Gece Modu

Ütopya kavramını çoğumuz duymuştur. Kabaca ütopya, insanın kafasında kurduğu hayal ürünü bir mekândır. Bu sonsuz bir orman da olabilir, küçücük bir oda da. Ütopyalar, insanların özgür, mutlu ve rahat yaşama özlemlerinin ürünleridir. Yani boyut fark etmeksizin kafada tasarlanır… Thomas More, Ütopya adlı eserinde ideal bir ülke düzeni yaratır. Ancak bizim köklü şairimiz Tevfik Fikret’in ütopyası çok çok farklıdır.
Servet-i Fünun edebiyatçılarının genel özelliği karamsar olmaları ve memnuniyetsizliktir. Biz bunları lise edebiyat derslerinden bilsek bile çoğumuz incelememiştir. Oysa üstünde durulması gereken önemli bir konudur bu… Çünkü devrin panaromasını güzelce çizer.

Servet-i fünun devri sanatçıları, karamsarlıklarını ve melankolilerini çoğu zaman 2.Abdülhamit’in baskısına ve sansürüne bağlarlar. Bir nevi bu doğru olsa da aslında altında birçok sebep yatar. Bunların başında sanatçıların küçüklüğünden beri batılı bir eğitim alıp, varlık içinde yaşamaları ve Fransız sembolist şairlerini örnek almaları yatabilir.

Ayrıca bu sanatçıların hepsi egzotik ülkelere kaçmak isterler ve orada kendi tabiat görüşlerine uygun şiir yazmak isterler. Yeni Zelanda onların hep gitmek istediği ülke olmuştur.
Fikret: Türk şiirinin karamsar çocuğu… Sis şiirinden itibaren bir bunalım başlatır şiirde. O hep karamsar olsa da ilerleyen yaşlarında bu karamsarlık artacak ve kendini Aşiyan’a kapatacaktır. Peki Fikret’in kafasındaki ütopya nasıldır? Baskıdan, sansürden bunalan Fikret, Yeni Zelanda’da gökyüzünün altında yaşamak ister… Memnun olunmayan yaşam şartlarına bir alternatif sunan ütopyaların ortak özellikleri özgürlük, daha iyi bir hayat, adalet ve mutluluk arayışlarıdır. Fikret’in devrine göre böyle bir ütopya kavramıyla şiirler yazması oldukça normaldir. Çoğu zaman karamsar ve memnuniyetsiz şiirleriyle eleştirilse de Fikret, sağlam bile kalabilmiştir aslında…
Özgürlüğüne düşkün, haksızlık karşısından asla susmayan, Atatürk’ün bile örnek aldığı ve kendisini “Ben fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, bir şairim.” diye tanımlayan Tevfik’in özgürlüklerin kısıtlandığı, gözetimin arttığı kaosa dönen bu ortamda mutlu yaşaması beklenemez. “Yalnız gideceksin doğru bildiğin yolda.” düsturu ile hareket eden şair, karanlık ve sisler içindeki İstanbul’dan kaçmak başka bir ülkede yeni bir hayat kurup özgürce, insan olmanın tadını çıkarmak ister. Durum böyle olunca arkadaşları ile kaçacakları yerin planını, evi, kuralları düzenlemek için kalemine sarılır.

Fikret, yönetime, topluma, kendi çevresine küsmüş, kurtuluş umudunu gelecek nesillere bırakmıştır. Hayalleri gerçekleşmeyince (Dinden uzak durması için Avrupa’ya gönderdiği oğlu da papaz olarak dönünce) kendi ülkesini İstanbul Boğazı’nın hemen kıyısında yeşillikler içinde kurmuştur. İnzivaya çekilir gibi bütün yaşamını Aşiyan ve Robert Koleji’ndeki görevi ile sınırlandırmıştır. Ve sessizce orada yazmaya devam etmiştir büyük usta.
Çünkü bazen yazmaktan başka çare yoktur, sansür etrafını sarmışken, kelimeler yasaklanmışken bile…

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin