Toplumsal Bir Özne Olarak Böceklik Hali
Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Modern devlet geleneğinin, eşitlik, özgürlük, demokrasi, kendi kaderini tayin etme ve refah idealleri üzerine inşa edildiği söylenir. Tarih, bu ideallere ulaşma mücadelesiyle doludur.  Savaşlar, krizler, göçler, soykırımlar… Peki,  geçmişten bu güne bakıldığında, miras alınan bu ideallerin yansımaları, bireyi hangi veçhelerde tanımlamayı salık veriyor olabilir? Weberyen terminoloji üzerinden bir tanımlama yapmak gerekirse, bu minvalde onun “ideal tip” kavramsallaştırmasını bir açıklama argümanı olarak işe koşabiliriz. Zira ideal tipler, gerçek dünyadaki herhangi bir durumun bir ideal tiple kıyaslanarak anlaşılabilmesi yüzünden son derece önemlidir. Bu yolla, ideal tipler, sabit referans noktaları hizmeti görürler.[1]  İşte bu noktada modernite şemsiyesi altındaki öznenin “sabit referans noktalarına” – özne – nesne ikiliğini bir iktidar ilişkiselliği çerçevesiyle – yakından bakılabilir.

Özne – nesne ilişkiselliğini daha net bir biçimde ortaya koymak ve yazının oturduğu temel güzergâhı anlamlandırmak açısından Foucault’nun biyo-politika kavramına yapılacak atıf, olay örgüsünü daha net bir biçimde ortaya koyacaktır. Kavram, modern devlet sürecinde örgütlü iktidar yapılarının özneyi çeperinde nasıl inşa ettiğine odaklanmaktadır.

Bir girişim, örgütleme pratiği bağlamında düşünecek olursak biyo-politika girişimi, yaşama egemen olan güçler girişimidir. Bu aşamada on sekizinci yüzyıldan itibaren ortaya çıkan polis, cezalandırma kuruluşu, psikiyatri, sağlık kuruluşu vd. gibi yeni bilgi/iktidar biçimlerinin etkileri de sürece dâhil edilmiştir[2] Kuşkusuz tüm örgütlenme biçimleri altında geliştirdiği bu stratejik hamlenin amacı özneyi (toplumsal mutabakata girsin ya da girmesin) tanıma mücadelesidir. Daha doğru ifade etmek gerekirse tanıma, tasnifleme ve nüfuz etme… Dahası bu tanıma formu yalnızca bir yönetme formu da değildir. Aynı zamanda – bedenle, Goffman’ın sembolik iktidar ilişkileri içinde tanımladığı şekliyle[3] – yaşam ve ölüm arasındaki bağı da kurar. Biyo-politika yaşamın ve ölümün siyasi ve ahlaki boyutta kullanılmasıyla, beden kendisini politik bir arena olarak görünür kılar. Bu nedenle beden için, salt biyolojik bir alan olmadığı aynı zamanda hakim iktidar örüntüleri altında tanımlanan bir mücadele alanı olduğu söylenebilir. Foucault’daki biyo-politika mücadelesi kısaca bu minvalde tanımlanabilir.

Foucault’nun biyo-politik analiziyle birlikte düşünüldüğünde, iktidarın üzerinde kurulduğu modernizmin gerektirdiği koşullar, yoruma açık, tartışılabilir değil, katı, değişmez ve nesnel koşullara dayanmaktadır. Dahası, dönem itibariyle her şeyin – insan bedeni dahil – bir standardı olduğu ve standartlar üzerinden tanımlanmayan hiçbir şeyin var olamayacağı bir döneme girilmiştir. Standardizasyonun köklü bir biçimde ilke edilmesiyle beraber, artık tanımlar da değişmiş, sınıflandırmalar ve formlar belirli çerçevelerle ele alınmıştır.[4] Bu çerçevenin sınırları hakim iktidar yapılanması içinde anlam kazanmakta, çerçeve dışında kalanlar ise insani tüm kazanımlardan, haklardan mahrum bırakılmaktaydı. Bu noktada, metnin temel derdi olan ve çerçeve dışında kalanlar için “böcek” metaforunu kullanmayı tercih edeceğim.

Neden böcek metaforu? Bu konuyu açıklamadan önce konuya dair öneri niteliğinde bir hatırlatma yapmak yerinde olacaktır. Bir sosyal bilim etkinliği olarak düşünüldüğünde organizasyon şeması açısından böcekler de tıpkı insanlar gibi belirli bir grup içerisinde yer alır ve gruptaki pozisyonu bu minvalde anlam kazanır. Böcek – İnsan ilişkisinin benzeşimi özelinde yine de toplumsal fail ile grup içindeki böcek arasında önemli farklılıklar da bulunmaktadır. Mead’in de ilgili konuya dikkat çektiği ve kitabında böcek – insan ilişkisini, temel farkları ve zıtlıklara da yer verecek biçimde, irdelediği eserinde[5] konu detaylıca işlenmiştir.

Ancak yukarıdaki metafor sorusunun cevabını bu minvalde vermek oldukça zor. Her ne kadar toplumsal anlamı üzerinden bir tanım getirmeye çalışsak da, öznelerin böcek metaforu bilişsel (kognitif) algı biçimlerindeki böcekten (Tiksinti duyulan, görüldüğü yerde ezilen, aynı ortamda bulunulmak istenmeyen) farklı bir nitelik barındırmıyor. Dolayısıyla böcek metaforlaştırmasıyla atıf, modernitenin değerleri üzerinden şekillenen iktidar yapılanmasının hedefe aldığı özneye atıfta bulunulmaktadır.

Bu atıfla böcekleşme eğilimi, tarihsel sekanslar içerisinde iktidarın (politik, ekonomik, kültürel ve sembolik) tanımları dışında kendine yer edinme gayreti içerisinde olan bireyler ya da gruplar olarak tanımlanabilir. Bu noktada böcekleşme eğiliminin bilinçli bir eylem ve benlik arayış mücadelesi olarak tanımlamak yerinde olacaktır. Zira böcekleşme, ancak bu noktada bir vargı noktası, yani iktidar için tehlike haline gelebilmektedir. Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nün “oyun metaforu” üzerinden düşünülürse, toplumsal uzay içerisinde (tüm iktidar örüntüleri içerisinde) hali hazırda bulunan ve sorgusuz sualsiz kabul edilen gerçeğe (doxa) ayak uydurma ya da uydurmama mücadelesinde böcekliğin, kendi varlığını sürdürme arayışında egemen kabullerinin zedelenmesi olarak düşünülebiliriz.

Peki, modernizmin örüntüsü içerisinde pozisyon edinemeyen bireyin böcekleşmesini nasıl anlamlandırmalıyız?

Tıpkı, Dönüşüm’deki Gregor Samsa’nın bir sabah yatağında böcek olarak uyanması gibi. Yine bu durumu gündelik yaşam pratiklerine yabancılaşmış ve sistem tarafından alıkonmuş bir benliğe sahip Samsa’nın artık toplumsal bir özne olma zorunluluğunu aşması durumunda ona yönelen dışlanmışlığı ve iğrenmeyi gözler önüne seren Kafka’nın romanında rahatlıkla görebiliriz.

Ruanda’da iç savaş sırasında Hutular tarafından acımasızca katledilen Tutsilere, devlet televizyonları ve radyolarında onlardan “hamam böcekleri” olarak bahsedilmeleri gibi. Ya da dünya tarihi boyunca insanlığın deneyimlediği en büyük dramlardan biri olan Nazi Almanya’sındaki Auschwitz’te, zararlı böceklerin imhası için kullanılan Zyklon B kristallerinin gaz odalarında yüz binlerce insanı öldürmesi gibi.

Böcekleşme eğilimi, aynı zamanda hâkim ideoloji altında bir zayıflık imgesidir. Dolayısıyla da her zayıfın bir gün böcekleşme potansiyeline karşı, iktidar erkleri her zaman teyakkuz halindedir. Teyakkuz hali doğrudan meşrulaştırılmış bir şiddet pratiği olabilir. Olası bir böcekleşme eğiliminin bertarafı şiddet repertuarlarının gelişmişliğiyle, nispeten daha hızlı ve kolay bir çözüm olacaktır. Ancak iktidar rejimi açısından daha zor olanı, böcekleşme eğilimine karşı geliştirilen kamuoyundaki yansımaların kolayca bertaraf edilememesidir. Zira böcekleşen özne tek başına bir beden olduğu gibi aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk alanının da öznesi konumundadır. Dolayısıyla onun böcekliğinin getirdiği dışlanmışlık durumu ve zayıflığı –ya da mütevazılığı– diğer paydaşlar üzerinde etik dürtüleri doğurmakta ve ahlaki sorgulamalara neden olmaktadır. Bu sebeple iktidar rejimi böcekleşme sürecini, toplumsal bir reflekse dönüştürecek kabuller üzerinden dizayn etmek ve meşruiyeti elinde tutmak ister.

Konuyu, iktidarın bedenlerine nüfuz etme eğilimine karşı, var olma yolunda mücadele veren (standartlaştırmaya ve herkes gibi olmaya direnen)  böceğin, yok edilmesi gerektiğini salık veren yaygın bir görüşü hatırlatarak bitirmek yerinde olacaktır. Fransız yazar Jonathon Littell’ın, İngilizceye çevrilmiş kitabında tespit ettiği, “Zayıflar güçlüler için birer tehdittir ve onları acımasızca öldüren şiddete ve cinayete yol açarlar”[6] tespitinin, gelecekte işlemediği bir toplumsal uzamda yaşayabilme dileği ile…

Kaynakça

[1] Giddens, Anthony (2012), Sosyoloji, Kırmızı Yayınları. İstanbul  s.53.

[2] Revel, Judith (2012) ( Kimlik, Doğa, Yaşam Üç Biyopolitika Yapıbozumu), Yapı Kredi Yayınlarıİstanbul . Cogito, Michel Foucault Sayısı, sayı: 70-71, s.17.

[3] Goffman’da bu tanımlama ilişkileri bir etiketleme (stigma) pratiğiyle yapılır. Bedensel morfoloji üzerinden (sakatlık, delilik vb.) tanıma biçimleri, sosyal etkileşim üzerinden (hırsızlık, teröristlik, vb.)  tanımlanma biçimleri, toplumsal ve sınıfsal tabakalaşma ( etnisite, grup, statü vb.) üzerinden tanımlama biçimleri… (Goffman, Erving (2014), Damga – Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar, Heretik Yayınları . Ankara. s. 33)

[4] Gok, Yener (2019), Çoğulculuğun Zenginliğinde Tekçil Yoksunluğun Hegemonik Zaferi: ‘Tek’lik Hâli ve Ötekinin Pozisyonu, Psikoloji ve Toplum Dergisi – İzmir – Sayı: 6 s.3

[5] Mead ,George Herbert, (2017) Zihin, Benlik ve Toplum, Heretik Yayınları, Ankara s. 243

[6] Littell, Jonathon (2009),  The Kindly Ones (İng. Çev. Charlotte Mandell), London Pres., Chatto & Windus s.390

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin