Babamla tartıştık, öfkemin büyüklüğünü tarif etmek için bir dağ ismi söylemem lazım ama kafam “sıçarım dağına da ismine de” deyip isyan ediyor.
En iyisi uzaklaşmak deyip atlıyorum arabaya ve gidiyorum. Öfkem evden uzaklaşmamla ters orantılı olarak arttı. Konuşmam lazım yoksa sinirden delireceğim, derken yol kenarında (otobanda) kadınları gördüm. O… samimiyeti diye bir şey var. Rol yapmadan, içinden geleneri insanın yüzüne tokat atar gibi söyleyebiliyorlar. İstediğim de böyle bir muhabbet. Sağa yanaştım ve kadın adım adım arabaya geldi. Pencereyi açtım, kadın acıyan gözlerle baktı ya da ben öyle hissettim. “Buyur aslanım” en nefret ettiğim cümledir: “Aslanım!”, “Abla !!”. “Sen ablanı mı s…” deyince az kalsın küfrü basacaktım. Sonra bir şeylerin ters gittiğini anladı. Ne istiyorsun deyince, kafamdan cümleleri aktaramayacağımı ve saçmalar durumda olduğumun farkındaydım. “Konuşmak!” çıktı ağzımdan. Sanki bunu isteyen ilk insan ben değilmişim gibi ya da kadın utangaç olduğumu ve yatmak istediğimi düşünüp kabul etti ama “nasıl düştüğümü soracaksan sorma” hayır hayır kendi derdimi anlatmak istiyorum. “O… tavsiye mi istiyorsun?” deyince  evet demem onu bile şaşırttı. “Git orada pezevenk, konuş” dedi. Uzaktan görünce sırtı dönüktü. Yanına yaklaştım. Yüzüne bakar bakmaz tanıdım. Mahallemizin “büyük adam olacak” diye elle gösterdikleri İlyas’tı bu. Hatta yazın Kur’an kursunda elifbayı hepimizden önce bitirince annemden fırça yemiş, üstüne “Dayın gibi kominist mi olacaksın bak İlyas’a” kominist olmuştum. Beni görünce o da tanıdı ve yüzsüzlüğe vurdu. “Ne yapıyorsun gardaşım” ne yapıyorum boşver “Sen ne yapıyorsun lan” “Kimseye beni gördüğünü deme kurbanın olayım” demeye getirdi. Sana bir kıyak yapacağım deyip bir de gülümsedi. Git para istemiyorum istediğinle, “Dur dur lan öyle bişey değil” demeye çalıştım ama olmadı. Ayrıldık kadına “Tamamdır” deyip karşıya sessiz bir yere geçip konuşalım dedim. Tam o sırada polisler geldi ve kadın koşmaya başladı. Arkama baktım İlyas yok! Ulan benim başıma kaldı. Derken kadın karşıya geçerken arabanın biri hızla gelip çarptı. Kadının bağırması ortalığı yıktı. Polisler geldi ve tüm ahlaksız cümleleri sıraladılar. Ambulans çağırmayı düşünmediler “arabaya binin lan” o lan banaydı. Arabada iki hayat kadını ve ben. Arabamı da polislerden biri getiriyor. Ulan İlyas yapacağın kıyağa! Yanımızdaki ikinci hayat kadını söylendi, “Karşıya ne için geçiyordunuz?” Konuşmak istedim ondan. Ne konuşacaktınız? “Babam abla, kardeşimi kız kardeşimi hiç istemediğimiz birine veriyor”, “benim o… çocuğu babam da öyle yaptı buradayım”
Ben kardeşimin kendi kararıyla evlenmesini hatta düğününde gözlerinden mutluluk ışıkları çıkınca “İşte ailem demesini” isterdim ama abla (abla demem yersizmiş gibi baktı) aşık olmasını gelip omzumda ağlamasını isterdim. Gözümün içine dünyanın yaratılışıyla ilgili bir şey diyecekmiş gibi baktı “Yeditepe İstanbul dizisi vardı, biliyor musun?” bir hayat kadınıyla ortak yönüm olması şaşırttı “En sevdiğim diziydi abla” “Ömer, Remzi’ye aşk nedir diye sorar ” aşk, lunaparktaki tahta ata benzer hani jetonla çalışır ya böyle atarsın içine bir ileri bir geri bir ileri bir” geri… Sanki bir yere gidiyormuşsun gibi bir his, böyle bir coşku, ayakların yerden kesilir. Halbuki bir yere gittiğin yok. Tahta at çakılı oraya. Jeton bitince rüya buraya kadar, anladın mı?”  işte o atın da Allah belasını versin, ayaklarımızı yerden kesen o hissin de… Karakola giriyoruz, önce bir küfür faslı ve sonra ifade faslı başlıyor. “Tahta attan da babamdan da şikayetçiyim” “Edebiyat yapma lan, atın içeri artistlik yapmasın pezevenk…”

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin