Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Kısaca Türk Mitolojisi

Mitoloji, eski Yunancada mythos (söz) ve logos (düşünce, kanun) kelimelerinin birleşmiş halidir. Daha sonra logos kelimesi loji (bilim) kelimesine evrilmiştir.

Mitolojinin üst ve alt sınırlarının çok geniş olduğu bilinmektedir. Bu büyük kitleyi algılamak için, mitolojinin kaynağı olan “insandan” yola çıkmak yararlı olacaktır. Mitolojinin oluşumunda insanın yaşadığı dünyaya göre aciz kalışı, etrafındaki olaylara anlamlandırma istediği birincil etkenlerdendir. Bunun yanında insanın korktuğu, gizlendiği, güvenli bulduğu varlık veya ortama kutsiyet atfetmesine sebep olmuştur. Her coğrafyadaki insan için bu tutum aynı niteliktedir. Günümüzde dahi hala kullanılan hikayeler, kahramanlar popülerleşmiş ve ticari bir kaynak haline gelmiştir. Hollywood Sineması bu durumu en iyi kullanmayı bilenlerdendir. Geniş bir bakıştan sonra Türk dünyasında mitolojinin etkisi ve Türk edebiyatındaki etkisine daha ayrıntılı bakalım.

Türk topluluğu, göçebe hayatından yerleşik hayata geçerken etrafındaki nesneleri anlamlandırma arayışı, aslında ilk düşünme-yorumlama ilişkisi kurmasını da ortaya koymaktadır. Örneğin ay ve güneş her daim insanı etkilemiştir. Bunun sebeplerinden birkaçı insanın karanlıkta tehlikeler ile baş başa kalması, ne zaman avlanacağını ve ne zaman gizleneceğini belirleyebilmesidir. Yaşam koşullarına birebir etki eden bu döngü ile birlikte Gök Tanrı inanışının da Türk  topluluğunun güneş ve ayı dikkat alanının içine çektiği bilinmektedir. Kısaca, Mısır inanışındaki “Ra” gibi bir şahsiyet yüklenmese de Türklerde bu nesnelere saygı duyulduğu aşikardır. “Altaylarda güneş ana, ay atadır.” (M. Kaya, Mitolojiden Efsaneye, 2015, s.37), sözü de bunu kanıtlar niteliktedir.

Mitolojide büyük ve dikkat çekici nesnelerden, en basit doğa olaylarına ve nesnelere kadar anlatılar devam etmektedir. Rüzgara ve kayaya çeşitli inanış yükü bindirilmiştir. Örneğin rüzgarın şiddetlenip kasırgaya dönüşümünün ruhlar tarafından yapıldığına inanılmıştır. Canlı veya cansız varlıkları önemli kılan düşünce yapısı Naturizm olarak sınıflandırılmıştır. Kayanın yılların tesirine dayanıp varlığını sürdürmesi eski inanışlarda ebedi hayatın sembolü olarak görülmüştür. Verbitski’nin derlediği Altay yaratılış mitinde;

Denizden çıkan bir taş, fırladı çıktı yüze,

Hemence taşı tuttu, bindi taşın üstüne!

Artık Ülgen memnundu, rahatı bulmuş idi,

                     Üzerinde duracak bir yeri olmuş idi. (M.kaya,2015,s.56)

Altaylarda en büyük yaratıcı tanrı olan Ülgen’in evreni yaratış sürecinde sadece su ve kaya oluşu ve kayanın Ülgen’in tahtı niteliğinde görülmesi, kaya ruhunun ebedi yaşamını ve kutsal yerini simgelemektedir. Çeşitli kap ve eşya buluntularında veya özellikle mezar taşlarında bulunan yazıtlar dönemin dilini ve yaşamını sunmaktadır.

Türk Edebiyatında Mitolojiden  Bir Kesit

Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un yazarlığında önemli bir husus, destanlar ve mit unsurlarını eserlerinde ustalıkla işlemesidir. Türk, Altay ve Kırgız menşeili “mankurt”, destan anlatılarında geçen mit ögesidir. Bun- \ Ban- \ Man- kökünden türemiş bu kelime “benliğini yitirmiş, karşı koymayı düşünmeyen, efendisinin sözünden dışarı çıkmayan” gibi anlamlara gelmektedir.(R. Korkmaz, Cengiz Aytmatov’un Gün Uzar Yüzyıl Olur Adlı Romanında İnsani Öz, Türk Kültürü, Ankara, (1996), sayı: 396, sayfa: 225) geleneksel mankurt inanışının modern halini Sabitcan’da görmek mümkündür. Anlatılara göre Nayman Ana mankurtlaşan oğluna giderken ak yazma takmaktadır. Bu noktada ak renginin önemi, Türk geleneklerinde umudu temsil etmesidir.

Mankurt kavramı sadece gençlerde görülmez, davalarından vazgeçen, hiçbir şeye karışmayan ihtiyarların da kendilerini mankurt durumuna teslim ettikleri görülmektedir. Cengiz Aytmatov ise mankurt kavramı üzerinden insanoğlunu geçmişinden kopması, bireysel ve toplumsal değerlerine sahip çıkmaması açısından eleştirmektedir.

Göçebe kültürün en önemli unsuru olan at, sadece ulaşım aracı olarak nitelendirilmemiştir. Türk kültüründe at kavramı, mitolojide uzun boyluluğun da simgesidir. At evin önünde başı eve doğru durursa o eve bereket getireceğine inanılmıştır. Altaylarda kahramanın atının göklerden gönderildiği ve dağ yahut su tarafından beslendiğine inanılırdı.(Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük,2005, s.72) Bu noktada Üç Anadolu Efsanesi’nde Köroğlu anlatıları, atın su ve dağ ruhundan beslendiğini anlamak mümkündür. Kırat mitolojik özellikleri barındıran bir attır. Cengiz Aytmatov’un Elveda Gülsarı romanındaki “gülsarı” olağanüstülük gösteremese de Türklerin ata olan dostluğunu ve saygısını yansıtmaktadır.

Türk edebiyatında insanı ve evreni kapsayan daha birçok mitoloji unsuru bulmak mümkündür. İslamiyetten önce varlığını sürdüren bu inanışlar günümüze değin ulaşmıştır. Günümüzde Anadolu’nun birçok köyünde koruyucu ruh olduğuna inanılan yılanları öldürmenin günah olduğu söylenmektedir. Veyahut halen kapı eşiğine basmama alışkanlığı, mitolojideki koruyucu ruhların yükseltilerde barınmasıyla örtüşmektedir. Mitoloji, insan hayatının günlük hareketlerinde önemli kutlama günlerine kadar yer tutmuş ve kırıntıları günümüze kadar gelebilmeyi başarmıştır.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin