Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Sabahattin Ali’nin (d.1907- ö. 1948) Kürk Mantolu Madonna adlı kitabı son yılların en çok okunan kitapları arasına girdi. Bu durum ilk etapta sevindirici lakin sonrası muhakemeye muhtaç. Görülüyor ki okuma bilgi birikimi edinen yetişkinlerden ziyade gençlerin de radarına girmiş durumda. Bu yazıyı, gençlerin hatalara düşmemesi açısından ve her gün televizyon ekranlarında olan gazeteci-sunucu olarak itham edilen şahısların kitleleri yanlışa sürüklememesi için kaleme alıyorum.

Roman, Andrea Del Sarto’nun 1517 yılında yaptığı Madonna of the Harpies adlı tablodan yola çıkarak kurgulanan Maria Puder karakterinin eserdeki Madonna’ya benzemesiyle, kitabın hikayesinin temelleri oluşuyor. Kitabın ismi ise şöyle ortaya çıkıyor: kurgulanan Maria’nın portresi ile Sarto’nun Madonna of the Harpies tablosundaki kadınların benzerliğini, kitapta söylendiği üzere şakayla karışık olarak söylenen “Kürk Mantolu Madonna” ifadesi ile belirtiliyor. “Madonna” kelimesi İtalyanca “kadın” anlamına gelmektedir. Sanatta kullanılan Madonna ismi Meryem Ana’yı anlatır. Tablonun ismini çevirmeye çalışırsak Meryem Ana’nın kötülüğe gazabı diyebiliriz. Yunan mitolojisinde geçen “Harpies” erkekleri cezalandırmasıyla bilinir. Tablo İtalya Rönesans Dönemi’nin kilise için yapılmış en önemli eseri niteliğindedir. Bu bilgilendirme sonrasında romanımıza dönelim.

Aslında romanda iki önemli husus bulunuyor. Genel bir okuyucu kitlesi kazanmasına etkili olan önemli birinci husus, “bilindik unsurlar” barındırıyor, olmasıdır. Bu unsurlar platonik aşk, aşka karşı engeller ve hüzünlü son olarak görülebilir. İkinci husus “kitabın alt metni”dir. İkinci husus: kitabın geleneksel halk mitlerinden yararlanması, insan psikolojisi tahlili, yabancılaşma sorunu ve kuvvetli üslubudur. Okuyucumuzu, birinci hususun etkisiyle kitabın kendine çektiğini düşünüyorum. Kitabın raflardan alınmasına ve okunmak için tercih edilmesine kadar zaruret yoktur. Romanın gerçek manada okunması ve okunması üstüne inceleme sayfaları karıştırılması, genç kitle için çok önemlidir. Kılavuz olması açısından; Ramazan Korkmaz Sabahhatin Ali İnsan ve Eser, Sevengül Sönmez A’dan Z’ye Sabahattin Ali ve ortak hazırlanan Filiz Ali Atilla Özkırımlı, Sevengül Sönmez Sabahattin Ali Anılar, İncelemeler, Eleştiriler adlı inceleme kitapları faydalı olacaktır.

Roman iki ana karakter etrafında sarılır. Raif Efendi ve Maria Puder birbirlerine büyük bir aşk beslemiştir. Raif Efendi ailesi tarafından hor görülen bir karakterdir. Fakat bu konuyu Raif Efendi olağan karşılıyor:

“Karımdan, çocuklarımdan, alelumun ev halkından fazla bir alaka gördüğüm yoktu; fakat bunu beklemeye hakkım olmadığını da biliyordum.”(s.149)

Bu durum karakterimizin yaşadığı hayattan mutlu olmadığını gösteriyor. Raif Efendi karakterini anlamak için Maria Puder’den önce ve sonra olarak bakılmalı. Puder’den önce yabancılaşan ve hayattan kopan karakterimiz platonik bir aşk ile hayata bir parça, tutuyor. Bu tutuş bir kadına. Lakin farklı bir kadına. Raif’in sergide gördüğü Maria Puder’in kendini çizdiği portresi. Bu portre karakterin tahayyülünde beğendiği bütün kadınların genel bir yansımasıdır.

“Onda Halit Ziya’nın Nihal’inden, Vecihi Bey’in Mehcure’sinden, Şövalye Buridan’ın sevgilisinden ve tarih kitaplarında okuduğum Kleopatra’dan, hatta mevlit dinlerken tasavvur ettiğim, Muhammed’in annesine Amine Hatun’dan birer parça vardı. O benim hayalimdeki bütün kadınların bir terkibi, bir imtizacıydı.”(s.55)

Raif Efendi, aslında aşık olduğu Maria Puder’in çizdiği portresidir. Yukarıda bahsettiğimiz Türk halk mitleri tam da burada “resimden aşık olma motifi” ortaya çıkıyor. Yazar yüz yıllardır süre gelen bir geleneği tekrar ediyor.  Daha sonraları karakter bu portrenin ressamının, kendini çizdiği öğrenilir. Böylelikle Raif, ressamın peşine düşer. Yaşanan aşk, Raif Efendi’yi yabancılaşmaktan kurtarır. Daha sonraları Raif Efendi’nin hayatını ve kişiliğini merak eden anlatıcı karakterimiz ile tanışır. Ona kendisini tanıması için defterini verir. Defteri okuyan anlatıcı karakter, Raif Efendi’ye giderken Raif Efendi’nin öldüğü öğrenilir ve anlatıcı karakter hüsrana düşer. Defterden öğrenmekteyiz ki Maria’nın hastalığı sebebi ile yanına dönen Raif Efendi babasının ölümü ile Maria’dan ayrılır. Bu ayrılış onu karanlığa tekrar iter. Maria’nın kendisini unuttuğunu düşünürken aslında on yıldır ölü olan Maria, Raif Efendi’nin çocuğunu doğururken ölür.

“-Ressamdı mı dediniz? Şimdi değil mi?

 Kadın, etrafına bakınarak, küçük kızı aradı, onun vagona girip oturmuş olduğunu görünce, başını bana doğru eğerek: 

-Tabii değil.. dedi. çünkü artık yaşamıyor!

– Nasıl? 

Bu kelime ağzımdan biri ıslık gibi çıktığını duydum.” (s.155)

Kitabın görünür hali budur. Alt metinleri okumak gerçek eseri ortaya çıkarır. Eserde yabancılaşma, soyutlanan karakter vurguları vardır.

Akşam yemeğinde bir misafir bulunduğu zaman kardeşlerinin veya Nurettin Bey’in: “Eniştem gidip alıversin!” diye yüksek sesle emretmelerine meydan vermemek için kocasını yatak odasına çekerek tatlı olmaya çalışan bir sesle “haydi, şu bakkaldan sekiz yumurta ile bir şişe rakı alıver. Şimdi onları sofradan kaldırmayalım!” diyor. (s.31)

Raif Bey, ailesi tarafından  önemsenmez ve ailesi için değersizdir. Sabahattin Ali, eserinde küçük düşmüş bu acınası adamın, aslında ait olmadığı bir yerde olduğunu gösterir. Raif Bey için işi, evliliği, evi, akrabaları bir yabancıdan ibarettir. Hayatının belki de en büyük hatasını yaşamakta olan Raif Bey, öyle yalnızdır ki kendisini tanımak isteyen genç ile çekingen bir iletişim kurarak kendini ifade etmek ister. Buhrana düşmüş karakterimiz bir çıkış yolu olarak defter tutar. Ama yazmasının sonu gelmemektedir. Görüyoruz ki Raif ve Maria, sorunlarını birbirlerinden ayrı şekilde bitiremiyorlar.    

“İşte bu andan itibaren bende, hayatımın istikametine hakim olan değişme başladı. Lüzumsuzluğuma, faydasızlığıma bu andan itibaren inandım.” (s.124)

Yabancılaşan karakterin aşık olmak için seçtiği karakter ise ayakları yere sağlam basan, hayat dolu bir karakter olarak görünür. Yazar burada bizi şaşırtır ve Maria karakterinin de sorunlarından bahseder.

“Bu eksik sana değil bana ait… bende inanmak noksanmış…” (s. 135-136)

“İnanmak noksanı” ile yeni bir vurgu ortaya çıkıyor; “umutsuzluk”. Maria’nın bu sorunu, kendisini tek görmesiyle bağlantılı. Gerçekten sevileceğine inanmamak, kendisine benzeyen veya kendi varlığına yakın bir varlık olacağına, inanmama durumuyla alakadar. Diyebiliriz ki yabancılaşma ve umutsuzluk, romanın genel hatlarına kadar nüfus etmiştir. Sabahattin Ali romanında hem güçlü bir aşk hem sıradan bir insanın dahi ruh halinin çarpıcılığını görmek hem de sevgisizlikten, umutsuzluktan kurtulmaya çalışanların çabasını anlamak açısından önemlidir. Kürk Mantolu Madonna “sadece bir aşk romanıdır” sonucuna varmak yanlıştır. Roman her insanın bir hikayesi olduğuna ve insanın yabancılaşan ruh halini görebilmeye dikkat çekmiştir.    

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin