Nil Nehrinin Taştığı Yıldı
Gece Modu

Nil nehrinin taştığı yıldı
Sabır dolu bir gün sonunda
Teşekkür ederim dedi
Gözlerini içime çevirerek
Çoktan hak ettiğin bir armağan vereceğim sana
İster şiirinle yaşat ister yüreğinde sakla
Bu günü
Çünkü sırlarımı açmaya karar verdim.
Sabrını kutsamak için
Otur ve seyret beni

İçimde aç kurtlar ulurken
bir uslu köpek gibi oturdum
canımı gözlerime toplayarak.

Sarı tuniği
Altın tozları silkele gibi omuzlarından çözüp ayaklarının dibine düşürüverdi birdenbire.

Çıplak kaldı dolunay gibi
Gözlerime sığmadı taşkın güzelliği tanrım çılgın kanımı soğut ve kıskanma sakın senin yarattığın bir şaheseri öveceğim için.

Yüzün yaz günü kadar parlak ey sevgilim
gözlerin Akdeniz gecesi
taze bir güle benziyor dolgun ağzın saçların bir çavlan gibi dökülüyor çıplaklığını kucaklayarak
yuvarlak omuzlarından aşağı boynun benzersiz bir çiçek taşıyan dal gibi
gururlu
bir altın heykele benziyorsun Ey Azuri
gergin tenin
ışıl ışıl yanıyor
kımıldadıkça
fildişi kollarının ucundan
yere damlıyor
süt gibi parmakların
göğüslerin iki bereketli ve çiçekli meyve
dimdik
ve kıvrak

 

Mükemmel bir aşk romanı. Aşkın, ‘’sade aşk’’ olduğu günlerden kalma gibi. Öyle sade, öyle saf..

Ankara’da geçen, anlatımı çok akıcı, romantik, tutkulu, gizli saklı yaşanmış bir aşkın şiiri…
Kitap Şirin isimli kızın babasının, hastaneye kaldırılmasıyla başlıyor. Flashback özelliğiyle eski yeni gidip geliyoruz biz okuyucular, yazar sayesinde. Şirin bize babasıyla annesinin evliliğinin, yıllardır bitmiş bir şekilde devam ettiğini anlatıyor başta. Babasının kızı Şirin, annesi ve ablasıyla anlaşamıyor. Hikaye; babasının sağ-sol çatışmaları baş gösterdiği yıllarda üniversiteden istifasıyla başlıyor.

‘’Biz hiç olmazsa sevişmeyi biliyorduk,70’liler savaşmayı. 80’liler bir tuhaf. Galiba ne sevişmeyi biliyorlar, ne savaşmayı. Bakalım 90’lılar nasıl olacak?’’

 

Sanat tarihi doktoru Doğan bey… Sonra kendine bir kırtasiye açıp, dürüst, yararlı bir hayat kurmaya çalışıyor.

’Kitapçılıkta şifa dağıtmayı andıran bir yan var.’’

 

Arzu yani Azuri hatta Albertina ve Azize ile burada tanışıyoruz.

‘’…Herkesin  hayatta bir kez bir mucize yaşamak hakkı olduğuna inanıyorum. Benim payıma düşen mucize de sensin.’’

 

Doğan Hoca sonrasında Ar isimli bir kitapevi açıyor. Hayatını Azuri’nin sevgisiyle yeniden düzenliyor. Her yer aşk oluyor.

‘’Düşünebilsen,her hayvanda bulunan cinsel dürtü ile insana özgü bir olgu olan aşkı birbirine karıştırmazdım. Sakin ol, ben seni sabırla dinledim, sıra sende. İnsan geliştikçe yani insanlaştıkça, bu kör dürtüyü ehlileştirmiş, inceltmiş, güzelleştirmiş, yüceltmiştir. Aşk bu çok uzun gelişimin son aşamasıdır, ilkellikten kurtulmak demektir. Bir insanın yalnız güzelliklerini değil,çirkinliklerini kusurlarını, yanlışlarını da sevmek demektir. Ama kendinden başkasını sevmeyen, bedenini kutsayan,kafatası yerine bilmem nesiyle düşünen birinin aşkı anlamasını,övmesini beklemenin, bir kurbağadan arya söylemesini istemek kadar gülünç olduğunu bilirim..’’

 

Hayata sevgiyle sarılıyor.

Benden başka kimse görmesin diye seni gündüzleri cebimde taşımak, gece yastığımın altında saklamak istiyorum.Hırsız gözlerle paylaşır mıyım? Kendi bencil yanımdan bile korumaya çalışıyorum..

Bu bilgileri Doğan Hocanın odasındaki sarı kapaklı defterde yazılı olan şifreleri çözen Şirin sayesinde öğreniyoruz. Mükemmel bir aşk hikayesi. Dünya üstü bir sevgi,sabır ve olgunluk…

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin