Teleandregenos Ütopyasında Evlilik Hayatı

Yazarın Diğer Yazıları

Teleandregenos Ütopyasında Evlilik Hayatı

Yazarı Adam Şenel (kimlik adıyla Alaeddin Şenel) olan, bizim topraklarımızda yazılmış ilk ütopya diye bahsedebileceğimiz Teleandregenos Ütopyasında Evlilik Hayatı, tabiri caizse ‘’kıyıda köşede’’ kalmış...

Vadideki Zambak’tan 25 Alıntı

Fransız edebiyatının yapıtaşı olan Balzac'ın en ünlü aşk romanı Vadideki Zambak, adeta betimlemelerle süslü bir bahçeyi anımsatıyor. Kıyıya vuran dalgaları, dalında açan çiçeği Balzac'ın...

Vadideki Zambak’ın Felix’i Üzerine Bir İnceleme: Eril Zihniyet

Vadideki Zambak, Honoré de Balzac'ın İnsanlık Komedyası'nın "Taşra Yaşamından Sahneler" bölümünde yer alan bir roman. İlk kez 1835 yılında baskısı yapılmış. Eserin ana karakteri Felix'i...

Platon’un Devlet’i | 20 Alıntı

İnsanın ideal düzen arayışı; zaman içinde yazıya geçirilmiş, edebi yapıtlara da yansıtılmıştır. "Ütopya" denildiğinde akla ilk gelen örneklerden biri Platon'un "Devlet" isimli yapıtıdır. Sokrates'in...
Yaren Tunçer
Yaren Tunçer
Sanat ve Sosyal Bilimler

Yazarı Adam Şenel (kimlik adıyla Alaeddin Şenel) olan, bizim topraklarımızda yazılmış ilk ütopya diye bahsedebileceğimiz Teleandregenos Ütopyasında Evlilik Hayatı, tabiri caizse ‘’kıyıda köşede’’ kalmış bir yapıt ne yazık ki.

Adam Şenel, bu yapıtı kaleme aldığı tarihlerde (1967) henüz toplumsal cinsiyet, aile kurumunun ikircikli yapısı, kadının ailede ve ataerkil toplumdaki yeri Türkiye’de üzerine ciltlerce tez yazılacak veya medyada, aktivist pankartlarında yer alacak ölçüde kitlelere hitap etmiyordu. Yirmi beş yaşında yazmış olduğu bu kitabın ilk baskısını yıllar sonra yapabildi.

Bir ütopya olarak başladığımız bu eserde olayların ironik bir hale getirilerek distopyaya evrildiğini görmemiz muhtemel. Yazarın yarattığı bu evrende her şey ürkütücü bir biçimde tanıdık geliyor okuyucuya.

Bireyin çatışmaları önce doğduğu evde, beraber büyümekte olduğu insanlarla başlıyor. Ailenin, çocuğunun kişisel sınırlarını her fırsatta ihlale kalkışması ve onu kendine ait fikirleri ve deneyimleri olan bir birey olarak tahayyül edemeyişinden ileri gelen bir düşmanlık ve zıtlaşma beliriyor. Yazar bu durumu şu cümlelerle özetliyor:

‘’Çocuklar, bir yandan kendilerini örseleyen bir yarışta sürükleyen ana babalarına karşı ilkel ve derin bir düşmanlık duygusuyla doluyorlar, öte yandan onlar olmadan yaşayamayacaklarını sezerek, onların ilgilerine ve sevgilerine gereksinimleri olduğunu kavrayarak, biraz da ana babaların kendilerini bırakacakları korkusuyla, onları deli gibi seviyorlar.’’ (İmge Yayınları, 2003)

Tıpkı bu alıntıda bahsedildiği gibi aile içindeki bu ikili yoğun duygular karmaşıklığa ve bireylerin ilişkide örselenmesine yol açıyor. Bu yolla doğrudan veya dolaylı olarak önce kişilere sirayet eden bu zedelenme daha sonra toplumun tüm kollarına yayılarak eksik veya yaralı bir gelişime neden oluyor.

Metaforların perdesini araladığımızda (kordonlu doğup senelerce bu şekilde yaşayan çocuklar) bireyin çocukluk çağından gelişimine ve hatta daha sonrasına değin bir alıkoyulma halinde yaşadığının ve hiçbir zaman eylemlerinde özgürlüğe ulaşamadığının vurgusu sık sık yapılır. Toplum, Sartre’ın felsefesinde bahsettiği konumdadır eserde. Tıpkı tedavisi olmayan bir hastalık gibi.

- Advertisement -

Sorumlulukların, kabul edilmenin getirisi olmasısının yanı sıra peşine taktığı tükenmek bilmeyen bir suçluluk duygusuyla kişinin dünyasında büyük deformasyonlara sebebiyet verir.

Ataerkil toplumun kadını konumlandırdığı noktada prangalı bir ‘’sevgi’’ söz konusudur. Yazar bu durumu ‘’Erkek Amaç, Dişi Araç’’ başlığıyla özetler. Kadınların toplum içinde daima etiketlenmesi ve hüküm altında olması sakat ve sorunlu ilişkilerin yapı taşıdır en nihayetinde. Virginia Woolf’un bahsettiği ‘’kendine ait bir oda’’ kavramını ele alırsak, kendine ait bir odası, zihninde kendiyle savaşmadığı bir dünyası olamayan bireyler birbirlerinin yaşamlarında sağlıksız ilişkilere neden olmaya mecburdur. Birey olabilmenin şartlarını karşılayamadığımız ve bunun yükünü omuzlayamadığımız takdirde eksik hissetmeye ve mutsuzluğa mahkumuz. Yazarın şu alıntısıyla bitirelim bu incelemeyi:

‘’Bir insanın sevdikleriyle birlikte olmaktan ne kadar hoşlanırsa hoşlansın; gene de bir başkasıyla paylaşmak zorunda olmadığı bir boş zamanı, bir başkasıyla uzlaşmak zorunda kalmadan yapabileceği işleri olmalı.’’

Kendimize ait odamızı zihnimizde kurabilme cesaretini bulabilmek dileğiyle, keyifli okumalar.

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Sayfalarda Romantizm: Gelmiş Geçmiş En iyi 7 Aşk Romanı

Edebiyatın doğuşundan itibaren yazmak için yegane neden olmuştur aşk. Acılarını, hislerini, duygularını sözcüklere dökmeyi bilenler satırlarıyla okuyucuyu daima büyülemiştir. Aşk üzerine kurgulanmış romanlar klasikleri...

Başrolünde Tom Holland’ın Olduğu “Cherry” Filmine İlk Bakış

Anthony ve Joe Russo’nun Marvel filmlerinden sonra yönettiği ilk film olan Cherry’den ilk görseller geldi. Spiderman olarak tanıdığımız Tom Holland ile yeniden bir araya...

2021 Grammy Adayları Belli Oldu

Müzik dünyasının en prestijli ödül törenlerinden biri olan Grammy için geri sayım başladı. Önümüzdeki yıl 63. kez düzenlenecek olan Grammy ödüllerine Beyoncé 9 adaylıkla...

Hayat Tarzlarıyla Beraber Sosyal Ağların Benzeşmesi

İnsanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden bir tanesi de şüphesiz ki matbaanın keşfedilmesidir. Matbaa sayesinde insanlar kendi fikirlerini, düşüncelerini veya yorumlarını diğer insanlara aktarmaktaydı. Bu...

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...