Gece Modu

Modernleşme, endüstrileşme, hız kesmeden gelişen teknoloji, hızlı nüfus artışı tüketim alışkanlıklarını günden güne değiştirmiştir. Bu alışkanlıkların günden güne değişmesinden dolayı doğal kaynaklar hızla bozulmakta ve azalmaktadır. Bu hızlı bozulma ve azalma insan doğasını da etkilemiş ve insanı bir tüketim aracına dönüştürmüştür. Geçmişte “atık ürün” kelimesi sadece insanların sosyal ve ekonomik faaliyetleri sonucunda işe yaramaz hale gelen kullanım süresi dolmuş diğer bir deyişle ıskartaya çıkmış malların geneli için kullanılırken, küreselleşmenin hızla yayılması ve teknolojinin hızlı gelişimi ile birlikte artık  “insan”da bir atık ürün halini almaya başlamıştır. Zygmunt Bauman, Iskarta Hayatlar; Modernite ve Safraları adlı kitabında bu kavramı şöyle ifade eder; “Atık insanlar ya da daha doğru bir niteleme ile harcanmış insanlar (“ihtiyaç fazlası” ya da “ıskarta” insanlar, zorunlu nedenlerle ya da bilerek/isteyerek kayıt dışı bırakılan, kalmasına izin verilemeyenler) modernleşmenin kaçınılmaz sonuçlarından biri, modernitenin ayrılmaz bir parçasıdır. Düzen kuruculuğun ve ekonomik ilerlemenin kaçınılmaz bir yan etkisidir. İnsanın tükettiği şeyler sadece gösterişli binalardan, AVM’lerden, paradan, elektronik eşyalardan v.s ibaret değildir. Aslında insan farkında olmadan modernitenin kendisini de tüketmesine izin vererek kendini ıskartaya çıkartacak hale getirmiştir. Nasıl mı? Şöyle bir düşünelim, gerçekten insan sadece maddi değeri olan unsurlar mı tüketir yoksa ona ait olan zaman, zevkler, duygular, planlar bu tüketim çılgınlığına dâhil midir?

Üretimin sınırlı fakat insan ihtiyacının sınırsız olduğu tüketim toplumunda insanlar her zaman bir şeylere ihtiyaç duyar. İnsanın ihtiyacı olmayan ihtiyaçlarının daha düzgün bir ifadeyle sınırsız zevk ve arzularının peşinden koşmayı ertelemesi günümüz tüketim toplumuna göre acizlik göstergesidir. Bauman yine aynı kitabında “atık insan” için“Zevk peşinde koşarken “geleceği düşünmeme” hastalığının tedavisi geleceği daha az düşünmektir” der. Bauman Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır adlı bir başka kitabında “Alışveriş yapmamak, güncellenmiş versiyonlara sahip olmayan kusurlu tüketiciler için, değersizliğin ve işe yaramazlığın bir işaretidir; yaşanmamış bir hayatı simgeleyen çirkin ve cerahatli bir lekedir. Sadece zevkten yoksunluğun değil, insan haysiyetinden yoksunluğun da lekesidir. Aslında, hayatın anlamından yoksunluğun lekesidir. Nihayetinde, insanlıktan, kendine ve başkalarına saygı zemininden yoksunluğun lekesidir.”ifadesini kullanmıştır. Daha somut düşünmek gerekirse birkaç örnek verebiliriz; Büyük mağazaların veya AVM’lerin yapmış olduğu kısa süreli fakat tüketicinin ilgisini çekecek derecede (çok büyük olmasa bile indirim kelimesi zaten tüketicide bir alma isteği uyandıracaktır) “dev” %40 -%50’lik indirimler tüketiciyi sabahın 10’ununda mağaza kapısında ya da AVM önünde sıraya dizecek ve belki de orada 2-3 saat öylece bekleyecektir. Ya da günümüz dünyasında oldukça popüler olan ve rahatlık açısından insanı oldukça tatmin eden online alışveriş sitelerinde tüketici farkında dahi olmadan 4-5 saat aralıksız zaman geçirecek fakat bu tüketici için hiçbir sorun teşkil etmeyecektir. Çünkü “daha az” ödeyerek daha çok ürüne sahip olacak olması onun önceliğidir. Orada harcadığı zamanın harcadığı paradan “daha çok” olması onu ilgilendirmeyecek hatta indirimlerden yararlandığı ve bunu ertelemediği için toplum tarafından “aciz” görülmeyecektir. İşte tüketim toplumunun kurucularından olan kapitalizm, böylece insanı üretim aracından tüketim aracına dönüştürmüş, insanın en özel mülkiyeti olan zamanı bile kullanamaz hale getirmiş, insanın en çok tükettiği şey olan zaman giderek bir nesneye dönüşmüştür.

Tüketilen unsur sadece zaman değildir. Kültürün artık kalıcı olarak üretilemediği günümüz dünyasında belli zamanlarda ortaya çıkan ve vadesi dolunca yok olmaya yüz tutmuş “popüler kültür” kavramı tüketim toplumunda büyük söz hakkına sahip olmakla birlikte insanın tüketmesi için başka unsurları da ortaya çıkarmıştır. Bunlar  “karakter arayışı,” “güzellik algısı,” “insan ilişkileri”dir.

Tüketim insanda doyumsuzluk yaratır ve bu doyumsuzluktan doğan kişinin kendini özel hissetme isteği oldukça yoğun biçimde tüketiciyi ele geçirmiştir. Bu kendini özel hissetme ihtiyacı/isteği, kişide karakter arayışına yol açar. Bundan olacaktır ki reklam firmaları direk kişiye yönelik “senin tarzın, senin saçların, senin kremin, senin dünyan, senin araban, senin ışıltın” v.s sloganlar kullanarak ürünleri pazarlar.  Sadece bu sloganla pazarlanan ürünler değil, her ay kapaklara farklı resimlerin basıldığı birçok dergide insanda “kendini özel hissetme isteği” uyandırır. İnsan bu dergilerin ve yahut reklamlarda pazarlanan ürünlerin (başkası için de yapıldığını bildiği halde) sadece kendisi için yapıldığını düşünerek satın alır. Diğer bir unsur olan “güzellik algısı da” bu şekilde ilerler. Her birey için spesifik olan güzellik algısı günümüz dünyasında tek tip bir modele dönüştürülmüş ve insanı buna uymaya zorunlu hale getirmiştir. Bakıldığında “moda” her bireyi birbirinden farklı olduğunu düşündürten fakat hemen hemen birbirinin aynısı bireyler yaratan bir kavramdır. İnsanın buradaki amacı her ne kadar kendini özel hissetme, diğerlerinden farklı kılma amacı gibi görünse de aslında asıl amaç diğer insanlardan geri kalmamak, en önemlisi de buna kendini zorunlu hissetmesidir. Böylece çevremizden geri kalmamak amacıyla yaptığımız tüketimin artık fiziksel ihtiyaçlardan değil psikolojik ihtiyaçlardan dolayı olduğu ortaya çıkıyor. Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu adlı kitabında bu durumdan şöyle bahseder; “Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayrıt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür ve insan ilişkileri yerini maddelerle ilişkiye bırakır.” İşte insan toplumda statü elde edebilmek, saygınlık kazanmak, en iyisine ve en özeline sahip olmak için tüketim çılgınlığına düşer ve psikolojik yoksullaşma yaşar. Bu psikolojik yoksullaşmayı biraz daha açmamız gerekirse şöyle açıklayabiliriz; İnsanın sahip olmak istediği saygınlık ve statü aslında insanda topluma karşı bir güvensizlik ve toplum tarafından benimsenme ihtiyacını doğurur. Bu benimsenme ihtiyacı da güvensizliğin doğurdu bir olgudur. Şöyle ki insan kendini olduğu gibi topluma kabul ettiremeyeceği düşüncesi içerisine girerek bir statü ve saygınlık kazanmak ister. Bu isteme durumuna bağlı olarak kişide topluma karşı güvensizlik ve benimsenme isteği durumu meydana gelir. İşte insan tam da bu noktada tüketim çılgınlığının içine sürüklenir ve yavaş yavaş harcanmış insan durumuna gelir.

Bakıldığında artık hepimiz bir tüketiciyiz ve tüketmek bizim hakkımız ve görevimiz. Tükettiğimiz şeylerin maddi olmasına gerek yoktur çünkü insan görüldüğü üzere maddi olmayan unsurları da çok rahat tüketebilir duruma gelmiştir. Tüketici piyasaların tüketime açtığı ve başarılı olduğu en son alan bu dur; İnsanın kendisi ve sahip olduğu duygular. İşte bu tüketim unsurları ve tüketim alanı tüketicileri “atık insan” haline dönüştürerek tüketimin sadece insan hayatının değil insanın kendisinin de ıskartaya çıkmasına izin vermiştir.

 

KAYNAKÇA

Zygmunt Bauman / Iskarta Hayatlar; sf, 30,45

Zygmunt Bauman / Azınlığın Zenginliği Hepimizi Çıkarına mıdır, sf,51

Jean Baudrillard / Tüketim Toplumu sf,60

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin