“The Green Mile” Filminin İncelemesi

Yönetmenliği Frank Darabont’un üstlendiği dram kategorisinde baş sıralarda yer alan Yeşil Yol filmi iyilerin masumiyetinin ve saflığının gözler önüne serildiğini, kötü insanların içindeki vahşi duyguların ve acımasızlığın masumiyeti idama götürecek hayatlar yaşattığını söylüyor bizlere.

Filmde cüssesi ile dikkat çeken ve korkutucu olan John Coffey, iki kız çocuğunu tecavüz edip öldürmekle suçlanmış ve idam cezasına mahkum edilmiştir. İnsanları iyileştirebilen doğaüstü güçlere sahip olan bunu dokunsal gerçekleştirebilen ve iyileştirdiği vakit hastalığı ağzından doğru çıkartan bu adam, haksız yere suçlanmasına rağmen filmde oldukça göze batan bir “kader” vurgusuyla idama doğru yürüyen iyiliğin temsili bir peygamber tasviridir. Böyle kanalize etmemin sebebi ise, oldukça kusursuz bir adam olan John Coffey’nin herkesin hissettiği acıyı yüreğinde yaşayan bir adam olmasından, herkesin iyiliği için yaşayan ve bununla sürekli sınanan ve ona rağmen yardım etmekten vazgeçmeyen bir insan olarak tasvir edilmesinden onun bu özelliklere rağmen ölümsüz olmadığını ve kaderden kaçamayacağının gösterilmek istenmesinden kaynaklıdır. John’un hapishaneye getirilmesi ve gardiyan Paul (Tom Hanks) ile tanışması ile bu korkutucu devin içindeki saf ve arınmışlıkla karşılaşılır. Çamursuz yolların saf sezgiden geçtiğini, kanın ve pisliğin içine batmayan tek gücün sezgi olduğunu John bize gösterir. Göz göze geldiği herkesin hissettiklerini aynen hissetmesi, sevdiği ve bağlandığı yardım etmek istediği herkesin acısını onun çektiği gibi çekmesi bu kadar büyük bir adamın bu kadar yumuşak kalbine çok zor geliyor. “Yorgunum patron, yorgunum..” diyor her seferinde. Hissetmek, en derinden! Eşitlenmek onunla acısının yolunda ve bulanmak onun çamuruyla.. İnsanlar daha empati kurmak için bile çabalayamazken bu hayal edilebilir bir yorgunluk mudur?

Kötü karakterler iki şekilde tasvir edilmiş, biri vahşi ve saf kötülüğün temsili gerçek suçlu diğeri ise sadece süperegodan kaynaklı aslında altında kötülüğün saf hali değil altında statükonun verdiği gücün yattığı bir kötülüğün kurbanı önemli birinin yeğeni olan gardiyan. İnsanın içinde ikisinden de parçalar bulunurken burada uç noktalar gösterilmiş. Saf kötülüğün ve dünyanın bizi konumlandırdığı yerde imkan dahilindeki kötülüğün iki uç hali. Bunlara baktığımızda biri deli biri hırslı, biri herkese karşı kötülük peşindeyken diğeri sadece kendinden daha aşağı konumda olanların üzerinde ezici bir baskınlık kurma peşinde. Deli olandan yani saf kötülüğü içinde barındırandan her şey beklenirken ve herkese saldırabilirken, gardiyan olan diğeri sadece kendi gücünün yetebileceği ve bulunduğu yerdeki diğerleri tarafından erişilemez statükoyu öne sürmek için kurnazlık peşinde. Gerçek suçlu, oldukça sempatik ve zeki olarak sahnelenmiş. İster istemez onunla olan sahneler komik ve tuhaf. Sadece kötülük yapmak için kötülük yapan, başka hiçbir amacı olmayan, hastalıklı ve deli bir adam olarak vücut bulurken, bu kötülüğün engellenebilir olduğu, çünkü fark edilebilen ve eninde sonunda ortaya çıkabilen bir kötülük olduğu, böyle insanların kontrol edilemez ve ıslah edilemez olduğu düşünülse de engellenebilir olduğu aşikar.(fakat zor!) Statükonun içinde erimiş ve herkese karşı bu silahı kullanan insanların masum insanlara hükmedebilen bir yerdeyken ne derece vahşi ve hırsın kurbanı oldukları da göze batırılmış filmde işte bunların etki alanı çok daha engellenemez nitelikte.. Sonuç olarak bu iki karakter de doğaüstü güçlere sahip biri tarafından cezalandırılıyor. Bu ilk başta iyiliği temsil eden bir adam tarafından yapıldığı için pek etik durmuyor filmde ama o adamı o sıra (doğaüstü güçleri de olduğundan) bir tanrı metaforu olarak düşünürsek kötülüklerin cezasız kalmayacağını ve tanrının buna göz yummayacağını bize anlatıyor olabilir. İkinci bir ihtimal ise bu iyiliğin temsili adamın bu cezayı vermesi aslında hasta olmayı ve ölmeyi beklemeyi hak etmeyen bir kadına bulaşan mikrobun bu kötü insanlara bulaşması ve onları öldürmesi onlara acı çektirmesi gerekirken neden iyi insanlar bu acıların kölesi oluyor şeklinde bir isyan da sahnelenmiş olabilir. İki açıdan bakarak sahneyi tekrar gözden geçirebiliriz.

- Advertisement -

Acımasızlığın bir sınırı var mıdır? Yoksa bu sınır sadece hislerle, yaşananlarla mı oluşur? En önemli sahnelerden biri olan fareli köy sahnesinin bize vermek istediği, masum insanların düşleriyle umutlar oluşturduğu ve onların düşlerini yıkan gerçekleri bilmediklerinden değil belki de sadece o gerçeklerin ötesindeki hayallerin de var olabileceğini düşünmelerinden kaynaklı mutlulukları, mutluluğun ve arınmışlığın en saf tarafıydı. Peki ya bu saflığı yıkan acımasızlığın sebebi nedir? İnsan neden birinin hayallerini yıkarak keyiflenir? İnsan neden başkasının canının yanmasından zevk alır veya tutunduğu tek dalı da keserek yere düşmesini izler? Bu bir insanın içgüdüsel hayvanlığından mı kaynaklanır yoksa çevre, aile, kişisel zevkler vs. gibi durumlar mı onu bu hale getirir? Büyük bir isyan sebebi ve aynı zamanda büyük bir kurtuluş sebebi olan bu sorular neden bu kadar cevapsız kalır böyle olayların ardından?

Suçsuz bir insanın idam emrini vermek, son sözlerini istemek, gözlerinin içine bakarak onun ölümünü izlemek “işte cehennemden şimdi çok korkuyorum…” gibi sözlerin bu gardiyanın ağzından çıkması ve son sahnede John’un öldüğünü görmemiz (bir mucize beklerken), dünyanın hiç adil olmadığı ve olamayacağı adaletin dünyada insanların sınanan tarafı ve laneti olduğunu bize gösteriyor. Terazi hiçbir zaman dengede durmayacak. Adaleti sağlamak isteyenler görünene değil görünenin üzerindeki kabuğu kaldırınca gerçekliğe bakarak görebilecekler adaleti. Kabuklu bir ceviz adalet, kabuğu kırmak öyle herkesin başarabileceği bir şey değilken içinin boş mu dolu mu olduğunu sallayarak anlamaya çalışmak da hiç doğru değil! Bu cevapsız nidalara gözyaşıyla cevap verilir bir sahnede: “Bu dünyada öyle şeyler oluyor ki, Tanrının bunlara nasıl izin verdiğini merak ediyorum.”

Velhasıl, adaletsizliğin göz yumanı iyilerin kötülerle eninde sonunda aynı sandalyeye oturtulması sorgulanır durur filmde. Daha da değinilmesi gereken detaylar olsa da daha fazla uzatıp yormak istemem okuyucuyu ki zaten sözcüklerim ve ihtimallerim hiç yeterli değil bu film için. Film hakkında yapılan klasik incelemeler önyargılı olmamaktan vs. bahsediyor ki bunlar gayet anlaşılabilir noktalar olduğundan tekrar bahsini geçirerek yazıyı uzatmak istemiyorum, bu incelemelere de bir göz gezdirmenizi tavsiye ederim.

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Must Read

Dönemine Damga Vurmuş Beş Usta Sanatçı

Pablo Picasso, Tarsila do Amaral, Salvador Dali, Frida Kahlo ve Remedios Varo'yu kapsayan beş usta sanatçıyı çocukluklarıyla, kariyerleri ve eserleriyle sizlere tanıttık. 1. Pablo Picasso Pablo...