Türk Dünyasının Shakespeare’i; Hüseyin Cavid

İngiliz Edebiyatı’nın ilahı Shakespeare ile Türk dünyasının ve Türkistan’ın önemli şairlerinden Hüseyin Cavid’i irdeleyeceğiz. Türklük coğrafyası ve Türk sanatı dediğimiz, Ziya Gökalp’in pantürkizm düşüncesiyle bağdaşır. Dolayısı ile Türklük, dünyadaki tüm Türkleri ve Türk coğrafyalarını kapsamaktadır. Özellikle Tanzimat’tan sonra gerçekleşir bu.

Görkemli şair ve oyun yazarı Hüseyin Cavid (hüseyin Abdulla oğlu rasizade) 1882 yılında Azerbaycan’ın  Nahçıvan kentinde doğdu. Muhammed Tağı Sıtkı’nın kurmuş olduğu “Mekteb-i Terbiye” okulunda eğitim aldı. Okulu bitirdikten sonra eğitimine devam etmek istedi, ancak ağır göz hastalığı Cavid’i, o dönem ağabeyinin yaşadığı Tebriz’e gitmeye mecbur etti. 1905 yılında Türkiye’ye giden Cavid, ünlü Türk şair ve filozofu Rıza Tevfik’in hazırlık kursunu bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde eğitimine devam eder. Birinci sınıf öğrenciyken, hem son sınıf derslerine katılıyor, hem de Azeri dili ve edebiyatı öğrenmeye başlamıştır. Çocukluğu da başarılı geçmiştir anlaşılacağı üzere.

NEDEN TÜRK DÜNYASININ SHAKESPEARE’İ DENİLDİ? 

1918 yılında Müslüman doğu’da ilk bağımsız Azerbaycan demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Milli diriliş süreci başlamıştı ve bundan uzak kalamayan Cavid Bakü’ye taşındı. Özellikle bu dönemde onun eserleri yüksek tirajla yayınlandı ve bu dönemde ilk kez ona “Türk dünyası’nın Shakespeare’i” denildi. Başarılamayan bir şeyi başarmıştı Cavid, bu döneme rağmen yazmayı ve okunmayı.
Cavid, Azerbaycan Yazarlar Birliği’ne üye olarak alınmasına rağmen, asla Sovyet yönetiminin propagandasını yapan eserler yaratmıyordu. Daha sonra, Cavit bununla suçlanacaktı. Hatta tutuklanacaktı da. Bunda şüphesiz Rus emperyalizmi söz konusudur.
Dönemin Demir Perde hükümetlerinin Türklere karşı baskıcı tutumunun çok fazla olduğunu yadsıyamayız. Tarih kitaplarında yazılmamış olanları edebiyat dünyası yazacaktır.

- Advertisement -

ŞİİRLERİ VE PİYESLERİ HANGİ DOĞRULTUDA İLERLEDİ?
Felsefenin, doğu-batı hümanizmasının ve hayırseverlik gibi konuların yer aldığı eserleriyle Cavid, hümanist şair olarak ün kazandı. Ancak, yirminci yüzyılın başlarındaki korkunç olaylar, Birinci dünya Savaşı Hüseyin Cavid’i somut-siyasi sonuçları aşmaya ve dramatik- melankolik eserleri ile insanlara kötü olanı göstermeye mecbur etti. Bu değişen şair, Platon’un da dediği gibi sokağa ayna tutmaya başladı ve gerçekleri yazmaktan çekinmedi. Onun şiirleri ve piyesleri, dram kapsamında Azerbaycan’daki edebiyatın ve sanat eserlerindeki romantizmin gelişmesinde büyük etkendir.

TİYATROYA VURULAN DARBE
Şeyda, İblis, Maral, Hayyam en çok tanıtılan ve sevilen eserleridir. Birçok senaryosunun da kaybolduğu kanaati getirilmiştir. Tutuklandıktan sonra da diğer eserleri yasaklanacaktır.

Özellikle devlet büyükleri hakkında yazdığı piyeslerin kaybolduğu söylenir. Türk coğrafyasının en güzel piyeslerini yazan Cavid, Türk dünyasının Shakespeare’i olarak tanınmaya devam etmektedir. Azeriler, kendisinin heykelini dikerek özgürlük için emin adımlarla yürürler. Emperyalizme direnen ruhu, Bakü’de kendi adına açılan müzede gençlere ilham vermektedir.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Must Read

Dostluğun Mektupları: Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar

'Tezer Özlü ile iki konuda birbirimize söz vermiştik. İlki, evlilik kurumunu, kocaları, daha çok eşlerimizi anlatacak birer roman yazmaktı. İkinci sözümüz ise, mektuplarımızı yayımlamaktı.'  ...