Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



“Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır.”

Sylvia’nın hissettiklerini anlatabilecek en güçlü cümle bu belki de…

Sırça Fanus, Sylvia’nın ilk kez 1963 yılında, ölümünden bir ay önce başka bir adla yayımlatabildiği romanı.

Bu roman, başarılı bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood’un 1950’lerde New York’a önemli bir moda dergisinde çalışmak için gelmesiyle başlıyor. Tıpkı günümüzde olduğu gibi acımasız, rekabetin yüksek olduğu iş dünyasının pençelerine atılan Esther, büyük şehir yaşamına ve iş hayatına ayak uyduramayıp yavaşça yıpranmaya başlar.

Kitabın ilk kısımlarında klasik bir gençlik romanı okuyacağınız hissine kapılabilirsiniz. Fakat sayfalar ilerledikçe derinleşen ve hayata dair sorular içeren bir roman okuyacaksınız. Esther’ın rekabetli acımasız iş dünyasında, erkeklerle olan ilişkilerinde nasıl boğulduğunu ve çırpındığını göreceksiniz.

Kitabın ileriki kısımlarında, Esther, New York’a veda edip kendi şehri Boston’a geri dönüyor. Ve burada yavaş yavaş depresyonun genç bir kadını nasıl ele geçirdiğini okuyoruz. Başarısız ya da yarım kalan intihar girişimlerine tanık oluyoruz. En sonuncusunda Esther’i bir akıl hastanesinde buluyor ve kitabın geri kalan kısmında depresyonla ve akıl hastanesiyle olan mücadelesini okuyoruz.

Yer yer mizahi bir dile sahip olan bu roman, psikolojik tahlilleri, sade ve akıcı diliyle harika bir eser. Dil o kadar etkili kullanılmış ki, depresyonla başa çıkan bir insanın psikolojisini, hislerini ve hayata nasıl baktığını çok iyi anlayabiliyoruz. Aynı zamanda akıcılığı sayesinde bir gecede okuyabileceğiniz bir roman.

Eğer ki daha önce kitabın yazarı Sylvia Plath’ın hayat hikayesiyle bir yerde karşılaştıysanız bu romanla bağdaştırabilirsiniz. Çünkü kitap aslında yazarın otobiyografisi de denilebilir. Yaşamında tıpkı Esther gibi sorunlarla ve manik depresif bozukluğuyla başa çıkmaya çalışan Sylvia, yarattığı bu karakterle birlikte, o dönemdeki psikolojisini okuyucuya mükemmel bir şekilde aktarmış. Romanda, siz de, kendinize ve hayata dair sorduğunuz sorularla karşılaşabilirsiniz ve bu genç kadının hayat öyküsünü belki de kendi öykünüze benzetebilirsiniz.

Sylvia Plath, 20. yüzyıl Amerikan edebiyatının melankolik prensesinin kaleme almış olduğu hayat öyküsünü hepinizin okumasını tavsiye ederim!

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin