Yazar Jay Parini’nin ölümsüzleştirdiği The Last Station(Aşkın Son Mevsimi) kitabı filme uyarlandı(2009). Bir yaz gecesi, İmparatorlar kulübü gibi filmlerin altına imzasını atan Michael Hoffman’ın yine kendi tarzını koruduğu bir başka film olan The Last Station, seyirciye bolca insan ilişkilerini sorgulatan ve bir o kadar da hüzünlendiren 90 dakika sunuyor.

İki elin parmağından daha fazla ödülün sahibi olan oyuncu Christopher Plummer’ın Tolstoy’u canlandırdığı film, dünyaca ünlü yazarın son yıllarına ışık tutuyor. Filmin giriş kısmında, izleyiciye sonuna dair ipuçları veren filmde, aksiyona yönelik sahnelerden çok duygusal ve durağan sahneler göze çarpıyor. Gelişme ve sonuç kısımlarında durağanlığından bir şey kaybetmeyen bu başyapıtta, duygusal sahnelerin ardı ardına gelmesiyle izleyiciyi psikolojik bir gerilime sürüklemesi kaçınılmaz oluyor.

Aynı zamanda biyografi niteliği taşıyan film, bu yönüyle gerçek zamanla birebir örtüşüyor. Anne Karenina ve Savaş ve Barış gibi kitapların tüm dünyada ses getirmesiyle 19. Yüzyılın başlarında, belki de tüm zamanların en iyi yazarı olarak kabul edilen Tolstoy’un, karısı Sofya Andreyevha, dostu Vladimir Chertkov ve yardımcısı Valentin Bulgakov ile aralarındaki ilişkiyi gözler önüne seriyor.

İçeriğe biraz değinecek olursak; Tolstoy, özel mülkiyeti reddederek pasif direnişi savunan, sosyal adalet için kendisini adayan biridir. Kendisi bir konttur ve bunun getirdiği ayrıcalıklara sahiptir. Çok yakın dostu Vladimir Chertkov, koyu bir Tolstoyan olduğundan yazarın fikirlerinin hayata geçirilmesi için canla başla çalışır. Öte yandan karısı Sofya Andreyevha, Chertkov’un bir dolandırıcıdan başka biri olmadığını, Tolstoy’un ismini kullanarak tarihte yer edinmek isteyen vasıfsız, sığ bir adam olduğu kanaatindedir. Kendi mülkünü hayal ettiği ideal yaşam alanlarından biri haline getirmeye çalışan Tolstoy’un arazisinde daha sonra son sekreteri Valentin Bulgakov, hayatının aşkı Masha ile tanışacak ve mütevazı bir aşk hayatının içine düşecektir.

Oyuncu kadrosuna baktığımızda bu günlerde Glass filmiyle adından çokça söz ettiren James McAvoy(Bulgakov), yine ödüllerini saymakla bitiremeyeceğimiz Helen Mirren(Sofya), usta oyuncu Paul Giamatti(Chertkov) ve başrol Christopher Plummer yer alıyor.

Film, ele aldığı konuları yüzeysellikle ortaya koysa da ince detaylar vermeyi de ihmal etmiyor. Zira ünlü yazarın el yazısını sadece karısının okuyabildiğini filmi izleyen herkesin artık biliyor oluşu, entelektüel sohbetler için gayet derin bir malzeme olarak kabul edilebilir. Akılda kalıcı, duyulduğunda unutulmak istemeyen cümlelerin sarf edildiği filmde çok fazla not edilmesi gereken alıntı var. Bunlardan birini paylaşacak olursak eğer benim seçimim şu olurdu; “senin gençliğin ve mutluluğa olan arzun bana insafsızca yaşımı ve mutluluğun benim için imkânsızlığını hatırlatıyor”. Hakkında uzun uzadıya konuşulabilecek ve yazılabilecek bu filmi başlangıç cümlesiyle bitiriyor ve izlemeyi düşünen herkese iyi seyirler diliyorum.

“Bildiğim her şey… Yalnızca sevdiğim için.” (Savaş ve Barış)

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin