Devekuşu Kabare Tiyatroları oldu. Onu bize tanıtan talih yüzüne burada güldü. Çünkü kabarede sergilen oyunu Münir Özkul ve Ertem Eğilmez izlemeye gelmişti. Dün Bugün” adlı oyunda Münir Özkul, Kemal’den çok etkilendi ve Ertem Eğilmez’e beğenisini şu sözlerle dile getirdi: “Bak Ertem, dikkat bu çocuğa. İş var bunda.” Böylece Kemal, Ertem Eğilmez’in yönetmelik koltuğuna oturacağı “Tatlı Dillim” sinema filminin oyuncu kadrosundaydı.1973 yapımı Tatlı Dillim” filmiyle kamera önüne adım atan Kemal Sunal, artık yürüyebilirdi. Bundan sonra bugün hala sıkılmadan izlediğimiz İnek Şaban, Süt Kardeşler, Davaro, Sakar Şakir, Çöpçüler Kralı, Kapıcılar Kralı… filmlerinde rol aldı. Özellikle Hababam Sınıfı” serisindeki rolü ile anıldı.Kendine özgü tavırları, güler yüzlü karakteriyle her zaman izleyicisinin sevgilisi oldu. 7’den 70’e herkesin gönlünü kazanmayı bildi ve halkın sanatçısı olarak unutulmazlar listesine adını yazdırdı. Her zaman saf bir karakter olarak karşımıza çıkan Kemal Sunal, artık hepimizin sevgilisi olmuştu. Bu süreç ona maddi manevi kazançlar sağladı. Çocukluk yılları ve özellikle tiyatroya ilk başladığı zamanlarda yaşadığı parasızlıktan sonra, bugün onun için rüya gibiydi. O hiç ücret almamış olsa da, 1990’da artık tüm filmleri ekranda gösterilecekti.

Her filminde ağlanacak halimize nasıl güleceğimizi, nasıl bir koca, nasıl bir baba, nasıl bir ev erkeği olacağımızı öğrendik ondan. İşte bu yüzden evimizden biri sayıp soframıza, muhabbetimize, beş çayımıza konuk ettik, onu hiç bilmeden…

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin