Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



“Yürümek, dönüp arkaya bakmamak…”

Sevgi Soysal’ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türk insanının özelde ise kadının sesini duyurmayı amaçlayan roman, toplumsal cinsiyet ve cinsellik izlekleri bağlamında “bireyi” merkeze almıştır.

“Yürümek” romanı yayımlandığında romanla ilgili müstehcenlik iddiaları gündeme
gelir. Roman şikayet üzerine müstehcen bulunur, konu yargıya intikal eder. Hatta roman
TBMM’de bir komisyon kurularak uzun süre tartışılır(Öymen, 1976:9). Bilirkişi heyeti roman hakkında bir sıkıntı olmadığına karar verir, dava düşer.

Roman, Ela ile Mehmet’in hayata bakış açılarını doğrusal bir zamanda anlatmıştır. Doğrusal zaman Ela ile Mehmet’in hayatlarından alınmış farklı bölümlerle oluşturulmuştur.Hayatın farklı karelerinden oluşturulmuş bir panorama çizer bize Sevgi Soysal.

Romanın ana kahramanları Ela ile Mehmet’in toplumun değer sistemlerine, geleneklere, baskılara bakış açısı aynıdır. Birbirinden habersiz ruh dünyalarının ikizi olan bu iki kahraman, dünyayla yaralıdırlar. Ruh dünyalarında kabuk tutmayan yaralar olan Ela ile Mehmet, adı konulmamış sınıfsal farklılıkların bireyi sarıp sarmalayan soğuk yüzüyle karşı karşıya kalmışlardır.Soysal, Ela ile Mehmet’i toplumu sorgulayan iki kahraman olarak kurgulamıştır.

Ela, kadın duyarlığı ve kadının sesini duyurması noktasında önemli bir işlev görür. Ela; evliliği, balayını, bakireliği sorgulayarak ataerkil kapitalist düzenin kadın üzerindeki hegemonyasını kırmak ister.Ela, Hakkı ile evlendikten sonra kadına biçilen kumaşı giymek istemez. Evlendikten sonra geleneksel kuralların kadını dar bir alana hapsettiğini düşünen Ela, kadın bilincinin farkındalığını gözler önüne serer. Evlendikten sonra ritüel haline dönüşen tatil ya da balayı, Ela’nın bilincinde kabul görmez ancak toplum ona zorla kabul ettirir. Kadının bu sürecini şöyle tanımlar: “Nikah- Hilton- yatak.” Evliliğin bir dayatmalar dizgesi olduğunu düşünen Ela, birlikte yaşamanın kadını sınırlayacağını düşünür. “Artık hep birlikte yaşamak, artık hep birlikte yaşamak zorunda olmak.” (Soysal, 2017: 84)

Ela, kadını “kuluçka makinesi” olarak gören ve doğumu kutsallaştıran ataerkil kuralları da benimsemez. Doğumu “batan bir geminin, devrilen bir trenin çığlıkları” na benzeten Ela,  doğumdan sonraki bayağılıkları istemez. “Çiçekler, ilk nazarlıklar, ilk geçmiş olsunlar, hayırlısılar, bağışlasınlar, armağanlar” bu bayağılıklarından bazılarıdır ve her Türk kadını bu bayağılıkları yaşamak zorunda bırakılmıştır.

Romanın diğer kahramanı Memet, cinsellik konusunun erkek üzerindeki baskısını imleyen bir  kahramandır. Memet, Ela kadar sesini duyuramayan bir karakteri temsil eder. Memet, ailenin sıkı denetimi altında büyüyen içe kapanık, çevresiyle iletişim
kuramayan, dar kalıplar içinde yarayan bir gençtir. Memet, ilkokul ve daha sonraki yatılı okul
yıllarında da kendine olan güveni bir türlü kazanamaz. Onun takıntılarından biri de cinselliktir.
Kendini arkadaşlarına kanıtlamak için cinsellikle ilgili abartılı hikâyeler anlatır. (Yüce, 2008: 491)

Sevgi Soysal, Memet karakteri üzerinden erkek üzerindeki toplum baskısına da değinir. Memet’in tramwayda görüp takip ettiği kızın peşinden gitmesi ve kitapçıda kızın baskısından Playboy dergisini satın alamaması buna örnektir.Tanımadığı bir kız yüzünden dergiyi satın almaktan utanması ve bunu iç sesiyle sorgulaması, Memet’in değer yargılarını sorgulamasına neden olur.” Ulan ne olmuş karın mı? Sevgilin mi ? Niçin bakamazmışsın tanımadığın kızın yanında Playboy dergisine? (Soysal, 2017: 96) Memet, bu sorgulamayı yapar ancak dergiyi pardösüsünün içine saklayarak ikilemler çizer.

Ela ile Memet, Ankara Yenişehir postanesinde tanışır ve birlikte yaşamaya başlarlar. Hayatlarını tekdüzelikten kurtarmanın derdinde olan bu iki genç, birlikte daha iyisini yapmanın peşine düşerler. Paylaşılacak yüklerini birlikte kaldırmayı denerler. Bir yandan da birbirlerini eski sevgilileriyle kıyaslarlar.Kadın veya erkeğin eşya alır gibi görülmesini zihinlerinde sorgularlar. Mutluluğun  bu şekilde elde edilemeyeceğini düşünürler.“Mutluluğu her şeyden soyutlamak, bir an için de olsa yalnızca mutlu olmak, niçin mümkün olmasın?” (Soysal, 2017: 135) diyerek gerçek sevginin peşine düşerler.Birlikte hayaller kurmaya başlarlar ve düşlerinin gerçekleşeceğine inanırlar:

“Olmayacak şeylere inanmak, olabileceklere inanmak için gerekli gücün başlangıcı olamaz mı ?”…

Kaynakça:

Soysal, Sevgi. (2017) Yürümek. İletişim Yayınları: İstanbul.

Öymen, Altan (1976). Sevgi Soysal. Cumhuriyet. (6 Aralık 1976). 1-9.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin