Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



İkinci Abdülhamit’in edebiyat ve yayın camiasına olan baskıcı tutumunu hepimiz biliyoruz. Siyaset ve tarihin edebi alana ne kadar çok etki ettiği yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle Abdülhamid döneminde servet-i Fünun çevresinde birleşen sanatkarların çokça istibdad altında kaldığını söylemek gerekmektedir. Bizi daha çok ilgilendiren şey ise bu istibdadın hangi eserlerle insanlara duyurulduğu olmalıdır. Bu yazımda size Nahid Sırrı Örik’in “Sultan Hamid Düşerken” adlı romanın özelliklerinden bahsedeceğim.
Bu romancının tutumu İttihat ve Terakki hakkında roman yazanların tutumlarına hiç benzemiyor. Kitabın birinci baskısı “Sultan Hamit düşerken” ismiyle basılır. Daha sonra ikinci baskıda “Abdülhamit Düşerken” diye değiştirilmiştir. Romanın ana kahramanlarından biri Mehmet Şehabettinpaşa, Osmanlı  bürokrasisin son döneminin tipik bir örneğidir. Dönemin özelliklerini çokça yansıtır ve özellikle basım yayın camiası üzerinde durur. Bir toplumu karaktere indirger yazarımız.

Örik, Mehmet Şahabettin Paşa’yı anlatırken onun sadece tarihsel ve toplumsal kişiliği üzerinde durmuyor, tarihsel roman yazmaya meraklı kimi romancılarda sık sık rastladığımız  bir takım bilgileri de konuşma yoluyla romana aktarıyor. Yani kendi fikirlerini oldukça göz önünde bulunduruyor. Tarihi açıdan kesinlikle incelenmesi ve okunması gereken bir kült eser… Ayrıca bu roman, baş karakterini konuşturarak dönemin en önemli özelliklerini okuyucuya sunmaktadır. Tarihsel bilgiyi ve realiteyi edebi zevk ile birleştirir. (Bazı edebiyat tarihçileri edebi yönden düşük bulmuştur.) Daha sonra yazar,  Şahabettin Paşa’daki mevki tutkusunu büyük bir ustalık da yazmaya devam eder… Şüphesiz dönemin en önemli özelliğidir bu. Mevki tutkusu. Şahabettin Paşa, yalısından sürekli etrafı gözler ve etrafı siyasete göre tasvir eder. Yazarın yaptığı aslında okuyucuyu da bilgilendirmektir. Böylece tarihi dokuyu hem de edebi zemini okuyucuya yansıtır.

Roman böyle devam ederken, bir hareketlenme vuku buluyor; Paşa’nın kızı evlenmek istiyor… Bir çöküş ahlakıdır Şahabettin Paşa’nın ahlakı. Şahabettin Paşa tüm devletin timsalidir burada… Tarihi gerçeklikler bu sefer bir aile ile yüzümüze vuracaktır. Roman, yozlaşmış bir aile yapısına da değinmekten asla çekinmez. İşte bu romanın hala ilgile okunmasının sebebi budur. Yazarın sadece toplumsal bilgilerle yetinmesi,  roman yazdığını hiçbir zaman aklından çıkarmayarak toplumsalı kendinde somutlaştıran bireyi yaratabilmiştir. Romanın diğer karakteri Nimet Hanım, yine tarih dışına itilmez. İki meşrutiyet arası dönemde sıradan, alelade ve herhangi bir Paşa kızı olan Nimet, bu devingen somut tarih içinde akılalmaz ölçüde tutkulu ve hırslı bir Balzac ya da Dostoyevski tipine dönüşür aniden. Evet çoğu edebiyat eleştirmenimiz böyle bir tiplemeye benzetir Nimet’i.  Çünkü hareketleri aynı diğerleri gibidir.

Doğru olmayan şey ise, böyle bir tipi 1908 Osmanlı toplumunda varmış gibi göstermektir. Yazar, Nimetin kişiliğinde neredeyse bir üstün kadın yaratmak ister gibidir. Bunun için Nimet’e kahince sözler söyletir.
Nahid Sırrı Örik, Abdülhamit’in tahttan indirildiği zamanı da ayrıntıyla ele alır. Aslında romana adını veren de budur. Bundan sonrası da tarihçinin işidir. Romancının değil. Nahid Sırrı’ya göre 31 Mart, birkaç gün taze ve mutlu bir havadır. Bunu şöyle açıklayarak bölümü bitiriyor;
“İstanbul’da sükun geri gelmişti ve dökülmüş azıcık kan, bu inkılap için ödenmesi kabul edilebilecek çok küçük bir sadakaydı.”

Kaynak: Fethi Naci “Roman ve Toplumsal Değişme”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin