Gece Modu

   Turgut Özakman, Diriliş ile başlayıp Şu Çılgın Türkler ile devam eden serisinin son iki kitabını Cumhuriyet-Türk Mucizesi adıyla tamamlamıştır. İki ciltten meydana gelen bu eserin ilk kitabını iki bölüm oluşturur. Birinci bölümü 28 Eylül 1922-11 Kasım 1922 yılları arasındaki olayları ele alırken, ikinci bölümü 11 Kasım 1922-29 Ekim 1923 yıllarını anlatır. İkinci Kitap olan Cumhuriyet-Türk Mucizesi 2 adlı kitap ise üçüncü bölüm olarak nitelendirilir ve 1923-1938 ve sonrasını ele alır.

  Tarihi kendine ders yapanların ve “Efendiler yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” sözünü duyduklarında kalplerindeki ince sızıyı vicdanıyla hemhal edenlerin, gözleri bir çift mavi gözün ışığında buğulananların bu kitapları okumak için vakit kaybetmemesini tavsiye ediyoruz.

  Yazarın ‘Türk Mucizesi’ saydığı Cumhuriyet’i anlatan eserden 28 Ekim 1923-1938 sonrası tarih aralığını iki kitaptan derledik ve birinci kitaptan üç; ikinci kitaptan da otuz iki alıntıyı sizlere sunduk.

Dev Lotr Testi

Cumhuriyetimizin 96. yılı kutlu olsun, ilelebet ve daima!

Cumhuriyet-Türk Mucizesi (Birinci Kitap)

1- “Mustafa Kemal Paşa, 28 Ekim akşamı bazı arkadaşlarını yemeğe davet etti. Bu toplantıda Ali Fuat Paşa bulunamadı. İstanbul’a hareket etmişti. Bu tarihi yemekte, Fethi Bey, İsmet Paşa, Kazım Özalp Paşa, Halit Paşa, Kemalettin Sami Paşa, Fuat Bulca ve Ruşen Eşref Ünaydın bulunuyordu. Mustafa Kemal Paşa büyük kararlardan önce yaptığı gibi yine içine çekilmiş, susuyor, düşünüyor ve dinliyordu. Yemek biterken hükümet sorunu açıldı. Bazı görüşler ileri sürüldü. Sorunu kökünden çözecek çarenin adını Mustafa Kemal Paşa açıkladı: ‘Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” sf. 337

2- “Tarihçi Abdurrahman Şeref Bey şöyle dedi: Hükümet şekillerini saymaya lüzum yoktur. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra, kime sorarsanız sorunuz, bu Cumhuriyettir. Biz şimdi çoktan doğmuş olan çocuğun adını koyuyoruz. Ama bu ad bazılarına hoş gelmeyecek, varsın gelmesin.” sf. 339

3-“Cumhuriyetle ilgili birinci madde saat 19.37’de sürekli alkışlar, sevinç çığlıkları arasında kabul edildi. Öbür maddeler de oylandı. Kanunun tümünün oya sunulması aşamasına gelinmişti. Başkan da heyecanlıydı. Titreyen bir sesle dedi ki:
“Kanunun tümünü kabul edenler lütfen el kaldırsın.”
Başkan cumhuriyet rejimini oya sunuyordu.
Bütün eller havaya kalktı.
“Oybirliği ile kabul edilmiştir.” Saat 20.30’du. Öyle bir alkış patladı ki şiddetinden pencere camları zangırdadı. Yalnız milletvekilleri değil dinleyiciler, gazeteciler, Meclis memurları da alkışlıyor, onlar da milletvekilleri gibi kucaklaşıyorlardı. Ağlayanlar vardı. Haber dışarda bekleyen kalabalığa ulaşmıştı. Onlar da alkışlamaya ve bağırmaya başladılar: Yaşasın cumhuriyet!” sf.341

Cumhuriyet- Türk Mucizesi (İkinci Kitap)

1-“İmar ve İskân Bakanı M. Necati Bey yanında oturan Eğitim Bakanına “Vakti gelen fikri kimse durduramaz derler..” dedi, “..Gazi Paşa da vakti gelen adam. Tam vaktinde geldi. Vakti gelen adamı Osmanlı Devleti de, işgalciler de, irtica da durduramadı. Düşünsene 1918’de ne haldeydik? Şimdi bağımsız bir Cumhuriyetiz. Arada sanki yüzlerce yıl var. Ya gelmeseydi..” sf.15

2- “Onca yoksulluk, çaresizlik içinde, nice kan, can, gözyaşı, acı, emek pahasına kurulan Cumhuriyet’in ebedi olmasını istemiş, devletin temelini böyle atmışlardı.” sf.49

3-“Cumhuriyeti sonsuza kadar güven altına alacak olan 102. maddeyi alkış tufanıyla kabul etmişti. Bu maddenin son fıkrası ‘Cumhuriyet rejimiyle ilgili maddenin asla değiştirilemeyeceğini, teklif dahi edilemeyeceğini’ belirtiyordu.” sf.49

4-“Milleti için fedakarlığı göze almayana ne yurttaş derim, ne de aydın!” sf.64

5-“Her şeyin üstünde vatan vardır.” sf.89

6- “Gazi: “Biz milleti ve devleti kurtaracak ve yaşatacak olan karar ne ise o kararı verelim..” dedi, “Büyük idealimize yürüyelim. Bu kısa süre içinde gerekli temel devrimleri yapalım. Özlemini çektiğimiz gerçek demokrasi için gerekli zemini ve insanlarımızı hazırlayalım. Geriliğin, ilkelliğin, yoksulluğun, bağnazlığın kader olmadığını kanıtlayalım. Avrupa karşısında aşağılık duygusuna kapılmayı kökünden yok edelim. Milleti ve devleti bu çaresizliklerden, yokluklardan, geriliklerden kurtarıp esenlik yoluna çıkaralım. Çağdaşlığa açılalım. Nasıl bir miras devraldık, ne yaptık, ne kadar başarılı olduk, ilerde millet ve tarih hükmünü verir. İyi niyetli ama kısa düşünüşlü bazı insanlardan aferin almak için milleti ve devleti bu aciz, geri, ilkel halde bırakamayız.” sf.130

7- “Gazi kışladan sonra memleket hastanesini ve kitaplığı ziyaret etti. Kitaplıkta pek az kitap vardı. Kitap alınması için 500 lira bıraktı.” sf.172

8- “Türkiye her şeyini, derin bir yoksulluk içinde adım adım kurulmuş olan bu gazi orduya borçluydu. Gösterdiği fedakarlık ve yurtseverlik bakımından hiçbir ülkenin ordusuyla karışılaştırılamazdı. Bu yüzden en sade vatandaşın bile gözünde mübarek bir yeri vardı.” sf.205

9- “Adalet mülkün, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin temeliydi.” sf.207

10- ”Nutuk’ un okunuşu günde 6 saatten altı gün, toplam 36 saat 31 dakika sürdü. 20 Ekim 1927 günü saat 20.15’ti Gazi Nutuk’ un sonuna gelmişti:
‘Efendiler, bu beyanatımla, milli hayatı son bulmuş sanılan büyük bir milletin, bağımsızlığını nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına dayanan, milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım. Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen felaketlerin doğurduğu uyanış ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu Türk gençliğine armağan ediyorum.” sf.285

11- “Genç bir gazeteci, Başyaver Rüsuhu Bey’e dostluk kurmak için “Bu paşalar hiç dinlenmezler mi?” diye sordu. Rüsuhu Bey gülerek, “Dinlenselerdi burası Fransızların sömürgesi, bir Fransız da şimdi size Fransızca alfabeyi öğretiyor olurdu” dedi.” sf.326

12- “NEW YORK TIMES da şöyle yazıyordu:
“Eğitim alanında yiğitçe bir atılımdır bu. Amerika’da okuma yazma sorunu 150 yıldır kökten çözümlenenememistir. M.Kemal’in Türkiye’yi okutmak için gösterdiği ilgi bizde de olsaydı okullara devamı sağlayacak bir yol bulabilir, gerekiyorsa davul da çalabilirdik.” sf.335

13- “23 Nisan ”Çok güzel olur. Çocuk Bayramı ile Milli Egemenlik Bayramının aynı günde kutlanması büyük anlam taşır. Çocukların neşesini görür o gün biz de iki kat seviniriz. Çocuklar milli egemenlik anlayışını daha yürekten benimserler. Gözüm arkada kalmaz.” sf.342

14-”Şimdi beni iyi dinle. Kadınlarımız Çanakkale Savaşı sırasında cephe gerisinde gönüllü hemşirelik yaptılar, evlerini yaralılara açtılar, askerlere torba torba armağanlar yolladılar. Milli Mücadele’de yalnız cephane taşımakla kalmadılar, silahlanıp dövüştüler, erkeksiz kalan köylerde her işi üstlendiler, işçi taburlarında görev alıp siper kazdılar, askere çorap, çamaşır yetiştirdiler, demir yolları tamir edilirken işçi olarak çalıştılar. Şimdi de dağ köylerine okuma yazma öğretmeye koşuyorlar. Kadınlarımıza çok şey borçluyuz. Borcumuzu tamamen ödeyemedik. Yüzlerce yıllık, kemikleşmiş anlayışı yıkmak kolay değil çocuk. Seçme ve seçilme hakkı istiyorsan, bu öyle üzülüp kızmakla, küsmekle olmaz. Düşünceni savunacaksın!” sf.362

15- “Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini, istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” sf.383

16- “Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, seçtiği dinin gereklerini yapmak ya da yapmamak hak ve özgürlüğüne sahiptir. Kimsenin vicdanına hakim olunamaz. Herkes düşündüğünü istediği gibi söyleyebilmelidir. En büyük hakikatler ve gelişmeler, düşüncelerin serbestçe ortaya konması ile meydana çıkar.” sf.411

17- “Mısır Büyükelçisi Ahmet Remzi Bey Gazi’yi şöyle tarif edecekti:
“Gazi neşe içindeydi ve yüzündeki hatlar onun tarihe ismi geçecek unutulmaz adamlardan biri olduğunu ifade ediyordu.” sf.468

18- “Gazi Çoban Mehmet’e takıldı:
“Sen herkesi kolayca yeniyorsun Mehmet. İtalyan’a acıdım. Adamı birkaç dakika içinde bitirdin. Seninle güreş tutsak beni de öyle kolayca yenebilir misin?
Koca pehlivan çocuk gibi utanmıştı. Başını kaldıramadan, “Sizi bütün cihan yenemedi Paşam, ben nasıl yenebilirim?” Yanıt Gazi’nin yüreğine dokundu. Ayağa kalkıp Çoban Mehmet’e yürüdü. O da kalktı. Pehlivanı alnından öptü. “Sağ ol çocuk.” sf.482

19-“Amerikalı gazeteci Miss Gladys Baker 26 Mayısta Atatürk’le uzun bir görüşme yaptı. Son sorusu şu oldu:” Mutlu musunuz?” “Evet, çünkü muvaffak oldum.” sf.530

20- “Atatürk balkona çıktı.Bütün bu zaferlerin, barışların, sevinçlerin, bayramların yapıcısı, balkonda tevazu içinde ayakta durarak, saygıyla, sevgiyle halkı selamlayan insandı. Halinde kibir, övünme, büyüklenme, kendini farklı görmenin damlası yoktu. Bu küçük duyguları hiç tanımamıştı. Halk hayranlık ve minnet içinde baktı.” sf.585

21- “Gazi, diktatör anlayışında olsa padişahın, halifenin makamlarına kendisi otururdu. Oturmadı. Aklının köşesinden bile geçmedi.” sf.662

22- “Cumhuriyet kimsenin kanına, ırkına, soyuna soluna, mezhebine bakmıyor. Yeter ki yurtsever olsun. Çağdaş, lâik, birlik içinde bir millet böyle oluşturulur. Etnik kimlikleri ön plana çıkararak değil.” sf.687

23- “Gazi bir bildiri yayımladı. Özetle diyordu ki: “Cumhuriyetin hürriyet ve nimetlerini, bizzat Cumhuriyeti tahrip edecek neşriyat ve zehirlemelere ve Cumhuriyetin ordusunu ve zabıtasını herhangi bir sebeple küçümsemeye ve hafifsemeye vasıta sayacak olanların en şiddetli kanuni hükümlerle takip ve tepelenmeleri kararlaştırılmıştır” sf.701

24-“1923 kafası ve iradesi imkansızlığa meydan okumuştur.” sf.706

25-“Atatürk, Türk Milleti’nin sembolüdür, Türk Gençliği onu daima sevmelidir.” sf.709

26- “Hiçbir Atatürk heykeli Atatürk istedi diye dikilmiş değildir. İllerin, belediyelerin, derneklerin, gazetelerin, halkın istemesi, önayak olmasıyla yapılmıştır. Anıtlar, heykeller, toplumların tunçtan, mermerden bellekleridir. En çok da belleği zayıf toplumlarda yararlı olur.” sf.724

27-“Falih Rıfkı Atay diyor ki: “Atatürk bulunduğu yerde neşe ve şevki susturan mürai bir şark zorbası değil, şenlik içine katılan, halk sevincini içine sindiren, içenle içen, oynayanla oynayan, konuşanla konuşan bir halk arkadaşı idi. Halkın içine girdiği vakit kendini tam yerinde hissederdi. Halk ile haşır neşir olurdu.” sf.730

28- “Gazi’nin bazı düşünceleri:
“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denilir.”
“Bugün demokrasi fikri daima yükselen bir denizi andırmaktadır.” sf.741

29-“Hangi güzelliği, iyiliği inceleseniz, onda Atatürk’ün izini görmemek imkânsız.” sf.742

30- “Chambrun Atatürk için şöyle yazıyor: “Pekâlâ imparatorluk tahtına oturabilirdi. Akıllı bir insan oluşu onu bu yoldan uzaklaştırdı, ulusun babası olmayı yeğledi. Büyüklük taslamadı, kendini gösterişe kaptırmadı, tersine, filozoflara özgü bir hal aldı, bundan ötürü de itibari her gün biraz daha arttı.” sf.753

31- “Atatürk milliyetçiliği insanlığa, insanca duygulara, barışa aykırı olmayan, evrensel değerlere arkasını dönmeyen, özü yurtseverlik olan bir milliyetçiliktir. Atatürk milliyetçiliğini başka türlü tanımlamaya çalışmak, başka akımlara benzetmeye çalışmak büyük haksızlıktır.” sf.779

32-“Atatürk dün de büyüktü, bugün de büyüktür, yarın da büyük kalacaktır. Biz uğrunda savaştığımız özgürlük ve demokrasiye ancak onun açtığı yoldan ulaşabilirsiniz.” sf.811

 

          Cumhuriyet-Türk Mucizesi 1; Birinci-Otuz Üçüncü Basım Ekim 2009-Bilgi Yayınevi

          Cumhuriyet-Türk Mucizesi 2; Birinci-On Altıncı Basım Ekim 2010-Bilgi Yayınevi

 

 

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin