Türk Edebiyatında Psikolojik Romanlar ve Karakterleri

Yazarın Diğer Yazıları

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Nazım Hikmet ve Yahya Kemal’i Buluşturan Kadın

Nazım Hikmet' in annesi olan ve oldukça varlıklı aileden gelen bu kadın, Celile Hanım. Güzelliği dillere destandır ve eşinden anlaşmazlık dolayısıyla ayrılır. O sıralarda...

Oğuz Atay’ın Başyapıtı Tutunamayanlar İncelemesi

Yaşadığı dönemde ilgi görmemiş, anlaşılamamış, aksine hep "ötekileştirilmiş" ve "tutunamamış" bir adamdan söz edeceğiz birazdan. Öyle ki şu anda adını duyduğumuzda ona ait olduğundan...

Yusuf Atılgan – Canistan’da İktidar Olgusu

Yusuf Atılgan, 1950 sonrası Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Türk romanının pek çok bakımdan özgün ve çok tanınmış eserleri olan Aylak Adam ve...
Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Türk Edebiyatında Psikolojik Romanlar ve Karakterleri

Tahlili roman bilindiği üzere, alışılagelmiş realist romanlardan çok karakterlerin iç dünyasını ve ruh hallerini bize aksettiren romanlardır. Psikolojik romanların ortaya çıkışı dünya edebiyatı üzerinde 11. yüzyıla kadar dayansa da, ilk psikolojik roman olarak Madam de La Fayette – Princesse de Cleves kabul edilir. Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman ise Mehmet Rauf ‘un Eylül adlı eseri olarak bilinir. Türk edebiyatımızın bazı diğer önemli psikolojik eserlerini, karakterleri ve vermek istediği mesajları ile biraz daha ayrıntılı olarak inceleyelim.

Mehmet Rauf – Eylül (1901)

Eylül, evli bir kadın olan Suad ile, aynı zamanda aile dostları olan genç akrabası Necib arasında yaşanan yasak aşkı anlatır. Suad, roman boyunca kocası Süreyya’ya duyduğu bağlılık ve yasak aşkı Necib’e olan karşı konulmaz arzusu arasında bocalayarak çırpınır. Yasak aşkın diğer tarafındaki Necib, hem yakın akrabası ve arkadaşı olan Süreyya’nın karısına olan ilgisi yüzünden vicdan azabı çekmekte, hem de Suad’a karşı hissettiği aşk yüzünden bocalamaktadır. Roman boyunca yasak aşkın imkansızlıkları, yasak aşk yaşayan iki aşığın psikolojik halleri, hayalleri, heyecanları, kıskançlıkları, kırgınlıkları ve vicdan azapları ustalıklı ve gerçekçi bir üslupla ve bir metafor olarak kullanılan eylül hüznüyle anlatılır.

Cemil Süleyman – Siyah Gözler (1910)

Adı belirtilmeyen dul bir kadının bakış açısıyla yazılan; son derece sarsıcı, yer yer dehşet verici, psikolojik tahlillerin ve kıskançlık/haz/pişmanlık/tutku/hırs gibi birden fazla duygu durumunun insan bünyesindeki karşılığının güçlü bir şekilde yansıtıldığı bir Fecr-i Ati romanıdır. Kendisinden oldukça genç bir delikanlıya aşık olan, bir yandan bu aşkın ruhunda yarattığı duygu çatışmalarıyla bir yandan da hissettiği yoğun kıskançlıkla boğuşan genç kadının zihninden geçenler, okura döneminin aşka ve bedene bakışını ve toplum ön yargılarının insan ruhunda yaratabileceği gelgitleri de gösteriyor.

Halide Edib Adıvar – Handan (1912)

“Handan” romanı vicdan üzerine kurulu edebi mektuplardan oluşur. Handan, aile yaşamı hakkında sorgulayıcı, ilişkiler hakkında sosyal ve psikolojik vurguları olan bir romandır. Romanın başkarakteri Handan, bir diğer karakter ve kardeşi kadar yakın olan akrabası Neriman’ın aksine, öğrenmeye açık, meraklı, dikkat çeken, tavır ve sözleriyle şaşırtan genç bir kadındır. Handan aldığı eğitim ve öğrenme gayreti ile gelecekte halk için bilinçli uğraşlar peşinde koşmak isteyen biridir. Dönemin şartlarına kıyasla bilgili, kültürlü ve güçlü bir kadın profili çizen Handan’ın üç büyük aşkı işlenir romanda. Fakat Handan tutkulu aşklarından ziyade bize sık sık vicdanıyla olan hesaplaşmalarını hissettirecektir…

Peyami Safa – Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930)

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu otobiyografik bir anlatım tekniğiyle yazılmıştır. Romanın başkişisi ve anlatıcısı olan “Hasta Çocuk”un isminden romanda bahsedilmez. Roman kahramanı on beş yaşında bir gençtir. Yedi yaşından beri bacaklarından biri sancılanmaktadır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda hastaya “kemik veremi” teşhisi konulur. Roman kahramanı istirahat ve sakin bir yaşam için gittiği bir paşanın yalısında, paşanın genç ve güzel kızı Nüzhet’e aşık olur. Ancak aile, kızlarını zengin bir doktor olan Ragıp Bey’le evlendirmeye karar verir. Bu durum, hasta gencin daha büyük acılar, sıkıntılar çekmesine neden olur. Bütün bu acılarla yoğrulmuş olan karakteri genç yaşının çok çok ötesinde bir olgunluktadır. On beş yaşındaki hasta bir çocuğun bu sıkıntılı ve bunalımlı tedavi sürecinde aşk ile birlikte hayata tutunması anlatılır.

Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna (1943)

Kitapta hikaye bize, yirmili yaşlarda, ana karakterimiz olan Raif efendinin yanında tesadüfen iş bulan bir erkek karakter üzerinden anlatılır. Esas konu anlatıcının iş yerinde aynı odayı paylaştığı Raif Efendi’nin Almanya’da yaşadıklarıdır. Raif Efendi sessiz, sakin, gerekmedikçe konuşmayan yaşlı bir tercümandır. Okuduğu romanlardan etkilenen ve bu romanlarda yazanlarla ilgili hayaller kurarak geçirdiği bir gençlikten sonra babasının onu Avrupa’ya gönderme teklini düşünmeden kabul etmiş ve yurt dışına gitmiştir. Çünkü okuduğu romanların çıkış yeridir Avrupa. Raif Efendi, iş yerinde arada sırada siyah kaplı bir defter okur. Yanında çalışan anlatıcı karakterin bu defteri okumasıyla olayları öğreniriz. Raif Efendi, babasının isteği üzerine Almanya’ya gitmiştir. Almanya’da gittiği bir resim sergisinde bir kadın portresi görmüş ve bu resimden çok etkilenmiştir. Kürk Mantolu Madonna romanı Raif Efendi’nin resimde gördüğü kadın olan Maria Puder ile tanışmasını ve birbirlerine aşık olmalarını konu alır.

Ahmet Hamdi Tanpınar – Huzur (1948)

- Advertisement -

“Huzur” romanı, “İhsan”, “Nuran”, “Suat” ve “Mümtaz” başlıklarını taşıyan dört bölümden oluşur. Mümtaz, romanın merkezindeki kişidir. Yazar, romanı onun penceresinden bakarak yürütür. Romanın en belirgin konusu, Mümtaz’la Nuran arasında yaşanan ve sonu ayrılıkla biten aşktır. Bu aşk romanın çerçevesini oluşturur, fakat esasında iç ve dış dünyasında huzursuzluğu yaşayan Mümtaz’ın huzur arayışları anlatılır. Roman “aşk” temasının yanında “huzursuzluk, mutsuzluk, hüzün” temalarını da ağırlıklı olarak işlenir. Romanda yer alan kişilerin çoğu yaşamda aradığını bulamamış, bunalım ve buhran içinde olan, hastalıklı kişiliklerdir.

Yusuf Atılgan – Aylak Adam (1959)

Romanda, geçimini ailesinden kalan mirasla, herhangi bir işte çalışmak ihtiyacı duymadan sağlayan; kendi tanımıyla “zengin değil ama paralı” bir adam olarak, hemen hemen hiçbir sorumluluk üstlenmeden bohem bir hayat yaşayan ve “gerçek sevgiyi arayan” C. adlı genç bir adam anlatılır. Roman kahramanı C. Gün boyu sinemalara, kahvelere, meyhanelere giden ve sokaklarda aylaklık yapan biridir. Toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü gördükten sonra roman kişisi C. kalabalıklar içinde yalnızdır artık. Toplumun ve kendi değerlerinin çarpıştığı noktada çıkışı yine kendinde arayan ve neredeyse yalnız kendi kendine konuşan C.’ nin takıntıları ustalıklı bir edebi dille anlatılır.

Oğuz Atay – Tutunamayanlar (1972)

Bugüne kadar birçok tartışmalara sebebiyet vermiş, en çok bilinen psikolojik çözümleme romanlarından biri. Tutunamayanlar, belirli bir olayı anlatmaktan çok; izlenimler, çağrışımlar, eleştiriler ve çözümlemelerden oluşan bir romandır. Roman, Turgut’un intihar eden arkadaşı Selim’in hayatını ve ölüm nedenini çözmeye ve onu anlamaya çalışması etrafında şekillenir. Romanda, hangi düşünceye tutunmaya çalışırsa çalışsın, onun anlamsızlığının farkına varan bir aydının kendisiyle girdiği savaşı kaybederek intihara sürüklenişi anlatılmaktadır. Turgut ölen arkadaşı Selim’i anlamaya çalışırken giderek onun kendisini intihara götüren düşüncelerini benimser ve bu sırada kendi iç sesi Olric ile olan konuşmaları da bu düşünceleri destekler. Olric, Turgut’un ikinci benliği, iç benliği, kendi iç konuşmalarında seslendiği kurmaca kişidir. Turgut, yaşadığı gerçek dünyadan ve alıştığı düzenden uzaklaştıkça Olric’e yaklaşmaktadır. Bu da Turgut’un değişmesinin, kendi içine dönmesinin, başka bir dünya keşfetmesinin bir göstergesidir.

Selim İleri – Kırık Deniz Kabukları (1993)

Kırık Deniz Kabukları romanının merkezinde hiç şüphesiz Halit Ziya Uşaklıgil, onun intihar eden oğlu Halil Vedad, onun en büyük eserlerinden biri olan Aşk-ı Memnu ve karakterleri vardır. Romanın anlatıcısı, neredeyse tek kurgu nesnesi olan müzik öğretmeni Mediha Hanım’la birlikte, Halit Ziya’nın oğlu Halil Vedad’ın acıklı hikayesini ve bu hikayenin gittiği hazin sonu koyar önümüze. Vedad’ın kırılgan yapısı, yeni dünya düzenine alışamaması, ruhunun tüm inceliğine, sanatçı kişiliğine rağmen çalışma koşullarına ayak uyduramaması onun sonudur.

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...