Amerikalı yazar Harper Lee’nin 1956 yılında yazmaya başladığı otobiyografik öyküler, zaman içerisinde tek bir esere dönüşmesi ile “Bülbülü Öldürmek” adını aldı. 1960 yılında yayımlanan kitap, okurların büyük beğenisini topladı. Bir yıl sonra bu eser Harper Lee’ye, edebiyat alanında verilen ve en prestijli ödül olarak kabul edilen Pulitzer ödülünü kazandırdı. Aynı zamanda yazar, 2007’de hayatta iken Amerika Birleşik Devletleri’nin en yüksek sivil ödülü olan Başkanlık Özgürlük Madalyasına layık  görüldü. Harper Lee’nin Amerikan klasiklerine giren “Bülbülü Öldürmek” adlı kitabını ölümsüzleştirmek amacıyla eser, yönetmen Robert Patrick Mulligan tarafından 1962 yılında filme alındı. Aynı adla sinemaya uyarlanan filmin yapımcılığını ise ikinci kez ortak yapım için yönetmenle bir araya gelen Alan J. Pakula üstlendi. Filmde Atticus Finch karakterini canlandıran Gregory Peck bu rolü ile 1963 yılında En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandı.

Filmde iki çocuk babası avukat Atticus Finch’in, yaşadığı kasabada, tecavüz olayı iddiasıyla suçlanan siyahi bir genci savunma görevini üstlenmesi ve kasaba halkının tepkilerine karşı direnişi konu ediliyor. 1930’lu yıllarda gerçekleşen hikayede Büyük Buhran’ın kasaba halkı üzerindeki etkisi ve siyahi insanların ırkçılığa maruz kalmasının neticesinde yaşananlar gösteriliyor.

Yazının devamı spoiler içermektedir.

Finch ailesinin 1930’lu yılların bir yaz ayında yaşamış olduğu o olaya ve kasaba halkının da yakından ilgilendiği dava duruşmasının hikayesine geçmeden önce filmde Atticus Finch, çocukları Scout ve Jem’in hayatının kısa bir bölümüne tanıklık ediyoruz. Yaşadıkları kasabaya yaz tatili için gelen oyun arkadaşları Dill ile birlikte Jem ve Scout’ın maceralarını, çocuk gözüyle olaylara bakışlarını, o zamanlar henüz altı yaşında olan Scout Finch’in anlatımıyla izleyicisine sunuyor film. Büyük Buhran’ın en çok etkilediği sınıf olan çiftçilerin tek dertleri geçim sıkıntısı iken saf beklentilerle basit bir hayat yaşayan küçük çocukların ise tek dertleri evlerinin yakınındaki bir evde ailesiyle birlikte yaşayan ve hakkında çeşitli efsaneler uydurdukları komşularını görebilmek oluyor. Bir gün Atticus Finch’in siyahi gencin yargılandığı davada savunma avukatlığı görevini kabul etmesiyle birlikte çocuklar da hayatlarında bugüne kadar sorun olarak görmedikleri şeylerle yüzleşme ve yaşadıklarından ders çıkarabilme fırsatını elde etmiş oluyor. O yıllarda sınıf ayrımı ve ırkçılık had safhadayken, beyaz bir kadına tecavüz ettiği iddiasıyla yargılanan siyahi adamın kaderini öfkeli kasaba halkının ellerine bırakmamak ve adaleti sağlamak için büyük bir çaba sarf ediyor Atticus Finch.

“Bir insanı anlamanın en iyi yolu kendini onun yerine koyup onun ayakkabılarıyla dolaşmaktır.” Atticus kızı Scout’a insanları gerçekten anlayabilmek için tek yapması gereken şeyin bu olduğunu söylüyor. Yönetmen de senaryosunda, seyircinin karakterle empati kurması ve onu yakından tanıyabilmesi adına Atticus karakterinin davadan önce yaşadığı bir çok olaydaki davranış biçimlerine filminde uzunca bir yer vererek anlatılmak istenen ile güzel bir bütünlük oluşturmuş. Atticus’un her bir karar aşamasında vicdanıyla hareket ettiğini ve olaylara sakil yaklaşmak yerine empati kurarak bazı yaklaşımlar sergilediğini görüyoruz.

“İstediğin kadar saksağana vur vurabilirsen ama unutma bülbülü öldürmek günahtır.” Duruşma sahnesinden önce bir sahnede Atticus, eskiden babası ile birlikte avlandığını ve babasının kendisine alakargaları öldür fakat bülbüle asla dokunma dediğini anlatıyor çocuklarına. Çünkü bülbül ötmek dışında bir şey yapmaz. Kimseye zararı olmayan bir hayvandır. Kısacası filmde, bülbül masumiyetin bir sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Altı yaşındaki Scout Finch’in anlatımıyla filmdeki olayları görmemizin altında yatan sebeplerden biri de aslında yaşanılan dünyanın daha masum gözlerle görmeye çalışılmasının istenmesi. Filmde çocuklar haricindeki masumlardan biri de suçsuz yere yargılanan siyahi adam oluyor. Atticus mahkemede adamın masum olduğunu kanıtlamak için yeterli delilini gösterse bile jürinin olumsuz kararıyla idama mahkumiyet kararı veriliyor. Duruşmanın en dikkat çekici sahnesi ise sanığın mağdur kadın hakkındaki düşüncelerini anlatması ve ona acıdığını söylemesiydi. Bir siyahi ne hakla beyaz bir kadına acıyabilir?

“Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır.” Atticus ırkçılık yapan öfkeli kasaba halkına karşı masum olduğu birini kurtarmak için tek başına etten duvar örerek elinden gelen çabayı gösterse de nihayetinde başarısız oluyor. Onurlu bir adam olarak yaşamını sürdürmeye çalışan Atticus’un bir siyahiyi savunması yüzünden en büyük düşmanı, olayın asıl suçlu kişisi ve aynı zamanda mağdur kadının da babası oluyor. Onu cezalandırmak için hiçbir şeyden sorumlu olmayan çocuklarını kendine hedef olarak seçiyor. Çocuklar o zamana kadar yüzünü bile görmedikleri genç komşularının sayesinde hayatta kalmayı başarıyor. Genç komşuları onları korumak için adamı öldürmüş olsa da bu olayın Atticus ve kasabanın şerifi arasında sır olarak kalması ve asla masum bir adamın büyük kötülüklere sebep olmuş birisini öldürmesi yüzünden cezalandırılmaması gerektiği konusunda bir karar veriliyor filmin sonlarında. Sonuçta masum birini cezalandırmak bülbülü öldürmek olmaz mı? diyerek bitiriyoruz sözlerimizi.

Dipnot: (*) Harper Lee, filme konu olan eseri Bülbülü Öldürmek’ten önce yazdığı ve hikayenin birkaç yıl sonrasını anlattığı “Tespih Ağacının Gölgesinde” adlı kitabını tam elli beş sene sonra yayımlatmaya karar vermiş.

(*) Kitapta ve filmde geçen “Dill” karakteri Harper Lee ‘nin çocukluk arkadaşı olan yazar Truman Capote’den esinlenmesiyle oluşturulmuş.

(*) Finch(ing) kelimesi ispinoz kuşu anlamına geliyor. Bu kuşların özelliği kavgacı olmaları Finch ailesinin de her biri bu karakterde aslında.

(*) Filmdeki Boo karakterinin bülbül metaforundan yola çıkarak masum olduğu imasında bulunmak için çocuklara yaptığı hediyeyi bir ağaç kovuğuna koyulması fikri düşünülmüş.

(*) 1962 yılında En İyi Film Oscar’ına aday olmasına rağmen o yıl ödülün sahibi müzikal türde bir film olan “Batı Yakasının Hikayesi” olmuş.

(*) Robert Patrick Mulligan(yönetmen) ve Alan J. Pakula(yapımcı) ikinci kez bir araya geldikleri bu yapımdan önceki ilk filmi ise biyografik drama olan  “Fear Strikes Out”.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin