Türk Edebiyatının 15 Güçlü Kadını

  İlk defa 1857 yılında başlayan büyük bir grev ardından 120 kadın işçinin can vermesi üzerine ortaya çıkan Dünya Emekçi Kadınlar Günü, ülkemizde 1921 yılından beri her yıl 8 Mart’ta kutlanıyor. Türk edebiyatında yazdıkları ve güçlü olmalarıyla timsal olan kadın yazarlarımız, çevrelerinin tüm psikolojik ve sosyolojik zararlarına rağmen iki şeyi ellerinden bırakmadılar. ‘Kadın’ ve ‘yazar’ olmak. Uluslararası ve Türk edebiyatı, bilhassa gelenek toplumlarda, kalemi elinde tutanların kadın olması sebebiyle yüzyıllardan beri kendilerine atfedilen rolleri yapmadıklarını düşünerek ‘kadın yazar’ kimliğini kabullenmemişlerdir. Özellikle Cumhuriyet öncesinde kadın yazarlarımız pek defa tartışma konusu olmuştur. Kadınların yalnızca eş, anne, hizmetli olacağı veya bir erkek güdümünde yalnızca söz sahibi olması gerektiği gibi tartışma konuları açılmıştır. Fakat daha sonra Tanzimat Dönemi ile birlikte Osmanlı basınında ve çalışma hayatında kadınlar da kendilerine yer bulmuşlar fakat halen daha bir kesim bu zihniyet değişikliğine adapte olamayıp kadın yazarların toplum içerisindeki yerini garipsemişlerdir. Kadınlar ilk defa Tanzimat ile birlikte kendilerini yazın hayatında var etmiştir ve 1886 yılında Şükûfezâr adı altında bir dergi çıkarmışlardır. ‘Osmanlı kadın yazarları, reformların açtığı alanlardan yararlanırken bir yandan da bu alanların getirdiği güç dengelerinin yarattığı boşlukta kendilerine kamusal alanda yer edinmek için uğraşmışlardır. En küçük toplumsal birimlerden biri olan aile içindeki eşitsizliklerden başlayarak, kadın-erkek ilişkilerini tekrar gözden geçirmişler; sivil yaşama katılma, kamusal alanda daha fazla söz sahibi olabilme ve çalışma hakkı gibi konuları gündeme getirmişlerdir.’ Kendilerine has bir üslup oluşturmuşlar, belki de aile içerisinde bile söyleyemediklerinin sesi olarak kalemi ellerine alarak, yazmışlardır. Daha sonraları yazın hayatını psikolojik olarak daha kolay atlatan kadın yazarlarımız Cumhuriyet döneminin kadın hareketi ile birlikte artık Türk edebiyatının güçlü bir gerçekliği olmuşlardır. Fakat yine de bilmekteyiz ki kadın yazarlar, erkek yazarların gölgesinde bırakılmaya çalışmıştır buna rağmen kadın yazar olarak da toplum baskısı gören kadınlar yazın hayatını bırakmayarak gücün ve kararlığının timsali olmuşlardır. Biz de sizler için, kalemin ve gücün timsali olan 15 kadın yazarımızı hazırladık.

1- Fatma Aliye Topuz

   İlk Türk kadın romancı olan Fatma Aliye Hanım tarihçi olan babasının etkisi ile döneminde etkin bir yazar olmuştur. Kadın hakları konusundaki söylemleri ile ülkedeki kadın hakları mücadelesini başlatmıştır. Fatma Aliye Topuz 1892 yılında yayınlanan “Muhaderat” isimli ilk romanında kadının problemlerini cesurca ele almıştır.

“Fatma Aliye ve arkasından gelen kadın yazarlarla, erkek yazarların
yazarak telkin ettikleri kadın karakterlerden, kadın yazarların bizzat
kendi gözlem ve tecrübelerini de ekleyerek yarattıkları kadın
karakterlere doğru bir geçiş söz konusu olur. Bu elbette toplumdaki
“kız evlat imgesi”nin değişimini yansıtmış, kadın okuyucular açısından
da daha etkili olmuştur. Bundan sonra her şeyini ve en önemlisi
güvenini yitirmiş erkek evlat, yerini yitirilen güveni kazanmış,
dolayısıyla hayatı da kazanmış kız evlada bırakmıştır. Bu, kendisine
güvenen ve kendisine güvenilen “yeni kadın”ın müjdesidir.”

- Advertisement -

2-Selma Rıza Feraceli

  Selma Rıza Feraceli ilk Türk kadın gazetecidir. İttihat ve Terakki cemiyetinin tek kadın üyesidir. 19.yy sonlarında ailesinden gizli olarak Paris’e kaçarak Jön Türk lideri olan abisi Ahmet Rıza’nın yanına gitmiştir. Paris’te yayınlanmakta olan Meşveret Gazetesinde çalıştı. Kızılay’ın kurulması için çalışmalar yaptı. Selma Rıza Hanım kaleme aldığı Uhuvvet Kardeşlik romanında kadının kimlik mücadelesini konu almıştır.

“Selma Rıza Feraceli’nin Uhuvvet (1895) romanı ise iki kuşaktan kadınlık
deneyimlerini merkeze alır. İlk kuşağın kadını olan Sabiha, geleneksel biçimde
büyütülmüş bir kadındır. Dolayısıyla geleneksel yaşamın kadın önüne koyduğu
engelleri olduğu gibi kabul eden bunun sonucunda da başkalarının kurbanı olarak
hayatı mahvolan bir kadını canlandırır. Romanın ikinci bölümünde ise kızı Meliha bu
“kadınlık kaderi”ni dönüştürür ve geliştirilen kadın direnci bağlamında iki kadın
kuşak arasındaki fark ortaya koyulur. Selma Rıza, toplumsal düzendeki
adaletsizliğin kardeşlik, dostluk umdesinin harekete geçmesiyle
düzeltilebileceğinde ısrarlıdır. Bu durumda kadın, kişilik ve
kimliğinden bir şeyler kaybetmek zorunda da kalmamalıdır. Bunun en
somut örneği, neredeyse bir kadın olarak kusursuz çizilmiş olan
Meliha‟nın çevresindeki kişilerle kurduğu ilişkilerde ortaya çıkar.”

3- Halide Edip Adıvar

  Halide Edib Adıvar yazar ve siyasetçi kimliği ile kadın yazarlar arasında çok önemli bir yere sahiptir. İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı ayaklandırmak için yapmış olduğu konuşmalar ile zihinlerde yer eden usta bir kalemdir. Kurtuluş Savaşının önemli kadın isimlerinden olan Halide Edib Adıvar Mustafa Kemal’in yanında görev yapmıştır. II. Meşrutiyet’in ilanı ile yazarlığa başlayan Halide Edib 24 roman, 4 hikâye kitabı ve çeşitli incelemeleri ile Cumhuriyet Döneminin çok eser veren kadın yazarlarından olmuştur. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve Türk toplumunun içindeki yerine değinmiş ve kadın hakları savunuculuğu yapmıştır. Halide Edib Adıvar’ın birçok kitabı beyaz perdeye uyarlanmıştır. Halide Onbaşı olarak da tanınan Halide Edib Adıvar, yazarlığının yanı İstanbul Üniversitesi’nde edebiyat profesörü, İngiliz Filoloji Kürsüsü Başkanlığı yapmış bir akademisyen ve 1950’de girdiği TBMM’de milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir.

4- Şükufe Nihal Başar

  Başlangıçta Tevfik Fikret’in etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazarken zaman içinde Milli Edebiyat’ın ilkelerine uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya başladı.  Milli uyanış hareketi içinde de yer aldı, Fatih mitinginde etkileyici bir konuşma yaptı. Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasındadır.

5- Nezihe Muhiddin 

  Osmanlı feminizmin öncülerinden sayılmaktadır. Nezihe Muhiddin’e göre memleketin yükselmesi ancak kadınların yükselmesi ile sağlanabilirdi.  Nezihe Muhiddin yetim ve muhtaç kadınlar için kurulan Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme derneğinin kurucusudur. Kadınların seçme ve seçilme hakları için Cumhuriyet Halk Fırkasından önce Kadınlar Halk Fırkasını kurmuştur. Bu fırkanın amacı kadınların siyasi haklarını elde etmektir.

“İslami yaşamın bazı âdetlerle bozulduğuna inanan bu düşünürler,
geleneklerin kadınlıkla ilgili eleştiri noktasında duraklayıp bazen
birbirine ters düşen tezleri savunurlar. Ananatın tümüyle reddi,
İslamiyet kültürünün tümüyle reddi olacağı için bundan kaçınıp,
geleneği âdet düzeyine indirgemeyi seçerler. Bu durumda kadınlar
yararına bazı âdetleri benimseyip bazılarını dışlamaları mümkün olur.
Bu ikiliği/paradoksu daha sonra Nezihe Muhiddin de yaşayacaktır.
Muhiddin‟in İslamiyet‟in kadınlara ilişkin görüşlerini reddederken,
İslam ailesinin geleneksel yaşayışını Beyoğlu’ndaki yaşama yeğ
tutmasında bu ikilik ortaya çıkar.”

6- Halide Nusret Zorlutuna

  İstanbul Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuştur. Şiir yazmaya mütareke yıllarında başladı. Kurtuluş Savaşı’nın etkisi ve heyacanıyla millî edebiyat akımına katıldı. Kadın duyarlılığıyla işlediği şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, roman türlerinde de eserler verdi. Erkek bencilliği kadının var olmasındaki temel sorun olarak gördü.

7- Müfide Ferit Tek

  Henüz bir Türk okulu olmadığı için İtalyanların yönetimindeki St. Joseph Rahibe Okulu’nda okudu. Paris’te Siyasal Bilimler Okulunu bitirdi. Türkçülük akımının roman türündeki ilk temsilcilerindendir. Yazılarında Halide Edip Adıvar’ı örnek aldı. Milli Mücadele’yi destekleyen romancı, ikinci romanı Pervaneler’i 1924 yılında kaleme alır.

“Halide Hanım ile Müfide Hanım (..) Sanat sahasında birisi Türklük mefkûresinin hakikatine bir hudut, bir program çizdi; diğeri bu mefkûrenin hayalî genişliklerini, romantik kısımlarını tasvir etti. Fakat biz, birçok münevver erkek ne yaptık? Hiç… (…) Büyük Turan mefkûresinin de imanlı bir kahramanı yine bir kadın oluyor: Müfide Hanım! Onda erkeklerin pek güç anlayabilecekleri yahut anlayamayacakları romantik bir ruh var. O da mefkûresini Aydemir romanında terennüm ediyor.” (Ömer Seyfettin)

8- Füruzan

  Türk öykücülüğünde genellikle “küçük insanlar” diye adlandırılan toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, duyarlıklı iç dünyaları keşfedilmemiş insanlarını yazmıştır. Öykünün yanı sıra şiirden, romana, gezi yazısından, denemeye, şiire ve çocuk kitabına kadar edebiyatın farklı türlerinde eserler vermiş, öykülerinin bazıları tiyatro sahnesine ve sinema perdesine taşınmıştır. 1970’li yıllarda en çok dikkat çeken üç kadın yazardan biri olarak Sevgi Soysal ve Adalet Ağaoğlu’yla birlikte anılır.

9- Sevgi Soysal

  Toplum karşısında bireyin tedirginliğini öne çıkaran ”yeni gerçeklik” akımından izler taşıyan öykü ve yazılar yazdı. Haldun Dormen’in yönettiği “Zafer Madalyası” adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı.

10- Adalet Ağaoğlu

  20. asır Türk edebiyatındaki en önemli romancılarımızdan biri olan Adalet Ağaoğlu’dur. Eserleri Almanca, Hollandaca, Bulgarca gibi dillere çevrilen Ağaoğlu’nun yapıtlarında özellikle bireyin toplumsal kurum ve kuruluşların ikiyüzlülüğü karşısında yaşadığı psikolojik buhranlar, kadın – erkek ilişkileri, Doğu – Batı arasında kalmışlık, gençlik, aşk, başkaldırı gibi temalarını işler. Toplumu anlamak ve bugünü kavramak temalı yazılar yazar.

11- Emine Işınsu

  Annesi Halide Nusret Zorlutuna olduğundan dolayı doğduğundan beri edebiyatın içindedir. İlk eseri 17 yaşında iken basılan şiir kitabı İki Nokta’dır. 1963’de ödül kazanan Küçük Dünya’dan sonra yoğun şekilde romana yöneldi. Roman yazmanın dışında 1970’lerin önemli fikir ve sanat süreli yayınlarından Töre Dergisi’ni 1971- 1981 yılları arasında çıkardı.

 “1970’lerin Türkiye’si, çalkantılı, huzursuz ve çok karmaşık görünümüyle romancılar için herhalde özellikle verimli bir konu kaynağıdır. O yılların siyasal panoramasını insanların özel hayatlarında odaklandırarak yansıtmayı deneyen bir dizi roman ve hikâye yayımlandı. Bir Edebiyat tarihçisi için bunların arasında bulunan Emine Işınsu’nun ‘Canbaz’ı, Füruzan’ın ‘47’liler’i ile bir arada anılacak bir roman. Ayni konuyu (öğrenci hareketleri, 1970’lerin siyasal bunalımı) karşıt açılardan işleyen bu iki romanı karşılaştırmalı bir incelemeden geçirmek, edebiyat bilimcileri için ilginç bir araştırma olabilir. (…) “Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz, Emine Işınsu’nun romancılığını kanıtlayan bir eser. Türkiye’nin problemli bir dönemini, kendi siyasal görüşü açısından, ama sanatlı, biçim bilinci içinde yansıtan Emine Işınsu, romanda uyguladığı alıntı tekniğinde, değindiği efsane vs de Türk-İslâm kültüründen yararlanmakla çağdaş roman tekniğini özümlediğini göstermektedir.” (Gürsel Aytaç)

12- Leyla Erbil

  Öykülerini yayımlatmaya bir türlü cesaret edemeyen Erbil, çok sevdiği bir öyküsünü dostu Metin Eloğlu’na okutmuş ve onun da desteğiyle öykü yayımlanmıştır. Sonraki yıllarda dergilerde öykülerinin yayımlanması devam etmiş ve Erbil ilk öykü kitabı Hallaç’ı 1960’ta çıkarmıştır. 1974’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın da kurucularından olan yazarımız Tezer Özlü ile iyi bir dostluk kurmuştur. Türkiye PEN tarafından Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk kadın yazarımızdır. Erbil hikaye ve öykülerinde psikanalizden yararlanmış; aile, inanç, toplum, okul gibi kurumların yarattığı tabulara kalemiyle karşı çıkmıştır.

13- Tezer Özlü

  Tezer Özlü, Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınır. İlk kitabı 1963’ten itibaren dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşan Eski Bahçe’dir.  Yazın dünyasına 1963’te ilk öykülerinin yayımlanmasıyla giren Özlü hikâye ve çevirileriyle yer almayı sürdürmüştür. Öykülerinde genellikle çocukluk, gençlik, özgürleşme, yabancılaşma, yalnızlık, çaresizlik temalarını işlemiştir.

14- Latife Tekin

  1983’te yayımlanan ilk romanı ‘’Sevgili Arsız Ölüm’’de köyden kente gelen bir ailenin hayatını masalımsı bir biçimde anlatmış ve roman oldukça ilgi görmüştür. Eserlerinde politik ve sosyal durumları, toplumun farklı kesimlerindeki insan yaşantılarını görürüz. İnsan ilişkilerindeki ikiyüzlülük ve göz korkutucu hırslar, iktidar ve güç kavramları yazdığı eserlerin ana temalarıdır. Eserleri İngilizce, İtalyanca, Fransızca olarak da yayımlamıştır.

15- Tomris Uyar

  Türk öykü yazarı ve çevirmen. Bir eserin yoğunluk, içtenlik ve sahiciliğe sahip olması gerektiğidir. Küçük burjuva kökenli insanların kent içerisindeki yaşamlarını aktardığı öykülerle beraber, toplumun daha farklı katmanlarındaki insanların yaşantılarını da gözler önüne sermiştir. Yaptığı çevirilerle de bilinen yazarımız Küçük Prens çevirisini de yapmıştır. Papirüs dergisi kurucularındandır.

   Türk edebiyatının ismini duyurduğu ve güç timsaliyle sözcük dağarcığımızda yer edinen kadın yazarları vardır. Ayşe Kulin, Elif Şafak, Buket Uzuner, İnci Aral, Pınar Kür, Nezihe Meriç, Gülten Akın, Nazlı Eray, Mine Urgan, Sevinç Çokum, Nazan Bekiroğlu, İpek Ongun, Gülten Dayıoğlu, Duygu Asena, Ayfer Tunç, Lale Müldür, Samiha Ayverdi gibi pek çok kadın yazarımız Türk edebiyatının kadınlarıdır.

     Yazın hayatında da tüm olumsuzluklara ve karşılaştıkları problemlere rağmen, ‘anne’, ‘eş’, ‘kardeş’, ‘kız evlat’ olmanın yanında cinsi kimliklerinden uzaklaşıp ‘yazar’ olmayı seçtiler. Yarattıkları kadın karakterler içten, erkek karakterler ise gözlemleriydi. Bu yüzden, doğruyu eksiksiz yazan tüm Türk edebiyatı kadınlarının Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!

Kalemi, kelama dönüştürerek var olmayı sürdüren tüm kadınlarımızın da…

Kaynakça:

http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0006741.pdf

http://www.cosmopolitanturkiye.com/galeri/kultur-sanat/turk-edebiyatinin-en-onemli-40-kadin-yazari/37

https://kidega.com/blog/tanzimat-donemi-ve-sonrasinin-en-iyi-kadin-yazarlari

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Selene Cabalar
Selene Cabalar
Dünya yanarsa önce edebiyatı kurtarmak gerek

Must Read

”Atiye” Yayınlandı!

 2019 Aralık ayında ilk sezonu yayınlanan, Netflix'in Hakan Muhafız'dan sonra ikinci orijinal Türk yapımı dizisi olan Atiye'nin ikinci sezonu yayınlandı!